Selam!!

Çok oldu değil mi yazmayalı?
Bu blog olayı da bir enteresan. Yazdıkça yazası yazmadıkça yazmayası geliyor insanın. En son cinsiyetçi oyuncaklardan dem vurmuşum baktım da epey de zaman geçmiş.
Neler yaptık bu zaman aralığında diye sorarsanız, gezme tozma faaliyetlerine zorunlu olarak ara verdik bir kere. Çünkü hastalıktan kurtulamadık. Çoluğu çocuğu olanların daha iyi bileceği üzere etrafta bir virüs dolaşmakta ve herkesi perişan etmekte bu kış. Bizim kız da okullu bir birey olduğundan artık, bu virüsleri özenle kendisine bulaştırmakta ve evimize taşımakta sağ olsun. Basit bir soğuk algınlığı ile başlayan ve iyileşmeye doğru evrilmiş olan süreç iki kere acillik olmaya doğru evrildi hızla. O malum yaramaz virüsü önce ben sonra da sevgili eşim bedeninde misafir ettikten sonra kendisi şimdilik bizi terk etmiş görünüyor.
Çocuklar hasta olunca evren kararıyor sanki yahu. Biz büyükleri bile yatağa deviren basit bir gribin bile o küçücük vücutta ne kadar yıpratıcı olabileceğini düşününce insanın içi burkuluyor. Ama yapacak bir şey yok ne yazık ki bu da büyümenin bir parçası. Bağışıklık böyle böyle kazanılıyor işte ve annelik kolay değil cicim.
Genel olarak ev ekseninde yaşadığımız bu günlerde havanın da çok soğuk olmasından mütevellit parka bile gitmedik desem yeridir.
Amma bizim kız henüz iyileşmiş bense bildiğin ağır grip iken memleketten gelen babaanne ve dedeyi bahane ederek yılın en soğuk gününde Anıtkabir’e de gittik yani.

Ankara’da yaşayan, daha makul havalarda Anıtkabir’e gidebilme şansına sahip insanlar olarak neden yılın en soğuk gününü seçtik? Çünkü öyle denk geldi ve biz macera severiz!
Aslına bakarsanız babaanne ve dede hiç gitmemiş görmek istiyorlardı ve Ankara’daki günleri kısıtlıydı . Hastayız nekahatteyiz diyerek ben ve bizim kız gitmeyecektik ama dedim ki biz ki Riga ve Tallin gibi soğuğun ağababası sayılacak yerleri eksi bilmem kaç derecelerde ve kutup rüzgarları eşliğinde gezmişiz bu havada Anıtkabir’e de gitmeyecek miyiz dedim. Bizim kızı da pusetinde ve puset örtüsü altında oturmaya ikna edince yollara düştük geniş aile. Müzenin içi zaten haddinden fazla sıcaktı. Arabamızı da yakına park edince hiç sorun olmadı.
O soğukta az kalabalık vardı sanıyorsanız fena halde yanılmaktasınız. Soğuktu evet ama sömestr tatili de olduğundan birbirimizi kaybediyorduk az daha. Biz 3 kişi gezmeye çok alışmışız. Birbirimizin huyumuzu suyumuzu biliyoruz. Birbirimizi kaybetsek bile nerede bekleyeceğimizi iç güdüsel olarak biliyormuşuz ama aramıza babaanne ve dede de katılınca biraz kaotik bir ortam oldu itiraf etmeliyim.
Üniversite yıllarında liseden de arkadaşım olan hayattaki tek dostum Zeynep’le her 19 Mayıs’ta Anıtkabir’e gitmeyi adet edinmiştik. Sonraki bir kaç yıl belki devam ettirdik ama sonra o başka bir ile taşındı ben işe girdim falan derken utanarak söylüyorum belki de 10 yıldan fazladır gitmemiştim. Hem de Ankara’da yaşıyorken. Bizim kızı Atatürk ile daha yakından tanıştırmak aklımızdaki plandı epeydir. Gerçekleştirdik şükür.
Yalnız bizim kız biraz hayal kırıklığına uğradı. Zira Atatürk’ün kendisi ile tanışacağını hayal ediyordu!! Mozaleyi gösterdik. Atatürk de tıpkı deden gibi Allah’ın yanına gitti.  Allah’ın yanına gidenleri biz bir daha göremeyiz ama onları sevmeye ve hatırlamaya devam ederiz dedik. Ölümü anlatmak zor, zormuş. Artık kritik sorular geliyor kendisinden biraz daha okumalı daha bilinçli cevaplar vermeli.
Ben gitmeyeli Anıtkabir müzesinde oldukça güzel yenilikler olmuş. Canlandırmalar, maketler, sesli ve görüntülü anlatımlar. Küçük çocuklar için de oldukça ilgi çekici. Tüm müzelerde olduğu gibi burayı de gezerken oldukça keyif aldı bizim minik.
Çanakkale ve Sakarya savaşlarının temsil edildiği maketler ve görseller beni de büyüledi. Ama silah nedir? Savaş nedir? Bunları da anlatması pek kolay olmadı açıkçası. Anlatamadık da zaten.
Bu arada her ne kadar hastalıklar arasına sıkışmış olsa da biricik kızımızın 4. yaş gününü kutladık. Hamileliğimi öğrendiğim gün bile dünmüş gibi aklımdayken doğumunun üzerinden 4 yıl geçmiş olması insanı hayret ettiriyor. 4 yaşında küçük bir kız çocuğu sahibi olmak, benim kızımın annesi olmak bu hayatta paha biçemeyeceğim, tarif edemeyeceğim en güzel duygu en güzel hazine.
İşte böyle sevgili izleyenler. Görüşemediğimiz günlerde olan bitenler bunlardı. Artık hastalıklar gripler nezleler de müsaade ederse gezme vakti, e kış da bitiyor sayılır. Aklımızda var bir yerler. İzlemede kalınız.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir