Seyahatlerde Bebekleri ve Çocukları Nasıl Besleyeceğiz?

Geçen yıl bu zamanlar Antalya’da bir işim vardı, günübirlik gitmiştim. Dönüş için hava limanında beklerken yeme-içme mekanlarında bir sahne gözüme çarptı. Şöyle: kare bir masa, bildiğiniz fast foodcularda olanlardan, etrafında Türk olmadıkları ayan beyan belli bir aile. Tam saymadım bir kaç tane çocuk var, ama ikiden fazla kesinlikle. Çocuklardan biri bir buçuk- iki yaşlarında, mama sandalyesinde oturmuş, önüne koyulmuş olan patates kızartmalarından afiyetle yiyor, hatta ketçaba falan batırıyor. Yani öyle büyük insan gibi yemeği ile tek başına takılıyor. Bizim kız o zamanlar iki buçuk yaşına gelmek üzereydi. Bu sahneyi ilk gördüğüm an ” Bizimki asla böyle sakin sakin takılıp da bizim rahatça yemek yememize müsaade etmez” diye aklımdan geçirmiştim. Neydi bizim bebeleri bu yabancı veletlerden ayıran husus?
Aslına bakarsanız, en temel husus annenin tutumu bence. Biz Türk anaları evlatlarımızın üzerine çok düşüyoruz. Ben de dahilim bu gruba. Ne kadar okumuş olursak olalım, ne kadar çağdaş, yeni nesil anne olursak olalım bir kere genlerimize kodlanmış Türk analığı. Ben terleyen çocuğunun sırtına bez koymaya çalışan bir İtalyan, Alman vs. anne görmedim de duymadım da hiç. Yemek yedirmek için çocuğunun peşinden koşan bir Fransız anne misal…Görmeniz çok zor. Oysa ki bizler çocuğun burnunu kapatıp ağzına kaşık tıkıştırmak konusunda adeta doğuştan kabiliyetliyizdir. ”Ben yapmadım”  diyen beri gelsin.

Aslında biraz rahat olmamız, bazen çocuğu kendi içgüdüleri ile baş başa bırakmamız lazım. İnsan evladı bu neticede en temel iç güdüsü ”hayatta kalmak”. Yani, acıkırsa yer özetle.
Ben böyle diyorum da, e siz de doğrusunun bu olduğunu biliyorsunuz da uygulamak o kadar da kolay değil, onu da biliyorum. Ancak, analığınızın en zor ve çetrefilli icra mecralarından olan yedirip içirme misyonunuza en azından seyahatlerde biraz ara vermenizi, o da olmazsa sıkı kurallarınızı biraz gevşetmenizi şiddetle öneririm. Yoksa beş yıldızlı ”her şey dahil” bir tatil köyünde ”huzur hariç’‘ bir tatil geçirir, evinize öyle dönersiniz, benden söylemesi. Çünkü seyahatlerde bebeklerin de çocukların da iştahları kesilir, yeme düzeni kesinlikle değişir. Alışık olmadıkları ve bilmedikleri bir ortama girdiler, etrafta keşfedilecek, oyun oynanacak bir sürü şey var. Yemeği kim düşünür Allasen!!!
Bir kaç günden hiç bir şey olmaz korkmayın. Evinize döndüğünüzde eski yeme içme düzeninize dönmeniz çok kısa sürer zaten. Şöyle düşünün: bu veledler hasta olduklarında önce iştahları kesilir. Bir defasında benim kız 3 gün, dile kolay 3 gün sadece su içmişti. Bir şeycik olmadı. Demek ki tamamen aç iki-üç gün geçirse bile- ki hasta değilse böyle bir şey olmaz- bir şey olmuyor. Bebe belik, çoluk çocuk tatile/seyahate çıkmak zaten başlı başına ekstra efor gerektiren bir iş, bir de üzerine yemek konusunda kafanızı fazla yormayın.
Benim kızla ilk yurt dışı seyahatimize çıkmadan önce bloglarda okuma yaparken rastladığım yorumlardan birinde şöyle diyordu: ”ben bebeğime asla hazır mama yedirmem. Evde meyve püreleri yaptım, sebze çorbası yaptım. Hazır mamalardan satın aldım ama o küçük kavanozların hepsini boşalttım, yıkadım. Sonra kendi hazırladığım mamaları içine doldurup seyahate götürdüm” Benim aklıma hiç gelmemişti!!! Amanın ben ne kötü anneydim!!! Vallahi önce böyle düşündüm. Ama hemen kendimi toparladım. Zaten kızım 9,5 aylıktı. Hala etkin bir şekilde emziriyordum. Ek gıdaya geçmiştik ama temel besin kaynağı anne sütüydü. Fazla da kendimi kasmama gerek yoktu.
Peki ilk seyahatimiz de dahil olmak üzere bu güne kadar seyahatlerde yeme içme konusunu nasıl kotardım?
Emzirdiğim dönemde anne sütüne sırtımı dayadım ilk olarak. Siz de öyle yapın. Emzirmek hemen her durumda olduğu gibi tatilde de büyük kurtarıcıdır. Hazır, uygun sıcaklıkta, steril, besleyici ve bedava! Daha ne olsun?
Brüksel’de konaklama yerimiz bir evdi. Bu nedenle yemek de pişirme olanağı olduğundan yanıma tarhana götürdüm. Kaynattım yedirdim. Yoğurt zaten hemen her yerde bulabileceğiniz bir gıda. Hazır kavanoz mamalarının meyveli olanlarından da meyve ihtiyacını karşıladım. Normalde ben de hazır mama yedirmiyordum ama, güvenilir bir marka seçerseniz bir kaç günden bir şey olmaz. İçiniz daha rahat etsin isterseniz organik olanlarını tercih edin. Bunun dışında da bizim yediklerimizin tadına baktırmakla yetinmiştim sadece.
Bu seyahatimizden sonra tencerede su kaynatma imkanı olan her yere toz tarhana götürdüm. Hala da götürüyorum. Bence tarhana bir mucizedir. Besleyicidir, pratiktir, sağlıklıdır vs. vs.
Hazır mamalardan yedirdiğim çok oldu, Brüksel’de olduğu gibi. Otelde konaklıyorsak mutfaktan meyve püresi, patates, havuç püresi gibi şeyler rica ettim. Genelde ricanızı kırmıyorlar. Yanına blender götüren annelere selam olsun. Otele gidiyorsanız gerek yok, taşımayın boş yere.
Sokaklarda gezerken kendisi için zararlı olmayan kuruvasan, kek, ekmek gibi atıştırmalıklar verdim eline. Çikolata da pek çok kriz anında kurtarıcı oldu şimdi inkar etmeyeyim. Dedim ya seyahatler kuralları biraz esnetme zamanları. Tatlı, şeker, çikolata zararlı ama sınırlı miktarlarda olmak üzere tatilinizde bence biraz müsamaha gösterebilirsiniz.
Biraz daha büyüyünce, yani artık hemen her şeyi çiğneyip sindirebilecek yaşa gelince en sevdiği yiyeceklerden ısmarladık ona da gittiğimiz restoranlarda. Nedir bunlar? Her çocuğunki ile aynı: Köfte, patates, pilav, krep, makarna, pizza.  Hem o mutlu, hem siz. Ohh miss!! ”Hadi yavrum bir kaşık daha al şu ıspanaktan” repliklerine tatilde ara lütfen!
İçecek konusuna gelince; bizim kız su ve soda dışında başka bir şey içmezdi bir kaç ay öncesine kadar. Şimdilerde süt de içiyor şükür. Asitli, kolalı içecekler çok zararlı ama eğer seviyorsa miktarı çok çok sınırlı olmak kaydıyla bu tatil O’nun da tatili diye düşünerek müsaade edilebilir bence. Süt, soda ve su zaten dünyanın hemen her yerinde kolaylıkla bulunan şeyler. Sadece suya dikkat edin. Ambalajsız su almayın, sokak çeşmelerinden en azından bebeğe, çocuğa içirmeyin. Bir de Avrupa’da özellikle bizim içme suyu olarak içtiğimiz suya onlar sade su diyorlar, normalde su diye alıp içtikleri soda benzeri mineralli sular. Buna da dikkat edin. Bizim kız sodayı ve maden suyunu sevdiğinden sorun olmuyordu zaten.
Bunlar dışında, eğer çok sevdiği ve gittiği yerde bulamayacağınızı düşündüğünüz ve taşınabilir nitelikte bir yiyecek, atıştırmalık türü bir şey varsa götürebiliyorsanız götürün. Ne olabilir? Çubuk krakeri çok seviyordur örneğin. E aynısından bulmanız zor oralarda. Götürün bir kaç paket. Arıza çıkardığı anlarda eline tutuşturuverin mesela.
Gittiğiniz yerlerde daha önce yemediği, yerel yiyecek ve içeceklerden ne kadar ısrar ederse etsin yedirip içirmeyin bence. Alerjik olabilir. Yaban ellerde hastane falan uğraşmayın. Alerjik bünyesi olan yetişkinler için de geçerli bu aslında.
Bebeğinizi, çocuğunuzu en iyi siz tanırsınız. O’nun ihtiyaçlarını en iyi bilen de sizsiniz. Ama tatil de sizin ihtiyacınız, unutmayın. Bazı temel prensipleri koruyarak birazcık salıvermenin, rahat olmanın, kuralları gevşetmenin bir zararı olmaz. Temel kural neydi çoluk çocuk bebe belik seyahatlerde? Önce rahat olacaksınız.  Siz rahat olursanız bu çocuğunuza da yansır. Tatil amacına ulaşır, herkes mutlu olur. Seyahatler daha keyifli olur.
Not: yazılanların tümü tamamen kişisel tecrübelerime dayanmaktadır. Herhangi bir uzman görüşü niteliğinde değildir. herhangi bir sorumluluk kabul etmem, edemem. 

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir