Masal Kitabından Bir Sayfa: PRAG

Evlilik yıl dönümümüzün arifesinde balayı şehrimiz Prag’ı yazayım istedim. Tam da beş koca yıl olmuş!! Vallahi dün gibi. Demek ki 30-40 yıllık evliliklerde de böyle oluyor; yıllar geçip gidiyor, sana da ”daha dün gibi”  demek düşüyor.
En baştan başlayayım anlatmaya. Aslında balayı için Paris’e gitmek üzere fikir birliğimiz vardı . Amma ve lakin düğün hazırlıkları ve bu hazırlıkların katmerli masrafları Paris fikrinden koşarak uzaklaşmamıza neden oldu. O zamanlar henüz kapanmamış olan booking.com üzerinden Paris otel fiyatlarına şöyle bir bakayım demiştim. Baktığım gibi gözlerim fal taşı gibi açıldı! Paris de Roma gibi otel fiyatları konuşunda gerçekten epey üst noktalarda. Balayına yakışır bir otelde konaklamak için epey bir avroyu gözden çıkarmanız lazım. Prag , Paris’e göre çok daha ekonomik bir seçenekti. İkinci olarak da neredeyse 1 yıldır maddi manevi bakımdan epey yorucu geçen evlilik ve düğün hazırlığı sürecinden sonra Paris gibi kozmopolit ve kalabalık bir şehir yerine daha sakin ve huzurlu bir yere gidelim dedik. İyi ki de öyle yapmışız.

Düğünümüzü yaptığımız Aydın ilimiz Türkiye’nin yaz aylarında sıcaklık ortalaması en yükse olan bir kaç ilimizden biridir efendim. Bu meteorolojik bilgiyi neden verdim? Çünkü biz bu sıcak ilde düğünümüzü tam tamına yazın en orta yerinde, 14 Temmuz’da yaptık da!! Düğün fotoğraf çektirdiğimiz stüdyodan dışarı adımımı attığımda tekrar geri dönmek istemiştim! Zannediyorum dışarıda sıcaklık öğle saatlerinde 50 derece falandı.
Düğün bitip Aydın’ın kavurucu sıcağından Prag’ın serin havasına kendimiz attığımızda tarihlerden 16 Temmuz’du. Temmuz ayı bence Prag için mükemmel bir zaman. Kışları epey sert geçen bu şehir Temmuz ayında adeta bir vaha halini alıyor.
Prag benim seyahat ettiğim ilk Avrupa şehriydi. Daha önceki yurt dışı seyahatim Çin’e idi. İlk yurt dışı seyahatini Çin’ e yapmış biri için ülke sınırları dışından beklentileri epey aşağıda oluyor. Bu nedenle Prag bana büyüleyici gelmişti.
Schengen vizesi ile de bu seyahatimizde tanıştım. Son anda ve bir sürü macerayla alelacele alabildiğimiz vizelerimiz ile Prag kapılarına dayandık. Kapıdaki pasaport memuru bir iki basit ve klasik soru sonrası içeriye buyur etti. Ben de valizimizi banttan alıp sevgili kocamı beklemeye başladım. Ama bir türlü gelmedi. Pasaport kontrol memuru elinde evraklarla kabine bir giriyor bir çıkıyor. Dedim herhalde içeri giremeyecek. ”Ne yapalım, bu da böyle bir balayı anımızdı” der geri döneriz diye düşünüyordum ki yaklaşık 20 dakikalık bir bekleme sonunda nihayet kavuştuk! Yani, demem o ki pasaportta hemen her Avrupa ülkesinde olduğu gibi sıkıntı çıkabiliyor.
Pragdaki ilk günümüzü otel çevresinde dolaşarak ve dinlenerek geçirdik. Otel çevresinde dolaştığımız anlarda içimde beliren bir hissi paylaşmak isterim: Hani aslında kalabalık bir büyük şehirde yaşıyorsunuzdur da şehrin tekin olmayan bir yerindesinizdir, etrafta fazla insan yoktur, ya da saat geç olmuştur, sokakta tek tük insan…İçten içe ”tehlikede olabilirim, ortam pek tekin değil galiba, derhal buradan uzaklaşmalı, eve gitmeliyim” diye düşünürsünüz. Otelimizin olduğu bölge yerleşim yerlerinin olduğu bölgeydi. Yani insanların evlerinin, okulların falan olduğu. Dışarıda olduğumuz saatlerin mesai çıkış saatine denk gelmesine rağmen ortalıkta kalabalığın olmaması, sessizlik ve sakinlik yıllardır Ankara’da yaşamış, İstanbul gibi bir şehirde uzun süre kalmış biri olarak bana aynen yukarıda anlattığım gibi hissettirdi. Bu histen kurtulmam bir kaç günümü aldı. Sonrasında da yurda dönüş yaptık zaten.
Gelelim Prag’ın gezilip görülecek yerlerine. Sessiz sakin bir şehir dediysem turistik mekanları, hele de tam yaz mevsiminin ortasında elbette hariç tutuyorum. Prag’ın belki de en kalabalık, iğne atsan yere düşmez mekanı Astronomik saat kulesinin olduğu Eski Şehir (Old Town) bölgesi. Bu saat dünya üzerinde halen çalışır vaziyette olan en eski saatmiş. Her saat başında kulenin tepesinden çeşitli küçük gösterilerle yeni saat ilan ediliyor. Bu da elbette turistlerin ilgisini çekiyor, herkesin elinde kamerası bu anları çekiyor. Dünyanın çalışan en eski saatini görmek elbette güzel bir şey.
Çekya- Prag- Astronomik saat kulesi-2
Astronomik Saat Kulesi
Prag’da ikinci mühim nokta Karl Köprüsü (Charles Köprüsü). Ta 10. yüzyılda yapılan köprünün ilk hali tahtaymış. Yüzyıllar içinde bozulan orjinalinin yerine bir kaç defa yenisi yapılan köprünün son hali Kral Charles tarafından 1402 yılında yaptırılmış. Köprünün her iki yanında barok tarzı heykeller var. Sadece yayalara açık olan köprü her daim kalabalık. Hediyelik eşya satanlar, sokak sanatçıları, gün batımı, manzara…Harika.
Çekya- Prag- Karl Köprüsü
Karl Köprüsü Kalabalığı
Sokak sanatçısı demişken, şimdiye kadar gördüğüm en hoş sokak çalgıcılarına rastladık. Emekliler grubu!! Nasıl da mutlu görünüyorlardı çalarken. İkinci bahar.
Çekya- Prag- Sokak Çalgıcıları
İkinci Bahar… Sokak Çalgıcıları
St. Vitus Katedrali gotik mimarinin göğü delecekmiş izlenimi bırakan eserlerinden biri. Prag kalesi içinde yer alan bu yapının hem içi hem de dışı mühteşem bir görsel şölen.
Çekya- Prag- St. Vitus Katedrali
St. Vitus Katedrali
Vltava nehrinde bir tur yapmanızı şiddetle tavsiye ederim. Nehrin üzerindeki ördekleri görünce” ne güzel, nehir ne kadar temiz ki ördekler bile rahat rahat yaşıyor, hem de şehrin ortasında” diye öykündüm. Keşke bizim de öyle olsa dedim.
Çekya- Prag- Tekne gezisi
Tekne Gezisi
Nehir turumuz esnasında gemiden gördüğümüz Kafka’nın Evi‘ni ziyaret ettik. Kafka’nın meşhur ”Dönüşüm” kitabını okumuştum. Ruh buhranları yaşayan bir adammış gibi gelmişti bana. Kitap içimi karartmıştı ama yine de okumuştum. Yıllar sonra ”Kim Bir Milyon İster” yarışmasında kitabın baş kahramanının mesleğini sordular da bilemedim!! Artık ne kadar bunaldıysam..
Çekya- Prag- tekne gezisi- Kafka museum
Kafka’nın Evi
İnternet üzerinden Prag’da gezilecek yerler diye araştırınca hiç karşınıza çıkmayacak bir yer tavsiye edeceğim şimdi, hazır mısınız? Prag Hayvanat Bahçesi. Balayında da hayvanat bahçesine gidilir mi demeyin. Gidilir. Zaten Prag o kadar da büyük bir şehir değil. Bizim gibi beş gün ayırdıysanız 5. gününüzü pekala 1931 yılında açılmış bu devasa hayvanat bahçesini gezmeye ayırabilirsiniz. Ayrıca romantizmin mekanı olmaz, kalplerde aşk olduktan sonra… :))
Çekya Prag zoo
Çekya Prag zoo hayvanat bahçesi
olabildiğince doğal ortam yaratmışlar
Prag’da ne yenir ne içilir sorusuna verecek çok spesifik bir yanıtım yok. Tüm klasik Avrupa ülkeleri gibi kruvasan, turta, et yemekleri, patates, bira, çikolata, pizza, makarna…Damak zevkinize göre ne isterseniz bulabilirsiniz. Biz otel kahvaltısı ile güne başladık, öğle yemeğini kahvaltıdan hazırladığımız sandviç ve meyvelerle geçiştirip akşam yemeklerinde Old Town’da o gün canımız ne istiyorsa onu yedik. Bazen fast food, bazen yerel yemek..
Prag, masal kitabı sayfalarından çıkmış romantik görüntüsüyle, düğün dernek karmaşasından taze çıkmış, haliyle de çok yorulmuş çiftler için kafa dinletecek sakin ve huzurlu haliyle seçenekler arasında ilk sıralarda olabilecek bir yer bence.
Sadece balayı için değil, ailecek de güzel vakit geçirilebilecek bir şehir hatta. Şimdi düşünüyorum da bizim bücür ile de gayet rahat ederdik. Rahat ederdik çünkü kalabalık değil. Şehir içi toplu ulaşım, otobüs ve metro seçenekleri hem konforlu hem kullanışlı. Yaz aylarında hava gayet güzel. Ne çok sıcaktan bunaltıyor ne üşütüyor. Yollar pusetle de gezilebilecek türden. Astronomik saat, sokak sanatçıları ve sokak çalgıcıları küçük çocukların da oldukça ilgisini çeker, onlar da eğlenir.
Çekya- prag- sokak sanatçıları
içine farklı miktarlarda su koyulmuş kadehlerle müzik yapıyor
Hitler yazlık yapacakmış oralara, yakıp yıkmamış  o yüzden ama nasip bizlereymiş işte…
Prag hem balayı için gittiğimizden hem de Avrupa’da gördüğüm ilk şehir olduğundan benim için elbette çok özel bir yere sahip. Giderseniz, görürseniz umarım sizin de güzel anılarınız olur.
Sevgiler.

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir