Uzun Bir Aradan Sonra…

 

Evet, uzun bir aradan sonra yeniden merhaba sevgili izleyenlerim! Bu kadar uzun süre yazmadan durabilmeme ben de şaşırıyorum ancak ciddi bir mazeretim vardı: trafik kazası!! Şükür ki ucuz atlattık dediğimiz bir kaza.

Annem, kendisi 6o’ını çoktan devirmiş olmasına karşın içindeki çalışma azmini ve meslek aşkını keybetmemiş bir insan olarak hala çalışmaktaydı. Zaten daha önce de bahsetmiştim benim ailemde çalışan kadın çoktur. Karadenizliyim bir de, bizim oralarda kadınlar hep çalışır, çalışır…Hayat biçimidir çalışmak.

Bu talihsiz kaza da annemin başına işe giderken geldi maalesef. Yaya geçinde ve yayalara çok yakın seyreden bir motosiklet anneme çarparak sağ bacağının kırılmasına ve çeşitli yerlerinde de çürük ve çatlaklara sebep oldu. Çok daha vahim şekilde sonuçlanabilmesi muhtemel bir kazayı motosikletin çok hızlı olmaması sayesinde bu şekilde atlattık şükür. Ancak yaklaşık 10 gündür yaşadıklarım ve ailecek yaşadıklarımız bana çok şeyi hatırlattı, öğretti, anlattı.
Motosiklet adlı taşıt aracını şehir içindeki trafikte bir türlü kabullenememiştim hiç. Halen daha öyleyim. Nedense trafikte normal seyreden bir otomobil gibi algılamam için kendime telkinde bulunmam ve özel bir gayret göstermem gerekiyor. Motosiklet kullanmak çok zevklidir eminim. Hatta ben de isterim ama şehir içi trafiğe gireceğimi hiç sanmıyorum! Binlerce agresif insanın, aceminin, işe veya herhangi bir yere yetişmeye çalışan şehir insanının, trafik canavarlarının cirit attığı trafikte motosikletle işim olmaz! Motosikletler hem kendi sürücüleri, hem diğer sürücüler hem de annem gibi yayalar için potansiyel tehlike araçları. Bir kere bu işi kuralına göre yapan çok az. Kask takmaktan bile imtina edeni var!! Neyin kafasındalar hiç anlamıyorum, anlayamayacağım!! Kasksız çoluk çocuk ailecek motorda seyreden, bu çılgınlığı yapan şuursuzlara diyecek hiç bir lafım yok zaten!
Gel gelelim yaşadığımız bu nahoş tecrübeden neler öğrendiğimize.
Her şeyden önce Türkiye’de yaşadığımızı unutmuyoruz. Burası iki metrelik sokaklara trafik lambası diken, üstelik hiç trafik olmamasına karşın o iki metrelik yolu geçmek için yayalara yeşilin yanmasını bekleyen Düsseldorf değil. Yayalara yeşil, araçlara kırmızı yansa da, siz yaya geçidinde de olsanız her daim yolu kontrol edebildiğiniz kadar edin. Her yöne defalarca bakın. Ters yönden gelen, kırmızıda geçen, geri geri giden araç olabilir…Kendi trafik kontrolünüzü kendiniz yapın. Her daim pür dikkat olun. Bunu çocuklarınıza da öğretin, uygulatın.
Motosikletlere ayrı bir dikkat gösterin. Tahmininizden hızlı ya da yavaş hareket edebilir, yön değiştirebilirler. Otomobillere göre çok daha küçük olduklarından dikkatlerden kaçabilirler.
Geleceğe dair plan program yaparken bir dakika sonrasını bilmediğimizi, bilemeyeceğimiz aklımızdan çıkarmayalım. Biz kaza haberini aldığımızda İstanbul’da ada vapuruna binmek üzereydik. Biraz daha geç haber alsaydık, adada mahsur, dönüş vapurunu bekleyecektik dakikalarca.
Birinci derece yakınlarınızdan gelen telefonları mümkün mertebe yanıtlayın. Telefonumda cevapsız aramalarda ”anneciğim” yazısını gördüğümde ” kızın tuvaletini yaptırayım da öyle geri arayayım” demiştim o gün. Kazayı haber vermek için aramış meğer. Oysa o anda bana ihtiyacı olabilir, bir kaç dakika hayati bile olabilirdi!!
Cep telefonunuzda rehberde ilk sıralarda sıfatlarıyla birlikte yakınlarınızdan bir kaç kişinin telefonu olsun. Herhangi bir kaza anında bilinciniz yerinde olmazsa eğer, aranmaları için. Kocam Ali, Kardeşim Ayşe, kızım Fatma vb.
Genel sağlığınıza çok dikkat edin. İyi beslenin. Bedenin geçirdiği bu tür travmalarda kolay iyileşip toparlanabilmesi için bünyenizin güçlü olması gerekli.
Bizim için sağlıklı olan kilo aralığında kalmaya çalışmak da çok önemli. Vücudunuzu kontrol edemediğiniz ve/veya yürüyemediğiniz durumlarda sizinle ilgilenecek kişilerin- dolaylı olarak sizin- işlerini kolaylaştırmak için bu konu da çok çok mühim.
Sosyal güvenceniz mutlaka olmalı. Özel sağlık sigortası bile yapılmalı hatta. Biz annemin ameliyat dahil tüm tedavisini devlet hastanesinde yaptırdık. Gayet de memnunuz ama her zaman bu kadar şanslı olunmayabilir. Yeri gelmişken; devlet hastanelerinin durumu geçmiş yıllara nazaran çok daha iyi. Yatan hasta bölümünde beklentimin oldukça üzerinde bir fiziki ortam vardı. Hizmet konusunda da tüm sağlık çalışanları ellerinden geleni yapıyorlar ancak hasta sayısı-doktor-hemşire oranı oldukça farklı. Bu nedenle devlet hastanelerinde iş biraz daha fazla hasta yakınına ve hastaya düşüyor ne yazık ki.
Dost biriktirmenin, gönül kazanmanın, kısaca ”iyi insan” olmanın ödülünü esas böyle günlerde alıyor insan. Etrafına pervane olan, yardım etmek isteyen, moral veren, destek olan akraba, eş, dost esas böyle zamanlarda önemli.
Kıssadan hisse; hayat kısa, her şey anlık. Güzel yaşamak, iyi yaşamak, hayata güzel bakmak, ”şu an” ımızı yaşamak gerek!!
Bir sonraki yazıda elde olmayan sebeplerden ötürü kısa kesmek zorunda kaldığımız İstanbul gezimiz ile karşınızda olacağım efendim.
Sevgiler.

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir