Uyku, Uykusuzluk ve Annelik Halleri Üzerine

Bugünü tarihe not düşmek isterim : 7 Mayıs 2017. Yani benim minik kızımın doğumundan 39 ay 14 gün sonra. Kendisi bugün ”kucağında uyumaktan bıktım, ben yatağımda uyuyayım sen de bana pış pış de” dedi!!
Kökeni uykuya dayanan her türlü fiil ve türetilmiş kelimeler aşkına!!  Bugün yepyeni bir devrin başladığı gündür dostlar!  Bugünleri de görmüş olmak! Şükürler olsun.
Uyku üzerine ne kadar yazsam ne menem bir şey olduğunu anlatmaya kelimelerimin yetmesi mümkün değil. Ancak yaşayan bilir. Bebeğinin doğumundan anca 27 ay sonra ilk kez 7 saat uyuduğu gecenin sabahında hayata yeniden doğmuş biriyim ben. Daha önceki bir yazımda bahsetmiştim zaten. Merak eden buraya bakabilir.
Benim canımın içi kızımla uyku maceramızın nasıl seyredeceğinin ilk sinyalleri daha kendisi doğmadan verilmeye başlanmıştı zaten. Gündüzleri karnımda uyuyor, gece sabaha kadar karnımı depikliyordu sağ olsun. Aslına bakarsanız babası da ben de öyle pek uykucu tipler değilizdir. Bize çekecek tabii kime çekecek. Bu uyku konusunda genlerin önemli olduğunu anne ve babaya çekme durumunun olduğunu duymuştum.
Hiçbir zaman uykucu biri olmadım. Annem, sağ olsun, ”sen bebekken 2 yaşına kadar 2 saat üst üste uyumadım” derdi hep. Kendi çocuğum olmadan önce anneme ait bir tekerleme gibi gelen bu söz öbeğinin ne anlama geldiğini anladım tabii anne olduktan sonra.
Hafta sonları bile hafta içi uyandığım saatte uyanıp sabah sporu yapmayı, yaz-kış sabahın o taze havasını solumayı severdim. Elbetteki makul bir saatte yatıp en az 6 saat kesintisiz uyumak kaydıyla tabii ki. Anne olduktan sonra hayatımın tamamı ve elbette ki uyku düzenim de tepetaklak oldu. Değişmeyen bir tek şey vardı. Hala sabah erken kalkıyordum. Hatta çok erken. Bazen gün bile ağarmıyordu hatta. Sabah 5, 6… Önceki gün sonlanmadan yeni başlayan günler…Üstelik, ”ben düzenli, planlı programlı bir insanım, allem eder kallem eder bebeği de kendime uydurmaya çalışırım” diye ahkam kesiyordum hamileyken. Doğurdum ahkam kesmeye devam ettim. Ne yaptıysam uykusuna istediğim düzeni oturtamadım. Olmayınca olmuyor. Tek yapabildiğim akşam 8’de hemen hemen her şart ve koşulda kızı uykuya yatırmak oldu. Bunun için çok emek verdim. Çok fedakarlık yaptım. Hala da yapıyorum. En azından bunu başarabildiğim ve bu istikrarı koruyabildiğim için çok mutluyum.
Bebekler ve küçük çocuklar en geç akşam 8’de uykuya geçmiş olmalılar. Bunun birinci nedeni elbetteki bebeğinizin/çocuğunuzun hem fiziksel hem de zihinsel ve psikolojik gelişiminin sağlıklı olmasını sağlamak.
Amma… İkinci nedeni de en az birinci nedeni kadar önemli: Anne olarak sizin bedensel, zihinsel ve psikolojik olarak sağlıklı olmanızı sağlamak!!
Bütün gün bebeğin ya da çocuğun, gazı, nazı, maması, ağlaması, evin çamaşırı, bulaşığı derken SOS vermeye başlayan anne için elzem esas akşam 8 uykuları.
Şahsen ben akşam 8’den sonra ”Anneeeeaa” bağırtısı duymak istemiyorum. Yemek yedirme peşinde koşmak, ya da tuvalet adaptörü veyahut lazımlık önünde oturmak istemiyorum.
Akşam 8’den sonra annelik perdelerimi kapatıp sadece ve sadece Özge olarak bir kaç saat geçirmek istiyorum. Kitap okumak, gazete okumak, dizi izlemek, boş boş duvara bakmak, ki yorgun ve yoğun geçen koca bir günün sonunda genellikle boş boş duvara bakmayı seviyorum. Yapmaktan en hoşlandığım hobim!
Kızımı uyutmak için doğduğu günden beri yarım saatle ( gece ya da gündüz uykusu fark etmeksizin uyutmak en az yarım saat sürüyordu) 2 saat arasında geçen süreler harcadım. Hiç de az değil elbette. İlk 6 ay emzirerek ve kucağımda uyutarak uyuttum. Sonra geceleri her 45 dakikada bir uyanmaya ve her seferinde uyutulmayı istemeye başlamasıyla bu işin böyle gitmeyeceğini düşündüm ve O’na kendi kendine uyumayı öğretmeye karar verdim. Yatır kaldır yöntemini kullandım bunun için. Bana en mantıklı ve hem anneye hem de bebeğe en az travma yaşatacak yöntemmiş gibi gelmişti. Yatır kaldır yöntemi hakkında bu sitede bilgi verilmiş, buradan okuyabilirsiniz. Ama esas olarak Tracy Hogg’un ”Annelik Sorunlarına Mucize çözümler” adlı kitabında daha ayrıntılı anlatılıyor, okuyabilirsiniz. Ben bu yöntemi uyguladım ve başarılı da oldum. Gece uyanmaları 1’e inmiş, saatlerce uyutmakla uğraşmıyorum, bir mucizeyi başarmış gibi hissediyorum ve müthiş mutluyum. Derken bir yurt dışı seyahati ( Brüksel seyahatimizden bahsediyorum) ve benim işe başlamam tüm süreci ve emeğimi çöpe göndermeme sebep oldu. Şimdi çamuru seyahatimize ve işe başlamama da atmayayım. Sorumluluk tamamen benim. Seyahate giderken uyuduğu park yatağı götürmeliydim. Alışık olmadığı bir ortamda ve yatakta uyuduğundan gece uyandığında hemen tekrar uykuya geçmesi için tekrar emzirmeye başladım bu seyahatte. Oysa ki yatır kaldır yönteminden sonra yattığım yerden pış pış demem yetiyordu yeniden uykuya dalması için. Aynı tutumu seyahatte de sürdürmeliydim.
Seyahat dönüşü işe de başladığımdan bu kez de vicdanen gece her uyandığında emzirmeye devam ettim. Çünkü beni gündüz zaten göremiyor yavrucak bari gece her istediğinde emzireyim de hasreti azalsın diye düşünüyordum. Böylece kendimi emzirme sürecimizin bitimine kadar ve tüm diş çıkarma sürecini de kapsayan, üstelik tam zamanlı işe de gittiğim korkunç bir uykusuzluk sarmalının içine soktum. Burada da yapmam ve düşünmem gereken şuydu: İşe de gittiğim için yoruluyordum, uykuya ihtiyacım vardı, uykusuz, sağlıksız, sinirli ve mutsuz oluyordum. Kızımın mutlu ve sağlıklı bir anneye ihtiyacı vardı. Üstelik gece emzirmeleri O’nun sindirim sistemi ve sık sık uyanması da sağlıklı uyuyamadığı için genel sağlığı bakımından çok olumsuz bir şeydi. Emzirme sürecini tamamladık. O zamandan beri yani yaklaşık bir buçuk yıldır daha normal ve insani koşullarda geçiyor artık gece hayatımız!
Nereden nereye getirdim konuyu. Aslında kişisel bir milatı yazıyordum değil mi? Doğduğu gün kucağımda emzirme ile başlayan, sonrasında hem uykuya dalarken hem de gece gündüz her uyandığında bana ve emzirilmeye bağımlı hale gelmiş bir bebek ile devam eden, emzirmeyi kesmek ile bugüne kadar süregelmiş  kucakta masal, ninni söyleme sürecinin sonuna geldik demek ki.
Aslında bir sır vereyim mi? Belki bu noktaya, yani yatağında kendi kendine uykuya dalma eşiğini geçmeye bir kaç önce başlayabilirdik. İtiraf ediyorum: O’nu kucağımda sarılarak uyutmayı ben istedim!! Hayatında bir daha hangi dönemde böyle bir şansım olacaktı ki!
Değil benimle ve benim kucağımda uyumak, ergenliğinde benimle konuşmak bile istemeyecek belki (Öyle olmamasını umuyorum!). Gel de kucağımda ninni söyleyeyim yavrum diyecek halim yok ya kocaman kıza. Gerçi istese seve seve de yaparım hani, yaşı fark etmez.
Velhasılı bir kaç ay daha tamamen benim tasarrufum olarak kucağımda uyutmaya devam ettim. Tamam yanlış, belki yaşı itibariyle artık yapmamam gereken bir şeydi ama her şey kitabına göre olacak değildi ya! Belim de ağrıdı, kolum da ağrıdı, boynum da tutuldu…Olsun!
 Annelik böyle bir şey işte: böyle hafif şizofrenik, hafif paranoik, biraz obsesif kompulsif, çok aşırı duygusal, ağlak, ama kaplan gücünde, kıskanç, sahiplenici ama yorgun ve bitkin ve bıkkın.
Yani …hem büyüyor işte tuvaletini klozete yapıyor lazımlık bez temizlemekten kurtuldum diye seviniyorsun. Hem artık yatağında kendi kendine uyuyor, elim kolum belim ağrımayacak saatlerce uğraşmayacağım diyorsun.
Ama bir yandan da büyüyor ve bağımsızlaşıyor artık bana bağlı ve bağımlı olmaktan çıkıyor, birey oluyor diye üzülüyorsun, içini hüzün kaplıyor, boğazına yumruk oturuyor.
Uyku uykusuzluk ve annelik üzerine kendi kendine uyuyan çocuk
Masalın sonu…

 

Öyle işte…
Sevgiler.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir