Komşu Komşu Huu !

Çocukluğumdan başlayan gazete okuma alışkanlığım hala devam ediyor. Babam evimize pek çok farklı gazete alırdı, özellikle pazar günleri. Günümüzün teknolojisinde hafta içi gazeteleri internetten takip ediyorum, yalan yok. Biraz da tüm gün mesaide bilgisayar başında olmanın konforuyla tabii. Ama pazar günü basılmış gazete okuma keyfime kimse dokunamaz!! Çocuk doğurduğum gün itibariyle pek çok keyfime olduğu gibi bu keyfime de ara verip, yalnızca anne olmanın keyfini çıkardığım uzun aylar ve yıllardan sonra şimdi elimden geldiğince kaldığım yerden ve aynı istikrarla devam ediyorum.

Bir pazar gazetesi okumam ortalama üç saatimi alıyor. Bu esnada kesinlikle rahatsız edilmek, bölünmek istemem. Aslında konsantre olduğum herhangi bir işte, yemek yapmak dahil, bölünmekten hiç hoşlanmam ya…
Bu pazar gazetesini okurken gazetenin eklerinden birinde 15. İstanbul Bienalinin konusunun ”iyi bir komşu” olması işlenmişti uzun uzun. Çeşitli deneysel araştırmalar, bilimsel yayınlardan alıntılar yapmışlar. Son derece isabetli bulduğum bazı tespitler olduğu gibi rezidans komşuluğu gibi (özellikle İstanbul için) bir kavramdan bahsetmişler ki hiçbir fikrim yok bu konuda mesela.
Okurken okurken komşu, komşuculuk kavramlarının benim için çocukluğumdan bu güne nasıl değişim ve gelişim gösterdiğini düşündüm ve düşündüklerimi buraya da not edeyim istedim.
Öncelikle ben de herkes gibi ”ahhh nerede o eski komşuluklar!!” diyeceğim. Çünkü benim anılarım instagramın, blogların, watsupın, facebookun, internetin ve hatta telefonun bile olmadığı bir dönemde başlıyor sevgili izleyenler. Ne kadar da yaşlıyım değil mi!!!
Evimize telefonun bağlandığı günü gayet net bir biçimde hatırlıyorum. Kardeşim yeni doğmuştu, ben de olsa olsa 5 yaşındaydım herhalde. Çok da değil aslında ama 30 yıl öncesinden bahsediyoruz. Günlük sosyal ilişkilerimizin bambaşka bir evrende olduğu bugünlerde evde internet olmaması, ceplerde cep telefonu olmaması ne kadar da ütopik!
 Ankara’nın orta gelir grubuna dahil insanların yaşadığı bir semtinde oturuyorduk. Komşuluğa dair en çok anımı kocası tapu müdürü emeklisi olan bakıcımın evinde biriktirdim. Bu ev, eski köy imecelerinin ve komşuluklarının şehre taşınıp, ufak ufak değişikliklerle yeni bir forma  girmiş haliydi. Hanımların sabah erkenden işlerini bitirip öğleden sonra müsait olanın evinde toplanmaları, günler düzenlemeleri, sonbaharları toplu salça yapma, tarhana yapma imeceleri…Bunlar da yıllar içinde kayboldu tabii. Bireyselleşme yavaş yavaş kendini belli etmeye başlamıştı o yıllarda.
Kendi evimizin komşularına dair hatırladığım ilk anım 4 yaşımda bana penisilin iğnelerini yapan hemşire komşumuza ait. Sonra en sevdiğim sokak oyunu arkadaşım Ünzile’nin annesi… Geleceğinde Sezen Aksu’nun Ünzile’sine benzer bir hikayesi olduğuna neredeyse eminim. Bir de kendi evimize telefon bağlanmadan önce telefonla konuşmak için evine gittiğimiz Almancı Satı Teyze vardı. Evlerinin salonunda basamaklar vardı. Çok estetik ve güzel görünüyordu. Çok hoşuma giderdi gördükçe. Hayat ne garip ki salonunda basamakları olan bir evim de oldu.
O yıllarda komşulara çocuklar emanet edilip çarşı pazara gidilebiliyordu. Biz çocuklar olarak herhangi bir komşu evinde toplanıp evcilik oynayabiliyorduk. Annelerin de bundan şikayetçi olduğuna dair herhangi bir algı olmamış bende.
Büyüyüp ergenlik yaşına gelince sokakta ya da apartman boşluğunda oynamalar bitti tabii. Annem günlere giderken eşlik etmek zorunda olduğum yılları da geride bırakınca komşu kavramı hayatımın ücra köşelerine doğru atıldı . Hatta ergenlikten ötürü hiçbir komşumuzu beğenmez ve sevmedim de.
Gel zaman git zaman evlenip barklanınca ve bana ait bir evim olunca komşu kavramı yeniden hayatıma girdi. Bu kez evim orta üst gelir grubuna dahil olan insanların yaşadığı bir semtteydi. Ben tüm gün çalışıyordum. Her sabah işe giderken aynı saatte evden çıktığımız komşular haricinde hiçbirini görmüyordum. Sabah gördüklerimizle de selamlaşmıyorduk bile zaten.
Ama insanoğlu sosyal bir varlık. İş ve ofis hayatı dışında bir hayatım da olduğundan bu alanlar dışında iyi kötü ahbaplık ettiğim insanlar da olsun istedim. Apartmanda yaşıyoruz. Evlerimizi onların evinden ayıran bir duvar sadece. Tıpkı salonumuzdan diğer odamızı ayıran duvar gibi. Aslında hepimiz bir çatı altında yaşıyoruz. Birlikte yaşıyoruz yahu!! Sabah görüp de selam vermemek nedir??
Kendi evimde kendi komşularımla tanışmam onların evime ”hoş geldine” gelmeleri ile oldu. Sonrasında evde yalnız da olsam aslında yalnız olmadığımı bilmek, canın sıkılınca bir kahve içmeye gitmek, kafayı dağıtmak, hamileyken aşerdiğin yemeklerin pişip kapına gelmesi gibi güzellikler çok çok hoşuma gitti.
Şimdi oturduğum evime taşındığımda komşularımdan ayrıldığıma epey üzülmüştüm. Üstelik şimdi daha çok katlı, esasta daha kalabalık ama birbirine daha uzak insanların olduğu bir apartmandaydım. Komşularım kimdir, yan duvarın ardında kimler yaşıyor bu kez ben merak ettim ve gittim ben tanıştım komşularımla. Benim uzattığım eli geri çevirmediler. Şimdi biliyorum ki iki -üç adım ötemde dara düşsem yetişecek komşularım var. Yalnız değilim.
Komşularınız sizin tıpkınız olmayabilir. Hayata sizin pencerenizden bakmayabilir. Bambaşka bir dünya görüşünüz olabilir. Hatta sizin ülkenizden sizin dininizden olmayabilir. Her ne olursa olsun sadece insan olmanın ve aynı çatı altında yaşamanın ortak paydası sizi buluşturabilir.
Yeni dünyamızda eski komşu ilişkilerini bulmamız artık mümkün değil. Bunu kabul etmeliyiz öncelikle ve ahlanıp vahlanmayı bırakıp bugünün dünyasında iki adım ötemizdeki hayata sırtımızı çevirmemeliyiz bence.
Bienalin konusu ”iyi bir komşu…” demiştik. İyi bir komşuya sahip olmak için önce iyi bir komşu olalım.
Bienalin internet sitesinde biraz beyin jimnastiği yaptıracak İyi bir komşu nasıl olmalıdır? minvalinde sorular var. Bir kaç örnek:
İyi bir komşu, nadiren gördüğünüz birisi midir?
İyi bir komşu, evinde hayvan beslemeyen bir aile midir?
İyi bir komşu, daha yeni taşınmış birisi midir?
İyi bir komşu, sizinle aynı gazeteyi mi okur?
İyi bir komşu, sizin için önemli midir?
Devamı burada.
Nasıl? Daha önce sorgulamış mıydınız hiç?
Yazıyı bitirmeden bienalin sorusuna kendimce yanıt vereyim de isterim sevgili izleyenlerim:
” İyi bir komşu,
kendi evi ve kendi hayatı ile sizinki arasındaki sınırı bilen ama aileden biri gibi olan, ”ihtiyacım olursa komşum var” konforu ve güvenini yaratan komşudur bence.
Peki sizce?

 

Komşu Komşu Huu !” için bir yorum

  1. Özge, ne güzel anlatmışsın! Ben hep komşularıyla çok samimi ilişkiler olan şehirlerde büyüdüm; şimdi İstanbul’da hiçbir komşumun evime adım atmadığı bir apartmanda oturuyorum… Birbirimizin kapısını rahatça çalamıyor olmak ya da insanın insana yük gelmesi hali çok üzücü bence. Yine de dediğin gibi, bugünkü şartlarda da ilişki yaratmak mümkündür belki; ne yapabilirim bir düşünmek lazım;)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir