Yaş Alıyoruz Vesselam…

Yazı görselindeki rakamı görünce aklınıza ilk ne geldi? Hadi söyleyin. 34 görünce aklına İstanbul gelenlerden misiniz siz de? 34 sayısının bana da çağrıştırdığı ilk şey İstanbul’du. Amma 34 benim yaşım sevgili izleyenlerim. Ve hatta kendisini bitirip 35’e doğru hızla ilerlemekteyim.
Bir önceki yazımda 30’lu yaşlarımın ortalarını eda ediyor olmam sebebiyle hayatı sorgulama modunda olduğumdan bahsetmiştim. Halen bu moddayım. İşten güçten vakit buldukça sorguluyorum işte. Bugün, yaşlanmak ve yaş almak üzerine daha önce zihnime hiç ama hiç uğramamış olan iki konudan bahsetmek ve sizinle paylaşmak istiyorum.

Son günlerde kendimde fark ettiğim bir durum var : Eski kelimelere merakım arttı. Sadece yaşı büyük olanlar (fark ettiyseniz yaşlı demedim, yaş aldıkça yaşlı sıfatı daha bir itici geliyor, nedense…) eski kelimelerle konuşur diye kazınmış aklıma. Ee yaş 35’e geliyor hızla, malum. Bu durumu da hemen yaşlanıyor olmama yordum.
Kitap okumaya evde babamın eski romanlarından başladığımdan, mesela Yakup Kadri Karaosmanoğlu‘nun en bilinen romanlarından Yaban’ı 1960 basımından okuyunca kelime dağarcığına epey eski Türkçe kelime ekleniyor insanın. Biraz kulak aşinalığı da oluyor tabii haliyle. Daha 10’lu yaşlarınızı sürerken yaşıtlarından farklı kelimelerle konuşmak da pek bir havalı oluyor, bu da konunun başka yönü.
Mamafih, behemehal, hattı zatında, beynelmilel… Bu ve benzer, daha önce duyduğum, okuduğum veya hiç duymadığım pek çok kelime ve kelime grubu kulağıma takılıyor bu sıralar, algıda seçicilik diyelim. Öğreniyorum, hatta cümle içinde kullanmaya da gayret ediyorum ki kalıcı olsun :))
Konuyu irdeleyince aslında durumun sadece yaşlanmaktan kaynaklanmadığına kanaat getirdim. Yılların birikimi aslında bu kelimelere merakım. Benim Türkçe dışında bildiğim tek dil İngilizce. İngilizce ihtiva ettiği kelime sayısı bakımından oldukça zengin bir dildir. Bize öğretilen, ve bizim öğrenip de işimizde gücümüzde kullandığımız İngilizce elbette ki Shakespeare İngilizcesi değil.  Buna rağmen, benim bilip de kullandığım İngilizcede bile neredeyse her duruma, her duyguya karşılık gelen ayrı bir kelime vardır. Anlamlardaki nüansı en iyi şekilde ifade eder.
Hattı zatında, Türkçe de ifade karmaşası yaratmayacak zenginlikte bir dil. (cümle içinde kullanıyorum gördüğünüz gibi, anlamını merak edenler buraya bakabilir )Kelimeleri öğrenmek ve kullanmak lazım. Ama tabii kullanabilmek için toplumun genelinin de bu kelimelere vakıf olması gerekiyor ki karşılıklı anlaşma mümkün olsun. Kişi başı yıllık okunan kitap sayısı yüzde 1’in altında olan bir ülke olarak yiyecek daha çok fırın ekmeğimiz var ne yazık ki.
Ben okuyan, naçizane biraz da yazan çizen bir insanım, malum. Buna karşın burada, bu blogda yazarken bazen anlatacağım durumu tam anlamıyla ifade edecek kelime bulmakta zorlanıyorum. Bunda elbette benim de payım var. Çok daha fazla okuyan, okuma yelpazesini çok daha geniş tutan biri olsaydım bu sorunla daha az karşılaşırdım, kesin.
Duygu ve düşüncelerin bu gibi kelimelerle daha açık daha net ifade edilebileceği aşikar ancak bırakın konuşmayı, kendini ifade etmek için tek bir emoji kullanmanın yeterli olabildiği bir devirde yaşıyoruz. Uzun ve söylemesi zor, ağdalı kelimeler kimsenin işine gelmez artık galiba. Neyse… ben bu kelimelere kulak kabartmaya devam edeceğim, öğrenmeye ve kullanmaya da. Sadece yazarken değil, konuşurken de.
Gelelim ikici konuya. Yolun yarısı’na 1 var, malum. Sanırım bu durumu pek sindiremediğimden zihnim biraz fazla meşgul bu 34 yaşını bitirip 35’inden gün almak konusuyla. Hatırlar mısınız, çocukken annelerimizin arkadaşı teyzeler ” Ay şekerim, 40’ıma geldim ama ruhum 20 ayol!! kendimi öyle hissediyorum” derlerdi de biz de öyle garip garip bakardık yüzlerine. Vay!! 40 yaş!! Amma da yaşlı diye geçirirdim içimden, yalan yok. Şu anda bu cümlenin aynısını kurmamak için kendimi zor tutuyorum. Yani aslında ruhum her zaman 20’lerde de takılmıyor aslında. Arada bir kendi yaş aralığında da oluyor. Bu nedenle, 35 yaşına 1 kala yani basbayağı yetişkin ve olgun bir birey olarak, toplumun, ailemin ve sosyal rollerimin neresinde ve nasıl duruyorum? Acaba nasıl durmam gerek? vb. sorular gün içinde belirebiliyor zihnimde. Orta yaşlı olmaya doğru ilerlerken yaşlanınca hayatı nasıl yaşamak isterim? Emekli olunca ne yapacağım? gibi sorular da algılarımda seçicilik yaratıyor bu aralar. 30’lara kadar okumakla, iş aramakla geçen yıllar, 30’lar ve 40’lar da evlilik, çocuk, çocukların okulları derken bir koşturmaca bir telaşe içinde geçip gidiyor. Yaşlanıp, yıllarca yapılan işlerden emekli olunca beynen ve fiziken meşgul olabileceğim, üretebileceğim, başkalarına da faydamın dokunacağı  bir uğraşımın daha olması gerektiğine karar verdim. Ve buna bugünlerden yatırım yapmaya başlamak gerektiğini de fark ediyorum.
Benim gibi ileri genç (orta yaş demiyorum bak) yaşlarını sürenler hayat gailesi içinde sadece, en iyi bildikleri işleri ofislerde yaparak, hobilere, ofis işleri dışında üretim yapabilecekleri başka alanlara vakit ayırmayarak, bunun için kafa yormayarak kendilerine kötülük ediyorlar.
Hangi yaş gurubundan olursa olsun bu yazıyı okuyanlar, bir düşünün bakalım? Yaş alıp da ofis işlerinden emekli olduğunuzda gününüzü nasıl geçirmek istersiniz?
Ben mi? Hmmm.. Ben yazar olabilirim mesela. Bu kadar severek, bu kadar isteyerek yaptığım bir iş neden ileri yaşlarımın uğraşısı ve belki de mesleği olmasın ki?
Hem belki eski kelimelere, ağdalı Türkçeye karşı hasıl olan merakım belki de ileride yazacağım romanlara hazırlık olsun diyedir.
Kimbilir…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir