Yaşayan Köy

beypazarı anadolu açık hava müzesi yaşayan köy

Hiç köyde yaşamadım. Çocukken yazları memlekete gittiğimizde bir-iki defa babamın köyüne uğramışızdır. Yazları köyde değil, yaylada yaşanır çünkü bizim oralarda. Yayla yaşamı hakkında az biraz fikrim var ama köy hayatına dair filmlerden, belgesellerden gördüklerim haricinde hiç bir bilgim yok esasen.

Yaşayan Köy ise tam da bu eksiğimizi kapatmak için kurulmuş.
Köyler bizim tarihimiz aslında. Pek çoğumuzun en azından nenesi, dedesi köyde doğmuş, büyümüştür. Yani ”şehirli” olmamız o kadar da eski bir tarihe dayanmıyor; en fazla iki kuşak uzağımız köylü! O nedenle, öyle ” ay canım da nasıl suşi çektiiii!!!”,  ”öğlenleri starbuckstan Kenya kahvemi içmezsem kendime gelemiyorum”  cümlelerini kurarken azıcık komik oluyoruz zannımca.
Henüz nişanlıyken bir iş seyahati gereği Bursa’ya gitmiştim ( Bir ara da Bursa’yı da yazmalıyım kesinlikle). Bursa Bedesten’i gezerken bir yandan da göz ucuyla kendi kına gecemde giymek üzere bindallıları kesiyorum.
Arkadaşım demez mi ”Ayyy!! çok tıradisyonelsiiinnn!!”
Valla affetmedim; ” öyleyim, sonuçta hepimizin en iyi ihtimalle dedesi köylü” deyiverdim.
Pişman değilim. Ha… sonraları kendisinin kendi köylerinde akrabaları ile bağdaş kurmuş otururlarken ki fotoğrafını gördüm!! Tıradisyoneliz işte!!
Ne diyordum? Yaşayan Köy. Evde musluktan sıcak suların akmadığı, hatta evde su olmadığı, çamaşır – bulaşık makinasının daha hayal bile olmadığı zamanlarda köyde bir gün nasıl geçiyormuş diye merak ediyorsanız bu köy tam size göre. Hadi bizler biraz dedelerden nenelerden dinledik, bazılarımız yazları köylerine gitti, oralarda tanık oldu ya da dinledi diyelim; ya çocuklarımız??? Onlar hiç bilmeyecekler muhakkak. ‘Köy hayatı’ denince ‘her şey dahil tatil köyünü’ anımsayan nesiller geliyooorr!!!
Bu nedenle burası için ayrı bir yazı yazmak istedim. Aslında Beypazarı gezimizden dönüşte uğradık buraya. Herhalde içinde bir kaç ördek, tavuk vardır. Belki koyun, keçi…Bizim kız görsün azıcık iyi vakit geçirsin diye gittik. Hatta beklentimiz o kadar düşüktü ki sevgili eşim ”siz ana-kız gezin” diyerek arabada kestirmeyi tercih etti. Büyük kayıp oldu ama kendisi için. Gerçi köyde geçirdiğimiz 2 saat boyunca epey uykusunu almıştır diye düşünüyorum :))
Evet, yanlış duymadınız; tam 2 saat geçirdik köyde, ama hakkını veremedik. Buraya kesinlikle daha uzun bir vakit ayırmak lazım.
Giriş ücretli, önce onu söyleyeyim. Yetişkin 9 TL, öğrenci 6 TL. Öğrenci olamayacak kadar olanlar bedava. Bizim kız gibi yani.
Kapıdan girince odundan yapılmış bir çocuk parkı karşılıyor sizi hemen. Tamamen büyük kütükler oyularak, halat iplerle hazırlanmış tahterevalli, kaydırak ve salıncak. Bizim kıza değişik geldi, güvenip binmedi hiçbirine. Azıcık sağlamcıdır :). Biraz ilerleyince iki yanı küçük dükkanlardan oluşan bir sokağa girdik. Tam da O an da bizi Selma Hanım karşıladı. Bize çok sıcak bir merhaba dedi. Kendisi bir Kültür Bilimciymiş. Bu köyde çalışabilmek için Ankara’dan Beypazarı’na taşınmış. mesleğini yapabilme imkanı bulduğu için çok mutlu olduğunu söyledi. Zaten ne kadar keyif aldığını gözlerinden okuyabiliyorsunuz. Köyü bize O gezdirecekmiş. Hatta bir de tablet vermek istedi gezdiğimiz, gördüğümüz her şey için sesli ansiklopedi benzeri bir çalışma yapmışlar. İçinde seslendirmeler, sesli tiyatrolar var. Bu kısımlar bizim kız için değil ama okul çağındaki çocuklar için muazzam bir öğrenme şekli olur bence.
Selma Hanım ile başladık köyü gezmeye. Arefe günü olduğundan bizden başka ziyaretçi yoktu. Bütün köy bizimdi yani! Köy bünyesinde geleneksel Akdeniz, Karadeniz ve Ankara evlerinin birebir aynısı inşa edilmiş. Karadenizli olmama ve Ankara’da yaşamama rağmen ben en çok Akdeniz evini beğendim. Evlerin inşa edilmesinde kullanılan teknik, mimari bilgi ve malzemeler hakkında bilgi alabiliyorsunuz. Odalarda maketler var. Birinde çeyizini hazırlayan gelin ve arkadaşı, birinde kızı kocaya kaçan annenin kızının çeyizi karşısındaki hüznü, birinde kız isteme töreni canlandırılmış maketlerle. Sadece maketler değil ilgi çekici olan aynı zamanda yaratılan mizanseni diyaloglar halinde ve orijinal yöre ağzına uygun şekilde dinliyorsunuz da. İster girişte size verecekleri tabletten, ister evlerdeki ses sisteminden.
Bizim kız da tıpkı benim gibi evlere bayıldı. Çünkü hepsi ahşap, insanın içini ısıtan, kendini ait hissettiği yapılar. Bizimkiler gibi beton değil!
Evleri gezdikten sonra çamaşırhaneye gittik. Hep filmlerde görmüştüm ya da büyüklerden ” biz eskiden çamaşırları haftada bir gün köyün deresinde tokaçlarla yıkardık” sözlerini dinledik ama hayatımda ilk kez tokaç gördüm.
Köyün çarşısında her türlü el işçiliğini ve zanaatı temsil edecek küçük dükkanlar var.
Horoz, tavuk çiftliği, hindiler, tavus kuşları, keçiler…
Gerçek organik tarımın yapıldığı küçük tarlalar.
Bizim bücür, çekirdeğin nerede yetiştiğini gözleriyle görüp burada öğrendi. Ay çiçeklerinden çekirdek koparıp yedi. Yerlerden semiz otu topladı.
Benim üniversitede çileğin ağaçta yetiştiğini düşünen arkadaşlarım vardı!! Bu yüzden önemsemeliyiz böyle yerleri.
Yaşayan Köy aslında kişisel bir girişim. Ankara Kalkınma Ajansının desteği ile kültür bilimci, Yaşayan Müze ( Beypazarında bizİm Küçük hatunun mızırdanmaları yüzünden gidip göremediğimiz müze) ve Türk Hamam Müzelerinin de kurucu olan Dr. Sema Demir tarafından kurulmuş. Köyü esasen gönüllük esasına dayanarak yaşatmayı amaçlıyorlar.
Köyü ziyarete gittiniz diyelim. O gün içinizden köy kızı olmak geldiyse, giyiyorsunuz şalvarı, köy çeşmesinde su dolduruyor, köy delikanlılarına göz süzüyorsunuz. Sonra çamaşırhaneye gidiyor çamaşırlarınızı yıkıyorsunuz. Hem siz eğleniyorsunuz, hem öğreniyor hem öğretiyorsunuz.
Yaşayan Köy’de konaklamak da mümkün. Az önce bahsettiğim yöresel evlerin odalarından birinde, sadece konaklamak amacıyla kullanılan serenderde bir kaç gece geçirebilirsiniz.
Köyün tarım bahçesinde yetişen taze sebze meyvelerden hazırlanan yemeklerden yiyebilir, hatta ellerinizle toplayabilirsiniz.
beypazarı anadolu açık hava müzesi yaşayan müze
Evleneceksiniz ve düğününüz biraz farklı olsun istiyorsunuz diyelim. Buradaki köy meydanında şahane bir köy düğünü yapabilirsiniz.
Hatta bence kına geceleri için biçilmiş kaftan Yaşayan Köy.
Okul gezileri için harika bir alternatif. Hatta Ana okulları için bile.
Ben bayıldım buraya. Bizim kız da öyle. Ağlaya ağlaya bindi arabaya.
Yolunuz yakınına yöresine düşerse mutlaka ama mutlaka gidin. Hatta bir gece konaklayın, ertesi gün yola devam edersiniz.
Ben kesinlikle tekrar gideceğim. Hatta kendime rol bile beğendim: Köy Ağasının Hanımı olacağım :))
Herhalde yani :))

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir