Salihli- Sardes & Ödemiş- Birgi

Sardes
Birgi

Bozdağ’ı Aştık da Nerelere Gittik?

Roma serisine kısa bir ara veriyoruz bugün. Geçici bir süreliğine Aydın’dayız. Malum, gezenti ailesiyiz; duramadık, bu kez yakınlarda bir yerlere gidelim dedik. Bir süredir planlıyorduk, bu zamana nasip oldu. Rotamızı Sardes antik kenti olarak belirledik. Sardes, Manisa’nın Salihli İlçesine bağlı Sart Kasabasında bulunan bir antik kent. Yurt dışlarına kimlerin kimlerin antik kentlerini görmeye gidiyoruz da burnumuzun dibindeki bu değerleri görmeye de vakit ayırmalı diye düşündük. Bir kere özellikle bizim Sardes’e gitmemiz gerekiyordu. Çünkü, sen git karı-koca paranın bilimini oku – ikimiz de ekonomistiz- sonra da burnunun dibindeki paranın ilk basıldığı yere gitme! Çok ayıp! Burası bilinen tarihe göre paranın ilk basıldığı yer. Lidyalıların yerleştiği bir bölge yani. Hatta Lidya Kraliyet mezarlığı da burada yer almakta.

Tabii ki en küçük gezenti 3 yaş bıdığı da bizimleydi. Zaten gezmeye o kadar meraklı ki, hiç zor olmuyor O’nu bir yere götürmeye ikna etmek. Gezmeye gidiyoruz dedin mi, ayıcıklı çantasına oyuncaklarını dolduruyor, ”ben hazıırııımm” diye kapının önünde beliriveriyor. Tabii ki benim hazırlığım Onunki kadar kısa sürmüyor. Tek gece bile olsa- minimum eşya, maksimum konfor düsturunu gözeterek – bir hazırlanma süreci gerekiyor haliyle. Sırt çantalarımız, pijamalar, yedek eşyalar ve kalacağımız yerde bizim miniğe uygun yatak olmadığından seyahat yatağımız ile arabamıza binip tekerleri döndürdüğümüzde saat 11:30 du. Navigasyonun yönlendirmeleriyle Sardes’e kadar iki saati yolda geçirmiştik. Kapısında otoparkı var, giriş kişi başı 10 tl. Çocuktan para almadılar. Ziyaretçi olarak bir tek biz vardık içeride. İçeride dediğime bakmayın açık hava müzesi tabii ki orası ve her ne kadar kazı ve restorasyon çalışmaları halen sürmekte olsa da etrafta kimsecikler yoktu.  Bizim kız parka geldik diye sevindi tabii:) taş merdivenler, inişler çıkışlar sütunlar falan.. Müzenin girişinde o dönemin alışveriş merkezi konsepti karşılıyor sizi. Sıralı çeşitli dükkanlar, lokantalar…
Mağazalar, solda.
Sonra Acropol kısmı, Gymnasium bölümü, sinagog ve Hamam. Gymnasium kısmında kocaman boş bir alan var çimle kaplı. Etrafı gezip inceledikten sonra bu alanda bizim kızla gymnasiumun hakkını verdik. Koşmaca, saklambaç oynamaca, çimlerde yuvarlanmaca…Çocukla gezince; böyle müzelerde antik kentlerde falan (aslında her yerde) öyle entel dantel tavırlar takınıp cool cool dolaşamıyorsunuz. Karizma illaki bir şekilde çiziliyor anlayacağınız 🙂
Çimlerde koşarken
Evet, tarihi eser gezimizi tamamladıktan sonra sıra konaklama noktasına gitmeye geldi. Zurnanın zırt dediği yer de burası oldu zaten. İzmir- Ödemiş ilçesine bağlı bir köy olan Birgi’de otele dönüştürülmüş tarihi bir konakta kalacaktık. Konaklar ve konak yaşamı hep ilgimi çekmiştir. Kocaman heybetli evler, taşlık, hayat, büyük mutfaklar. Bilirsiniz konaklarda geniş aile yaşarlarmış. Her oda da aslında her bir küçük çekirdek ailenin özel dairesiymiş. Tam benim tarzım; kalabalıklar içinde ama yalnız olma lüksü. Düşünsenize, hiçbir ev işi tamamen sizin sorumluluğunuzda değil, çocuk bakımı, alışveriş, faturalar da…Hepsi kolektif şekilde halloluyor, hatta kahyalar, hizmetçiler falan var. Bayramda seyranda kayın validelere taa nerelere gitme derdi yok. Çık avluya, öp ellerini. Kaynıngillerle eltingiller zaten yan odada. Çoluk çocuk kapanın elinde büyüyüp gidiyor. E sana kalan azıcık geçimli birisi olmak, hepsi bu. Bence bu kadar avantaja değer.
Neyse konumuza dönelim. Salihli’den Birgi’ye gitmek için Ege bölgesinin meşhur Bozdağlar sırasından Ödemiş- Bozdağ’ı aşmak gerekiyormuş! Dağı önce tırmandıran sonra da Ödemiş’e kadar indiren bu yol Çetin kış şartlarında buzdan, kardan kapanıyormuş hatta. E şubat ayının sonuna doğru gittiğimizden açılışı biz yaptık herhalde. Açıkçası telefonumuzun navigasyonu bizi bu yola yönlendirdi, eğer daha önce bu kadar zorlu bir yol olduğunu bilseydik belki farklı bir rota çizerdik konaklama için. Bozdağ’ın mola- dinlenme mekanlarının olduğu, hatta bu mekanların önünden bir çağlayanın da aktığı noktasına ulaşmak yarım saat gibi bir süre almıştır diye tahmin ediyorum. Tahmin ediyorum; çünkü çok keskin virajlı ve uçurumlu, daracık, çift yönlü bir yol. Arabamız bu tarz yollara uygun değil, e biz de alışık değiliz. Tamam ben Karadenizliyim, bizim yaylalara daha beter yollardan gidilir üstelik bir de sis çöktü mü vay halinize ama sonuçta büyük şehir insanıyız; 3 şeritli asfalt yollara alışığız! Çok korktuk!! Bir yandan bizim küçük hatun bıdı bıdı sürekli konuşuyor, benim gözler yolda. O yarım saat bana saatler gibi geldi, pek tabii ki biricik şoförümüz eşime de! Ama yoldan en keyif alan kızımız oldu: pencereyi yarı aralayıp güzelim manzaranın tadını o çıkardı. Manzara da manzara idi ama hakkını vermek gerekir. Zirveye çıkınca kar bir adım ötemizdeydi. Zaten kayak merkezi bile var Bozdağ’ın. İlgilisine duyurulur. Bir-İki saat içinde yaz ile kışı aynı günde yaşayabilirsiniz!
Bozdağ zirvesi
Bir yarım saat kadar da zirveden iniş sürdü. Sonunda Birgi’ye vardık. Vardığımız anda da bu kadar yol geldiğimize değdi dedik. Çok güzel korunmuş ve güzel bakılan harika bir yer. Kalacağımız konağı bulduktan sonra, henüz akşam üstüydü, önce bizim kızı hem biraz parkta oynatalım istedik, hem de biz yolun stresini atalım. Çay bahçesi, piknik alanı ve çocuk parkı bir arada güzel ve doğal bir alan. Yaz aylarında çok daha kalabalık olduğuna eminim ama kimse yoktu bizden başka burada. Zaten kalabalık olmayışı da burayı çok beğenmemin önemli bir nedeni. İmkan varsa bu tarz seyahatleri okulların henüz kapanmadığı ama bahar aylarına denk getirmek lazım bence.
Piknik alanı
Birgi’yi gezmeye başladık. M.Ö. 3000 yıllarına dayanan bir tarihi var bu köyün. Türklerin bölgeye gelişinden sonra Aydınoğulları Beyliği’nin merkezi bu köy olmuş. Tamamını gezip görmek için bir akşam üstü yetiyor. Önce tarihi köy kahvesinin karşısındaki Aydınoğlu Mehmet Bey Camii ve Türbesini (oğullarının sandukaları da bu türbede yer alıyor) ziyaret ettik. Bu camii tek çivi çakılmadan yapılmış ve bugüne kadar gelmiş, inanılır gibi değil!  Daha sonra Aydınoğlu Mehmet Bey’in oğlu Gazi Umur Bey’in heykelini gördük. Köyün içinde bir de medrese var ve zamanın en büyük alimlerinden İmam-ı Birgivi burada dersler vermiş. Zaten türbesi de Birgi’de.

Gazi Umur Bey

Köy gezimizi artık iyice yorulan küçük hanımın ”heykele gideliiimm, arabadan inmek istiyoruuumm” bağırışları ile bitirip kalacağımız konağa doğru yol aldık.  Hızlı bir yerleşme ve hemmen (!) kızı uyutma işleminin ardından konaklarda hayat denilen alanda bilgisayarı ile çalışan eşimin yanına kendimi attım. Günün yorgunluğu ve Bozdağ’ın stresi konağın ambiyansı, çalan müzikler, ikram edilen iyi demlenmiş çay ve  lezzetli kurabiyelerle uçtu gitti. Eşim işlerini yaparken ben de konağı gezeyim biraz istedim. Taş bina, otantik bir dekorasyon…en son ortama bir kez daha göz gezdirdim, yan odada eltimgillerler kaynımgiller, diğer odada kayınvalidemgiller birlikte yaşadığımızı düşündüm…Güzel olurdu yahu!! zaten çekirdek aile herkes ayrı bir apartman dairesinde yaşayamaya başlayalı insanlık tarihinde son bir yüzyıla falan tekabül ediyordur herhalde. Doğamıza aykırı yaşıyoruz aslında. Neyse konumuz bu değil. Bunu başka bir yazıda inceleriz bilahare.
Kaldığımız oda
Kaldığımız konağın üst katı

 

Odaların dekorasyonunda da otantik hava oldukça baskın. El işlemesi kırlentler, karyola etekleri…Bizim odamızda eskinin tahta bavulu vardı  mesela. Banyodaki lavabo eskilerin bakır leğenleri şeklinde yapılmış. Benim en dikkatimi çeken obje o oldu mesela. Musluğundan sıcak su akan bakır leğen… Gerçekten el yıkamak için bunun kullanıldığı zamanlarda kadınlar hayal bile demezlerdi herhalde:  Tek dokunuşla sıcak su!!
Saliha Hanım Taş Konağı
Odamız otelin konseptine uygundu, tek olumsuz yanı fazla sıcak olmasıydı. Kış aylarında hiç sıkıntı yaşanmaz da yaz aylarını bilemiyorum. Bizim kız alışık olduğu seyahat yatağında uyumasına karşın gece bir-iki defa uyanıp evimize gidelim gibi şeyler dedi ama biz yattığımız yerden pış pış diye cevap verebildik kendisine sadece. Çünkü yorgunluktan sızdık!
Bizim sabah kuşu sağ olsun; bizi sabah ezanından önce uyandırma girişimlerine başladı. Yatağında kısık sesle ben uyandım cümleleri ile 06:45’de (!) başlayan süreç saat 8 sularında bizim yanımızda taklalar atmasına ramak kala sona erdi: Uyandık! Bebekler ve çocuklar erken uyanır, seyahatlerde ortam değişikliğinden midir nedir bilemiyorum bizim kız daha da erken uyanır genellikle. Bu bilgi de kulağınızda küpe olsun. Erken yatın, zira güne sabah ezanında başlamanız olası.
Kahvaltıdan çok keyif aldım. Hem çok lezzetliydi her şey hem de ortam her ne kadar çocuklu aileye uygun değil gibi görünse de ellerinden geldiğince yardımcı olmaya çalıştılar. Tv’de pepe bile açtılar; ki konak konseptine hiç de uygun değil tahmin edersiniz 🙂 Ama en çok konağın kedileri ile ilgilendi bizim kız, biz gazetemiz ve çayımızla keyif yaparken.
Dönüş yolunda Ödemiş, Tire ve Selçuk İlçelerinden geçerek Aydın’a ulaştık. Araba ile de olsa güzel İzmir’in bu üç güzel ilçesini de görmüş olduk. Üçü arasından benim favorim Selçuk, bunu da belirtmeden geçemeyeceğim.
Çoluk çocuk günübirlik bu gezimizde hazırlık ve yolculuk sürecine ilişkin aklımda kalan notlar neler olurdu diye düşündüm:
  • Günü birlik olduğundan uzun araba yolculukları otobüs ya da kendi özel aracınızla da olsa herkes için yorucu olabilir. Çocuklar için de sıkıcı oluyor. Tecrübe ile sabit. Yolculuk süresi maksimum 3 saat olacak şekilde olursa iyi olur bence.
  • Çocuğun yolda oyalanması ve oynaması için en sevdiği oyuncaklar muhakkak yanına alınmalı. Hiç beklenmedik anlarda tutturuk krizine girebilirler!
  • Belki yeni bir oyuncak, ya da uzun süredir ortadan kaldırdığınız ve oynamadığı eski bir oyuncağı O’nu epey oyalar diye düşünüyorum.Varsa uyku arkadaşı elzem.
  • En sevdiği yiyecekler. Ben çok konuştuğu zamanlarda es vermesi için en sevdiği yemeği yediriyorum mesela. Çiğnerken mecburen susuyor:)
  • Bu gezimiz Ege dolaylarında olduğundan aylardan Şubat olsa da hava 10-15 derece civarında olduğundan baharlık giysiler daha uygun. İnce uzun kollu T-shirtler ve kapüşonlu eşofman üstleri ince montlar yeterli. Çocuk için farklı kalınlıklarda, tercihen fermuarlı giyidirip çıkarmak kolay oluyor, bir-iki yelek sıcaklık değişimlerine göre ayarlanabilmeniz açısından iyi olabilir.
  • Pek tabii ki yedek kıyafetler 🙂 Bunu yazmasa mıydım acaba ? Analığın üç beş şartından biridir, yedek kıyafet taşıma 🙂
Ege dolaylarından bildirdim bugün. Ülkemiz cennet. Ege de bir başka güzel ama…Roma maceramızın son perdesi ile bir sonraki yazıda görüşmek üzere.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir