Kadın Olmak.

Bir kız çocuğu olduğumu bilinçli olarak idrak ettiğim gün kaç yaşıma tekabül ediyor bilmiyorum. Dört -beş yaş civarlarıdır herhalde. Kare kare de olsa hatırlayabildiğim anılarım bu yaşlarıma ait çünkü.  Bir de kardeşimle aramızda beş yaş var bizim. Farklı bir cinsiyetten birinin hayatımıza dahil olduğunu anladığım zamanlar O’nun doğduğu zamanlardır herhalde diye düşünüyorum.
Ben 4-5 yaşlarıma kadar bir kız çocuğu olduğumun ayırtına varmamış şanslı kadınlardanım bu dünya üzerinde!  Öyle aristokrat bir sınıftan gelmiyorum, yanlış anlaşılmasın hemen.  Çalışan bir annem vardı, babam devlet memuruydu. Türkiye’deki yüz binlerce aileden pek de bir farkımız yoktu aslında. Kendimi şanslı saymamın birinci sebebi; herkesin olduğu gibi, hayatımda tanıdığım ve güven duyduğum ilk insan olan annemdir. Çalışan, toplum içinde de aile içinde de var olan, güçlü ve ayakları yere basan bir kadın. Kendimi şanslı saymamın ikinci ve belki de en önemli sebebi toplumsal cinsiyetçi bakış açısından elinden geldiğince beni uzak tutmaya çalışarak büyüten babamdır. İnsan çocuk büyütürken, özellikle de bir kadın olarak kız çocuğu büyütürken ancak anlıyor bunları .Oysa ben de pek çok ergen gibi ne kavgalar etmiştim annemle de babamla da zamanında halbuki.

 ”Sen ne anlarsın…, çocuklar bilmez…, büyüyünce öğrenirsin …” gibi pek çoğunun hemen her gün duyarak büyüdüğü böyle cümleleri bir kez bile kurmadıkları gibi, ”sen kızsın… ” ile başlayan tek bir cümle de duymadım ne babamın ne de annemin ağzından.
Büyürken etrafımda olan diğer kadınları düşünüyorum. Annem çalıştığı için,  beni beş yaşına kadar büyüten, ikinci annem bildiğim kadın var mesela. Kendine yeten, ayakları yere basan, güçlü bir kadındı. En iyi bildiği şeyi yaparak para kazanıyordu: çocuk bakıyordu. Teyzelerim var, halam var. Her biri meslek sahibi, hepsi de hayatlarında söz sahibi olabilmiş kadınlar.
 Böyle büyüyünce bir kız çocuğu nasıl bir kadın olur biliyor musunuz?
Özgüvenli.
Kendini seven ve saygı duyan.
Kendine yeten.
İnisiyatif alan.
Doğru bildiğini ve hakkını savunan.
Eşitlikçi.
Bunların hepsini oldum ben şükür. Ammaa!! bir farkla; Soruyu tekrar soruyorum:
Böyle büyütülünce bir kız çocuğu Türkiye’de nasıl bir kadın olur biliyor musunuz?
Özgüvenli…ama kendini saklayan!
Kendini seven ve saygı duyan…ama bunu belli etmemeye çalışan!
Kendine yeten…ama bu yetisini gizleyen!
İnisiyatif alan…ama çekinen.
Doğru bildiğini ve hakkını savunan…ama korkan.
Eşitlikçi…ama pozitif ayrımcılığa -maalesef- muhtaç olan.
Babam beni nasıl büyütürse büyütsün, ya da siz çocuklarınıza hangi değerleri verirseniz verin, topyekun bir dönüşüm olmadıkça bu maalesef böyle olacak. Gerçekçi olalım; ben kızımı içinde bulunduğum toplumun koşullarına göre büyütüyorum. Kızım 3 yaşında ama O’nu korumak için türlü önlemler alıyorum kendimce.  Kimin pedofil olduğu belli değil çünkü.
Ben giyim kuşamı mütevazı olan biriyim. Buna rağmen, o gün toplu taşıma kullanacaksam, kalabalık ortamlarda, meydanlarda işlerim varsa giyimimi ona göre ayarlıyorum. Maalesef!
Dikkat çekmek, daha doğrusu, bir obje olarak görülmek istemiyorum. Değerlerimle dikkat çekmek, insan olarak görülmek ve insan olarak muamele edilmek istiyorum.
Giyimimden ya da başka nedenlerden dolayı gözlerini dikip bakan adamlardan rahatsız oluyorum. Sadece kadın olduğum için normalin dışında ilgi gösteren, mesela herhangi bir reyon görevlisi de beni aynı ölçüde rahatsız ediyor. Çünkü davranışları farklı olsa da altında yatan bakış açısı aynı.
Bu durum sadece bizim ülkemize özgü sanılmasın. Çoğu Avrupa olmak üzere pek çok ülkede bulundum. O ülkelerin taşralarına değil genellikle de başkentlerine gittim. Buna karşın şunu söyleyebilirim ki kadın her zaman her koşulda ve her medeniyette az ya da çok muhakkak farklı muamelelere maruz kalıyor. Ancak bulunduğum ülkeler arasında ne yazık ki bizimki kadar net ve kemikleşmiş bir cinsiyetçi bakış açısı yok.
Burada herhangi bir kahvehanenin önünden geçerken başımı eğmek zorunda kalıyorum. Oysa ben Roma’da metro da tek başıma otursam, giyimim frapan bile olsa karşımda oturan adam kitabını okumaya devam eder!!
Başkentte doğdum büyüdüm. 34 yaşındayım. Gece 21-22’den sonra sokaklarda hiç tek başıma yürümedim. İçim bunalsa da, hava almak yürümek istesem de…Araba ile çıksam bile camları sıkı sıkı kilitledim. Bunun da hiç sorgulanacak bir tarafını görmedim bir kaç yıl öncesine kadar.
Bir düşünseniz, kanıksadığımız ne kadar çok mahrumiyetimiz var günlük hayatta bir bilseniz!
Kadın olarak kendimizle ilgili maalesef kanıksadığımız ayrımcılıklar olduğu gibi hayatın olağan akışında iki tarafça da kanıksanan beklentiler de var binlerce yıldan beri süre gelen. Yemekten kadınlar sorumludur mesela daima, değil mi? Üstelik az önce örneğini verdiğim gelişmiş medeni ülkelerde bile. Yani demem o ki, dünyanın her yerinde kadın hakkında genlere kodlanmış davranış kalıpları var her iki cinste de.
Bugün bizim gibi kadınların, yani eğitim alabilme şansı olmuş, bir kariyeri olan, sosyal, entelektüel veya akademik alanda var olmaya çalışan kadınlar bile erkek önyargısı ile savaşmak zorunda kalıyor.
Çok basit örnekleri var: Müdürler genelde erkek oluyor! Kadınsanız, sadece kadın olduğunuz için, erkek müdür adaylarından daha iyi olduğunuzu ispat etmek için ekstra bir mücadeleye giriyorsunuz mesela değil mi? Hanginiz benim şirketimde/kurumumda kadınlar ve erkekler tamamen ama tamamen iş performanslarına göre terfi ediyor diyebilecek?
Özel hayatlara dönelim: Aile denen kurum bir nevi şirket bunu kabul edelim önce. gelirleri giderleri olan, genel yönetim gideri olan falan filan… Çalışan, bu şirkete katkısı olan kadın, bu ailenin bir ferdi olarak genel yönetimi en az eşi kadar iyi kıvırabileceğini ona ispat etmek zorunda kalıyor.  Hatta çoğu zaman bu mücadeleye girmiyor bile. ”Eşim maaşımı elimden alıyor, ne yapıyor onu da bilmiyorum” diyen bir sürü çalışan kadın tanıyorum ben. Hakkınızı savunmak için mücadele etmeniz gerekiyor yani, eşinize karşı bile.
Sosyal hayatta var olmak için, iş hayatında var olmak için, terfi etmek için, işten atılmamak için, eşinizle iyi geçinmek için, ailenizi sürdürmek için, sokakta rahat yürümek için, otomobil kullanabilmek için, sokağa tek başına çıkabilmek için, çocuk doğurmak için, çocuk doğurmamak için, çocuğu nasıl doğuracağınıza karar vermek için, kızınızı okutmak için, kızınızı evlendirmemek için, evlenmek için, evlenmemek için, dayak yememek için, beğendiğiniz mücevheri almak için, istediğiniz gibi giyinebilmek için, taciz edilmemek için, tecavüze uğramamak için, herhangi bir konuda eşinizi ikna etmek için, herhangi bir konuda eşinizi vazgeçirmek için, evinizi idare etmek için, kaynananızı idare etmek için, kendi ana- babanızı idare etmek için, çocuklarınızı büyütmek için, emzirmek için, bazen emzirmemek için, konuşmak için, gülmek için…
O kadar çok şey yazabilirim ki..
Geçenlerde bir kitap okuyordum, öyle gün ortası elime geçti bir kaç satır okuyayım derken neden bilmiyorum, kitabın başına şu cümleyi yazarken buldum kendimi:
KADIN OLMAK, dünyanın her yerinde, her zaman ve koşulda hiç bitmeyen bir  mücadele halinde olmaktır”
Sonunda iyilik ve doğruluk olacaksa, bu mücadele yıllar, on yıllar, bin yıllar da sürecek olsa yılmamalı.
Kadın, önce insan sonra kadın olarak var olmalı!
Kadınlar günümüz kutlu olsun!!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir