Zagreb Dönüşü

Epeydir yazamayışımın nedenleri var sevgili izleyenlerim. Planlarımızın büyük bir kısmı büyük bir ölçüde hiç aklımızdan geçmeyen şekilde değişti. Bir anda dün sabah itibariyle kendimi iş yerimin masasında buluverdim!! Ofis hanımlığına yeniden merhaba!

Ne oluyordu? Daha iki gün önce 7 çeşit yemek yapmak suretiyle mutfakta harikalar yaratırken, evimi herrrrr gün tertemiz silip süpürürken kendimi etek-ceket bir masa başında bulunca biraz garip oldu.
Çok yabancı olduğum bir durum değil aslında. Neticede aşağı yukarı on yıldır bu duruma aşinayım ama plansız şekilde gelişince olaylar biraz şok oldum tabii. Üstelik iş yerimde de konular biraz olumsuz ilerledi, ilerliyor. Canım biraz sıkkın yani kısaca.
Ama konu bu değil. Hazır işe yeni dönmüşken, gündeme getirmenin tam zamanı olduğunu düşündüğüm konu, çalışmaya başladığım gün itibariyle canımı sıkmaya başlayan, sonrasında evlilik ve çocuk olaylarının hayatıma dahil olması ile can sıkıntımı zirvelere taşıyan bir konu: mesai saatlerinin gereksiz uzunluğu. 
Kurumsal çalışma hayatında olup da kadın/erkek fark etmeksizin mesai saatlerinin çok uzun olduğunu düşünmeyen var mı bilmiyorum. Varsa gerekçeleri ile bilmek isterim, lütfen.
Türkiye’de günlük çalışma saatleri 8-17 , 08:30-17:30, 9-18 gibi türevleri olmakla birlikte toplamda 8 saat. Bir saat de öğle arası etti sana 9 saat. İşe git gel yol süresi – en iyi ihtimalle- 1 saat. 10 saat oldu. Makyaj-traş-giyinme vs buna da yine en iyi ihtimalle yarım saat eklersek. Karşımıza iş için harcanan minimum 10 buçuk saatlik bir zaman dilimi çıkıyor. Gün 24 saat malum. Uyku seremonisi, pijamanı giy, dişini fırçala, duş al vs vs.,  uyku  dahil 8 saat olsun. 10,5 + 8 = 18,5 . 24-18,5. Geriye 5 saat zaman kalıyor uyanık halde geçireceğiniz.
Şimdi bu 5 saat zamanda yemek yiyeceksiniz, yemek hazırlayacak, pişireceksiniz. Tuvalete gideceksiniz, spor yapacaksınız, tv izleyecek, internette takılacaksınız, sevgilinizle buluşacaksınız, ya da eşinize vakit ayıracaksınız. Çocuklarınıza vakit ayıracaksınız. Ne bileyim, yaşlarına göre, giydirecek, yedirecek yıkayacaksınız, ödev yaptıracaksınız, parka götüreceksiniz, derdini dinleyeceksiniz, alışverişini yapacaksınız, uyutacaksınız. Evinizin temizliğini ve alışverişini yapacaksınız. Anneniz babanız kardeşiniz varsa onlara vakit ayıracaksınız.
Bakın, tüm bunlar her şeyin yolunda ve herkesin sağlıklı olduğu durumlarda yapılması gereken minimumlar. Diğer durumlara girmiyorum. Ve hatta kadınların durumuna hiç girmiyorum.
Gününüzün 10-12 saatini iş için harcadığınız bir dünyada insan gibi yaşamak mümkün değil. Hele de kendi işiniz ya da keyif alarak, mutlu olarak yaptığınız bir iş değil de kurumsal/ofis işleriyse…
İşe girdiğim ilk gün sınırlı zamanlar (ilk işe girdiğim yer bir bankaydı bu arada. Zordan başlamıştım)  kapalı mekanlar, mesai saatlerinde dışarı çıkamamak, her şey için amirinden izin almak kendimi yarı açık ceza evinde gibi hissetmeme neden olmuştu. Masamın karşısındaki camı açıp kafamı dışarı uzatarak bu histen kurtulmaya çalıştığımı anımsıyorum. Daha sonra farklı bir işe girince durum biraz daha çekilir oldu, ben de biraz alıştım tabii ama yarı açık ceza evi hissi yokluyor yine de sıklıkla.
Aslında Avrupa’nın büyük kısmında olduğu gibi bizde de sabah 10, akşam 16 arası çalışılsa?
Kadınlar hem evleriyle ilgilenebilir, ebeveynler çocuklarını okula bırakıp alabilir. Okul çıkışı onları parka götürebilir.
Bu konuda bir de küçük anım var, anlatayım: Varşova’da arkadaşımız olan bir çiftin evine davetliydik. Sohbet ederken konu bizim mesai saatlerimize geldi. Kendilerine (eğer fazla mesai yoksa) akşam 18’de çıktığımızı söylediğimizde ikisinin de yüzünde ”vah vah yazık’‘ ifadesi ile bir acıma gördüm. Üstelik ” o zaman çocukları kim parka götürüyor?;” gibi bir soru sormuşlardı. Ne kadar da naifler değil mi?
Daha çok kadın çalışanlar için olmakla birlikte sadece kadınlar için değil herkes için harika olurdu. Kendinize, hobilerinize, sağlığınıza, arkadaş ve dostlarınıza, ailenize daha fazla zaman ayırabilirdiniz…Daha keyifle ve bence kesinlikle daha yüksek bir verimle çalışılırdınız.
Öğle tatilini tamamen ortadan kaldırsak kesintisiz 6 saat çalışma bence her bakımdan çok daha verimli ve ekonomik olurdu. Öğle tatili tüm kurumlara ve şirketlere zaman ve para kaybı bence. Öğle yemekleri için istihdam edilenler, yemeğin kendisine harcanan paralar, üstelik azımsanmayacak bir kısmı da çöpe gidiyor yemeklerin, harcanan enerji, emek, elektrik…Üstelik 1 saatlik öğle tatili -ortalamada- kaç kişi için tam tamına 1 saat ki? Bunun ofise dönünce yemek üstü kahvesi/çayı, muhabbeti, işe yeniden konsantre olma zamanı derken en az 2 saati bulmuyor mu?
Herkes 10’da işe başlarsa kahvaltıyı geç eder, öğlen 12 de acıkmaz, acıksa da akşam 16’ya kadar yanında getireceği atıştırmalıklarla idare edebilir pekala.
Kurumların ve firmaların bu süre boyunca harcadığı giderler de büyük ölçüde azalmış olur.
Yıllardır içimde biriktirdiklerimi döktüm. İyi oldu. Pek umudum yok açıkçası bu yönde bir değişim olacağına ilişkin. Herkes için çok daha verimli ve ekonomik olabilecek bir değişim olurdu aslında.
Neyse…daha fazla canımı sıkmadan konuyu kapatayım.
Kapattım.
Bloguma uğrayamadığım zaman diliminin bir kısmında gezmelerdeydik yine ailecek. İki gün İstanbul, 4 gün de Zagreb (Hırvatistan) gezisi yaptık. Gelecek günler de yazacağım muhakkak.
İzlemede kalınız efendim.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir