Tallinn: Orta Çağ’da Bir Masal Şehri

Tarihe ilgim hep vardı. Kaleler, saraylar, krallar, kraliçeler, İmparatorluklar… Yıllar yıllar önce Hürriyet gazetesinin verdiği 12 ciltlik Osmanlı Tarihi Ansiklopedisinin kuponlarını daha çocukken özenle biriktirip almış bir kişiyim. O zaman google kütüphane vazifesi görmüyordu sevgili gençler!
Tarihe olan söz konusu ilgim ve merakım nedeniyle Tallinn gezisi benim için rüya gibiydi. Kendimi orta çağdan bir masal kitabının sayfalarında geziyormuş gibi hissettim. Bu rüyadan her dakika başı beni uyandıran miniğimize rağmen! Neredeyse herşeye ama her şeye itiraz ediyordu. Gel diyoruz, gidiyor. Otur diyoruz, kalkıyor. Sus diyoruz bağırıyor falan…

Riga seyahatimiz malumunuz. Buralara kadar gelmişken bir kaç saat uzaklıktaki bir diğer Baltık ülkesi Estonya’nın başkenti Tallinn’i de görmemek olmazdı. Riga şehir merkezindeki otogardan belli saatlerde hareket eden ve özellikle Kuzey Avrupa ülkelerinde oldukça bilinen bir otobüs şirketi olan Lux Express ile Riga- Tallinn yolculuğumuza sabah erken saatlerde başladık. Yaklaşık dört saat sürecek olan bu yolculuk beni oldukça heyecanlandırıyordu. Çünkü kendi otomobilimiz dışında bir kara taşıtı ile ilk kez bu kadar uzun bir yolculuk yapacaktık kız ile.  Yolculuk esnasında oynaması için Türkiye’den satın aldığım stickerlar, atıştırmalıklar ve her koltuk arkasında yer alan televizyondaki çocuk filmleri ile çizgi filmler sayesinde bu yolculuk bizi tahmin ettiğim kadar zorlamadı. Hatta artık kendisi ile otobüs yolculukları ile gidilebilecek seyahatlerin planına bile başladım 🙂
Tallinn- Lux Express yolculuğumuzda çıkartmalarla oyalanan kızım
Tallinn- Lux Express yolculuğumuzda çıkartmalarla oyalanan kızım
Tallinn otogarına öğle saatlerinde vardık. Kısa bir şehir içi otobüs yolculuğu ile de şehir merkezine ulaştık. Tallinn, Riga’nın daha kuzeyinde olduğundan beklediğimiz üzere daha soğuktu. Ama soğuk bizi yine yıldırmadı. Zaten bir öğleden sonrayı kapsayan zaman dilimi,  küçük ama Unesco Dünya Kültür Mirası listesinde yer alan bu şehri gezmek için yeterliydi. Önce şehir meydanında kısa bir tur attık ve yemek yedik.
Tallin’in en ünlü restoranı Olde Hanse, kapısında müşteri davet eden yerel ve tarihi giysili çalışanları var. Etraflarında da onlarla fotoğraf çektiren bolca turist.
Estonya- Tallinn- Old town Kent Meydanı
Old town Kent Meydanı
Estonya- Tallin- Meşhur restoran ve yerel kıyafetli çalışanlar
Tallin- Meşhur restoran ve yerel kıyafetli çalışanlar
Zaten hemen hemen tüm dükkan ve restoran çalışanları Ortaçağ’ daki halini neredeyse tamamen korumuş olan şehrin bu bölgesinde yerel kostümlü. Tıpkı şu kadın gibi:
Estonya- Tallin- yerel kostümlü çalışanlar ve arnavut kaldırımlı orjinalini korumuş sokaklar
yerel kostümlü çalışanlar ve Arnavut kaldırımlı sokaklar
Yemekten sonra restoranda geçirdiğimiz yaklaşık yarım saat içinde daha da doldurucu hale gelmiş hava ile karşılaşmak biraz kötü oldu ama yolumuza devam ettik.  St. Nicolas Kilisesi ve St Olaf (St. Oleviste) Kiliselerini gördük.
Estonya- Tallinn- St. Nicholas Kilisesi
St. Nicholas Kilisesi
Estonta- Tallinn- St. Olaf (Oleviste Church)
St. Olaf (Oleviste Church)
Estonya Tallinn- St Olaf- Oleviste Church
St Olaf- Oleviste Church

 

 

 

 

 

 

 

Sokaklar dar ve birbirine geçitlerle bağlanıyor. Arnavut kaldırımları, yokuşlar ve inişler film setindeymişsiniz gibi bir his veriyor insana. Ne yalan söyleyeyim; biraz da ürkütücü doğrusu.
Benim en ilgimi çeken yer Danish King’s Garden, yani Danimarka Kralı Bahçesi oldu. Rivayete göre Danimarkalılar bu bölgeye işgal etmek üzere geldiklerinde Danimarka’nın bugün de milli bayrak olarak kullandıkları bayrak gökyüzünden bu bahçede bir noktaya inmiş!!
Bahçe içindeki taş bina bugün kafe olarak hizmet veriyor. Zeminden üç kat merdiven çıkarak önce binanın balkonuna çıkıyorsunuz. Ama ne merdivenler!! Merdivenlerin ilk katına şöyle bir baktım: Sadece bir tek kişinin zar zor sığabileceği,daracık, oldukça yüksek basamakları ve alçak tavanı olan bu merdivenler beni gerçekten korkuttu. Açıkçası bizim kıpır kıpır küçük hanım ile buradan çıkmaya çalışmak çılgınlık olurdu. Ama biz ne yaptık? Tallin’in müthiş gün batımı ve liman manzarasını ayaklarınızın altına seren bu balkona tabii ki çıktık! Ama kahraman ve cesur sevgili kocam sayesinde. Bana kalsa ”balkonu da eksik kalsın” derdim, kesin. Bizim 16 kiloluk küçük hanımı kucakladığı gibi ben önden onlar arkadan, benim kalbim hem çıkışta hem inişte güm güm,  balkona çıktık ve indik. Değdi mi: kesinlikle evet!
Estonya- Tallinn- Danish King's Garden- Danimarka Kralı Bahçesi'nin bugün kafeye dönüştürülmüş olan taç binanın içine çıkan yüksek dar ve ürkütücü merdivenleri
Estonya- Tallinn- Danish King’s Garden- Danimarka Kralı Bahçesi’nin bugün kafeye dönüştürülmüş olan taç binanın içine çıkan yüksek, dar ve ürkütücü merdivenleri
Bu bahçede üç keşişler dedikleri heykeller ve yanan meş’alelerle ile fotoğraf çektirebilirsiniz.
Artık soğuktan ve yorgunluktan bitkin hale geldiğimizde güneş batmıştı. Otelimize doğru yol aldık. Old Town’da az önce saydığım tüm yerlere yürüme mesafesinde olan bir otelde kaldık: St Olaf Hotel. Bu gezimizi benim için unutulmaz kılacak noktalardan birisi de bu otel oldu. Kendimi orta çağ şatolarından birinde kalıyor gibi hissettim. Yok, yanlış anlaşılmasın, lüks olduğundan, ya da kusursuz hizmetinden falan değil, zira otel terliğini bile fahiş fiyata satan bir otel.  Labirent gibi koridorları, daracık ahşap merdivenleri, alçak tavanlı taş duvarlı odaları, duvarlarda asılı tablolar, minicik pencereler…Beni en çok etkileyenler bunlar oldu doğrusu.
Estonya- Tallinn- St Olaf Hotel- Otelin Lobby'sinden
Tallinn- St Olaf Hotel- Otelin Lobby’sinden

 

Ama odaya girdiğimde ”şimdi burada bir yangın çıksa kaçamayız valla” diye de beni düşündüren kaldığım oteller içinde ilk ve tek otel oldu. Bunu da söyleyeyim.
Ertesi sabah keyifle uzun uzun yaptığımız kahvaltının ardından otelden ayrılıp bu kez şehrin modern merkezinde biraz dolaşalım dönüş otobüsüne kadar dedik.
Tallin Riga’ya göre daha modern ve daha kozmopolit bir havaya sahip. Çok daha turistik olduğunu söylememe gerek yok zaten. Çinli turistler burada da fazlasıyla karşımıza çıktı. Farklı ülkelerden tur ile gelmiş turist grupları gördük epeyce.
Tallin’de ne yenir ne içilir? Geyik eti yenip sıcak şarap ya da bira içilebilir. Ama turistik bir yer olduğunu unutmayın ve çok kabarık bir hesaba hazır olun derim. Bizim tercihimiz daha bildik şeyler yiyip içmekten yana oldu. Bunun için de seçeneğiniz fazla.
Hava gerçekten çok soğuk Tallinn’de. Rüzgar estiğinde ise soğuk içinize işliyor. Bu nedenle içlik burada da hem sizin hem de çocuğunuz için elzem. Bu soğukta ne işiniz vardı o zaman oralarda diyenlere cevabım: bir aylık bebekleri ile gelen aileler ile doluydu ortalık! Hem soğuk iyidir, insanı dinç tutar!
Tüm gezimiz boyunca her zamanki gibi özgür kız modunda dolaşan küçük afacan nedeniyle biraz fazla yorulduk. Zira sürekli gözünüzle takip etmemiz gerekiyor kendisini.
Estonya-Tallinn- Şovalye ve şaşkın bakışlar
Şovalye ve şaşkın bakışlar…
Daha önce de söylediğim gibi şehir çok büyük değil. Bu nedenle şehir turumuzu 1 günde tamamladık. Daha fazla vaktiniz varsa tabii ki yapacak başka aktiviteler de var. Kukla müzesi varmış örneğin, Tallinn Bağımsızlık Müzesini de gezebilirsiniz.
Dönüş otobüsümüze daha bir kaç saat vardı ama biz otogardaki kafe’de beklemeyi tercih ettik, çünkü hava çok soğuktu ve ısrarla eldiven ve bere giymeyi reddeden bir kızımız vardı!
Eve varış saatinin kızın uyku saatini geçecek bir saat olması yolculuğun salahiyeti konusunda beni yine endişelendirse de giderken olduğu gibi, stickerlar, çizgi filmler bayağı kurtarıcı oldu. Bir de yeni küçük bir oyuncak aldık büfeden. Yeni oyuncaklar küçük çocukları bir süreliğine en iyi oyalayan şey; bir kenara yazın. Tallinn’e hem giderken hem de dönerken otobüs ile çeşitli kasabaların ve köylerin içinden geçiyorsunuz. Bu köy ve kasabalardaki her bir ev sanki yüzlerce yıl öncesinden kalma tarihi eser görüntüsünde masal sayfalarından fırlamış gibi.
Hem Riga hem de Tallinn’de kasaba ve köylerdeki evlerin çatılarının büyük ve bizim alışkın olduklarımıza göre daha dik olmasının sebebini merak etmiştim. Üşenmedim araştırdım: bu bölgelerdeki yağışın çoğunlukla kar olması nedeniyle eğik çatılar çatıda kar birikmesini en aza indiriyormuş. Ayrıca, kutuplara yakın bölgelerde eğik açılarla gelen güneş ışığı, eğimi fazla olan bu çatılara daha geniş açı ile düşüyor böylece güneş ışığından daha fazla yararlanabiliyorlarmış. Bu matematik, fizik ve coğrafya bilgisi de benden sizlere hediye gelsin. Hani gidip de benim gibi merak edecek olanlara…
Meşhur Baltık üçlüsü Letonya, Estonya ve Litvanya’nın başkentleri Riga, Tallinn ve Vilnius’dan ilk ikisini görebildik. Vilnius için hem zamanımız hem de açıkçası bu kadar kısa süre içinde bir otobüs yolculuğu daha kaldıracak enerjimiz yoktu.
On günlük bu Baltık seyahatimizi kısaca değerlendirecek olursam: Dünyamızın bu kendine özgü coğrafyasını ve bu tarihi dokuyu en az bir kez görmeli derim. Ancak seyahatinizi neredeyse gece yarısına kadar güneşin batmadığı yaz mevsimine denk gelecek şekilde planlarsanız hem daha çok keyif alır, hem daha çok gezer hem de ( Riga’daki Sarışınlar Festivali gibi ) özellikle yaz aylarında düzenlenen turistik aktivitelere iştirak edebilirsiniz.
Sevgiler.

 

 

 

 

 

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir