Riga’da Karlar Erimeye Başladı!

Riga kar manzarası

Baltık ülkesi Letonya’nın başkenti Riga’da 4. günümüze yine buz gibi bir havada uyandık. Hem de sabah 06:45 ‘de. Neden? Çünkü bizim hatun Türkiye saatine göre uyanmaya devam ediyor. Riga ile Türkiye arasındaki saat farkı 1 saat. Ama zaten bizim kızın bebekliğinden beri sabah 8’den sonra uyandığı gün sayısı bir elin parmaklarını geçmez.
Buz gibi soğuk ve kuzey kutbu esintili ilk günümüzden sonraki gün hiç durmadan kar yağdı.
Lapa lapa yağdı, tipi şeklinde yağdı, ince ince yağdı… 24 saatte tüm farklı kar yağış türlerini tecrübe ettik. Aydın’ın 20 dereceye ulaşmış hava sıcaklığından kalkıp buralara, kar ve tipiye gelmek bünyeyi de biraz sarstı tabii ama idare ediyoruz. Her şey beyinde bitiyor sonuçta. Beynime ”bundan en az 20 derece daha soğuk bir yere gidiyoruz vücudumu ona göre adapte et” dedim. Sağ olsun sözümü tutuyor gibi, şimdilik bir sıkıntı yok. Ama bizim küçük hatun için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Babaannesi ve kendi deyimiyle Dedoş’unun el üstünde tutulduğu, bir dediğinin iki edilmediği konforlu evinden, dışarı çıkarken kat kat giyinmek zorunda kaldığı, hareketlerinin kısıtlandığı, soğuk bir ortama gelmek pek açmadı bizimkini sanıyorum. Üstelik nazı da pek geçmiyor tabii bize babaanne ve dedoş kadar. Buraya geldiğimizden beri bir isyanlar,  bağırmalar, ergen ergen tavırlar. La havle çektiriyor sağ olsun ikimize de. Tüm ergen huysuzluklarına karşın gezmeyi en az bizim kadar sevdiğinden dışarı çıkınca çok mutlu tabii. Hele de kar yağarken ki neşesi görülmeye değerdi. ”Yaşasııınn kar yağıyorr lapa lapa kar yağıyooor”  diye bağırıyordu kollarını açarak!

Baltık ülkesi Letonta Riga şehir merkezi karlarda koşan kızım
Riga Şehir merkezinde karlar altında koşan kızım
Evet, okuduklarınızdan anladığınız üzere, o kar yağışında bile evde oturmadık. Olmuyor yapamıyoruz, basıyor ev özellikle öğleden sonra bizi. Malum 3 yaşında bir de enerji yumağı kızımız var, evde zapt etmek zor kendisini tüm gün.
İlk gün şehir merkezinde kısa bir tur yapmıştık; bahsetmiştim. Ama hava o kadar soğuk ve rüzgarlıydı ki  her saat başı kendimizi sıcak ve kapalı bir mekana atmak zorunda kaldık, Nüfusu zaten az olan Riga merkez’de neredeyse biz hariç kimse yoktu. Hatta biz pusetinde otursun diye küçük hanımı ikna etme savaşında iken bir genç yanımıza yaklaşarak ”Türkçe konuşan birini görünce merhaba demek istedim dedi”’ böyle gözleri nemli nemli. Ne kadar gurbetlik çekiyorsa artık…Yani özellikle de bu mevsimde Riga’da  sokakta bir Türk aile görmek pek de beklenen bir şey değildir sanıyorum ki şaşkındı da bize bakarken.. Erasmus ile buraya gelmiş bir üniversite öğrencisiymiş. Artık hangi  motivasyonla Riga’nın en soğuk zamanlarına tekabül eden bu zamanlarda gelmiş anlamak güç!
İlk günkü kısa turumuzdan kareler:
Riga şehir merkezindeki küçük kanal. Evet, donmuş!
Riga şehir merkezinde Üç Biraderlerin evi dedikleri Riga’nın simgesi tarihi evler
İkinci gün, yani durmaksızın kar yağan gün  İlk olarak Letonya İşgal Müzesine gittik. Giriş halka açık. Zaten çok büyük bir müze değil ama Rus (SSCB)  işgalinin oldukça dramatik bir içimde anlatıldığı videoları izleyebileceğiniz gibi o dönemi yaşamış kişilere, askerlere ve mahkumlara ait objeleri de görebilirsiniz. Letonya, bağımsızlığını 1992 yılında ilan etmiş oldukça genç bir ülke aslında. Avrupa Birliği’ne, Nato’ya ve Birleşmiş milletlere de üye olmuş, sokak ve şehir hayatı bakımından  bu oluşumlara da oldukça çabuk uyum sağlamış bir ülke imajına sahip. Tabii her yerde eski SSCB’nin izlerini görmek mümkün. oturduğumuz ev  
bile öyle. Müzeyi gezerken öğrendiğim bir bilgiyi de paylaşmak isterim:  Letonya, Estonya ve Litvanya bağımsızlık mücadelelerini sürdürürlerken 23 Ağustos 1989 günü bu üç ülkenin başkentinden ( Riga, Tallin ve Vilnius) yaklaşık 2 milyon insan, el ele tutuşarak Baltık Yolu, Baltık Zinciri ya da Özgürlük Zinciri adlarıyla bilinen tarihin en uzun insan zincirinin yaratıldığı bir protesto gösterisine imza atmışlar.
Letonya Riga occupation museum- Özgürlük zinciri
Riga Occupation Museum- Özgürlük-Bağımsızlık Zinciri
Bu bilgi karşısında epey şaşırdığımı ve takdir ettiğimi söylemeliyim. Zaten söz konusu eylemden kısa bir süre sonra  da bağımsızlıklarını ilan etmişler. O gün bugündür de bu 3 ülke birlik beraberlik içinde birbirlerine destek olarak bu soğuk coğrafyada geçinip gidiyorlar güzel güzel. Hatta o kadar ki mesela marketten aldığınız her türlü gıdanın paketinde 3  dilde birden etiket var.
Riga Occupation Museum- Çocuk oyun masası
Riga Occupation Museum- Çocuk oyun masası
Museum of the Occupation of Latvia’yı muhakkak görmelisiniz. Objeler ve videolar oldukça ilgi çekici. Bu sessiz matem müzesinde minik enerji pıtırcığı gevezeyi ne yaptınız peki diye soracak olursanız; müze içerisinde hatta müzenin tamamına hakim bir noktada çocuk oyun masası, boya kalemleri ve boyama sayfaları ile bir kaç da oyuncak var. Böylelikle miniğiniz oyalanırken siz de rahat rahat geziyorsunuz.
4 günlük Letonya tecrübemde şunu fark ettim:  çocukların da toplumda var olduğu unutulmamış, en azından bir oyun masası boya kalemi ve boyama sayfaları var hemen her yerde. Bankalarda, uzun vakit geçirilmesi muhtemel olan örneğin gözlükçü gibi mağazalarda, sinema salonlarının bekleme bölümünde bu oyun – boyama masalarını görmek mümkün.  Hatta Riga ‘nın temel toplu ulaşım aracı olan tramvaylarda bile ekranlarda çizgi film gösteriliyor. Bu anlamda çocuk dostu bir şehir olduğunu söyleyebilirim.  Soğuktan kaybettiklerini buradan kazanıyorlar benim gözümde.
Müzeden çıktığımızda dışarıda hala lapa lapa kar yağıyordu. Kendimizi bir pizzacıya attık. Üç ay Roma’da yaşamış biri olarak, İtalya’da yediğim pizzalardan çok daha güzelini burada yedim. Üzerine de harika bir espresso. Riga’da gözlemlediğim bir başka nokta da İtalyan yemek kültürünün burada bayağı hakim olması. Kendilerini oldukça iyi tanıtmışlar diye düşündüm. Etrafta gelatocular. İtalyan pizzacıları, espressonun yaygınlığı, marketlerdeki İtalyan mutfağına özgü ganocchi, ravioli gibi yiyecekler… Aslından bizim mutfağımızda Letonlara oldukça cazip görünebilir diye düşündüm. Bu soğuk memlekette ne yetişecek ki pancar, lahana havuçtan başka. Tonla ürün ihraç edebiliriz aslında. İtalyanlar malumunuz marka yaratmakta ve pazarlamada dünyanın en iyilerindendir. Burada da ağırlıklarını koymuşlar, ne diyelim? Büyük  süpermarketlerinde bir kaç Türk ürününe de rastladım ve gurur duydum. Biri bulgur biri sabun markası. Özellikle bulgur markasını Türkiye’de marketlerde özel olarak arıyorum. Gerçekten ihraç ürünü olacak kalitede. Neyse..mutfak konusuna tabii ki daha ayrıntılı yer vereceğim sevgili dostlarım, bilahare.
Eski Rus Ortodoks Kilisesi letonya Riga Kilisenin karlar altındaki görünümü
Kilisenin karlar altındaki görünümü
Karlı Riga gününde pizza sonrası ikinci ısınma durağımız Rus Ortodoks Kilisesi. Oldukça şatafatlı bir görüntüsü var. Onlarca kilise, bazilika gördüm ama itiraf etmeliyim ki bu kadar güzel, her santimetrekaresi sanat eseri olan bir Hristiyan kilisesi görmemiştim. Güzelliği karşısında büyülendim. Bizim minik hatun daha önce bahsettiğim sessiz olma tekerlemesi sayesinde onun deyimiyle müzelerde bize göre kiliselerde sessiz olmayı başarıyor artık!
Üç yaşında normal bir çocukla bu tür turistik geziler yapmak kolay. Bir de gerektiğinde pusetine otursa her şey daha güzel olacaktı. Ah doğduğundan beri herhangi bir yere bağlı şekilde tek saniye geçirmek istemeyen özgür ruhlu kova kızım!!  Bu Riga gezimizde artık pusetine oturmayı hiç bir şart ve koşulda kabul ettiremeyeceğimizi öngörmüştüm aslında ama bir umut diyerek taaa Türkiyelerden buralara taşıdım o puseti ve belli ki gerisin geri götüreceğim. Sanıyorum artık puset dönemi de sona eriyor. Bebek arabası da dediğimiz pusetli hayatımıza artık veda ederek çocuklu hayatımızda bir dönemi daha  kapatıyoruz sanırım. Pusete oturmadığında elimizden tutsa keşke diğer çocuklar gibi. I Ih!!yürümeye başladığından beri el tutmaya karşı protest bir uslup  içinde daima. Yalnızca karşıdan karşıya geçerken o minik ellerini avucumuza koyma lütfunda bulunuyor hanımefendi. Onun dışında ben kendim kendime yürürüm diyerek bazen önümüzden bazen arkamızdan bazen yanımızda, e haliyle iki ileri bir geri yürüyoruz. Şöyle düz yolda düzgün düzgün yürüdüğü zamanlar ne zaman gelecek sevgili izleyenler?
Riga maceramız devam ediyor. Hava aslında ilk geldiğimiz günden daha güzel artık.  Karlar erimeye başladı. Bugün Riga’da 6. günümüz ama dün sabah gidip bu akşam dönecek şekilde araya Estonya’nın başkenti Tallin’i de sıkıştırdık. Tallin notları da elbette bu sayfalarda olacak ama önce Riga’yı tamamlayalım. Beni okumaya devam edin 🙂

 

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir