Kadın Kafası

 

Epey bir aradan sonra sevgili kuzenlerimle birlikte çoluksuz çocuksuz bir cumartesi akşamı programı organize ettik. Aylaar öncesinden biletlerini aldığımız ”Anadolu Ateşi” dans gösterisini izlemeye gittik. Çoluksuz çocuksuz olunca sanki bir uzvun eksikmiş gibi giriyorsun ortamlara. Etkinlik öncesinde tuvalete götürüp çişini yaptıracağın, arada bir sırtı terlemiş mi diye kontrol edeceğin bir veled dolaşmayınca etrafında böyle eski sevgililik günlerindeymişcesine bir iç kıpırtısı bir heyecan bir hoşluk…Tabii bir de katılım sağlayacağın etkinliğin günü saati çok öncesinden belli olduğundan ”Allahım ne olur çocuk hasta olmasın, ateşlenmesin, dans gösterisi izleyeceğimize esas dansı hastane acillerinde sabahlara kadar biz etmeyelim n’olur?” diye dua ediyorsun. Tabii Murphy kanunları her zaman işler, ya da ne bileyim; evrene mesaj yollaya yollaya evren de konuyu farklı algılar falan… O çocuk kesin hasta olur arkadaş. Evet, etkinliğe iştirak ettik ama evde anneannesinde ateşi çaktırmadan inip çıkan, burnu da tıkalı bir çocuk bıraktık. Olsun, o kadarcık nezle gribi nazar-ı itibara almıyorum zaten artık.
Ne zaman bir konsere, gösteriye falan gitsem, özellikle de konsere, hele ki seyircinin koltukta oturduğu, şarkıcının şovunu ve/veya sanatını sahnede icra ettiği türden olanlara, sahnedekilerin (çalgıcısı olsun, solisti olsun, vokalisti de dahil) seyirciden daha çok eğlendiğini düşünmüşümdür hep. Hem çok eğleniyorlar, hem de üstüne para alıyorlar yahu! Sen de koca salonun bir koltuğunda dımtıs dımtıs çalan müziğe en fazla ayak sallamak suretiyle ritm tutturmakla yetiniyorsun. Haksızlık!
Ancak benim yapış olduğum bu tespiti daha önce yapanlar da vardı anlaşılan. Hanım hanımcık oturmaya meydan okuyan bir hanım efendi vardı geçen gün gösteriyi izleyen. Bu yazının konusu da bu tür kadınlardır efendim.
Yukarıda da beyan ettiğim gibi Anadolu Ateşi’ne gittik.
Tüm gösteri boyunca, davullar, zurnalar, halaylar, horonlar gırla. Biz ne yaptık? Koltuğumuzda el çırpıp ayağımızla ritm tuttuk. Sevgili eşime ”gösterinin finalinde sahneye çıkıp toplu halay çekeceğiz değil mi? diye sormaktan, sol tarafıma dönüp de kuzenime ”horonu finalde sahnede birlikte çekeceğiz sanırım” diye sormaktan geri de duramadım.  Ama işler öyle gitmese de, bizim tam sağ çaprazımızda oturan bir kadın tüm gösteri boyunca verdiği paranın hakkını verdi, çoook da eğlendi!
60’lı yaşlarında ve emekli öğretmen olduklarını tahmin ettiğim iki hanım yan yana öyle güzel eğlendiler ki, kıskandım gerçekten. El çırpmalar, gerdan kırmalar, omuz kıvırmalar, hatta oturdukları yerde ayağa kalkıp halay çekmeler!! Bu kafada olmak için yaklaşık bir 30 sene daha mı beklemem gerekiyor?
Yaşlı insanlara gösterilen hoşgörü ile çocuklara gösterilen hoşgörünün benzer olduğunu düşünüyorum. Çocuktur ne yapsa yeridir ile yaşlıdır ne yapsa yeridir anlayışı.
Yaşları bir tarafa, gösteriyi ve bu iki hanımı izlerken geçenlerde rastladığım bir televizyon programında oyun oynayan, bariz şekilde göbek atan kadınlar aklıma geldi. Gündüz kuşağı kadın programları olsun, eğlence programları olsun, ya da klas şov programları… Buralarda müzik çalınca oynamaya başlayan ve hatta kendinden geçercesine eğlenen daha çok kadınlar değil mi?  Neden peki kadınlar? ”Kadın kafası” diye bir şey var çünkü kuzum. Buna kanaat getirdim.
Biz kadınların evde, işte, günlük hayatta ne kadar derdimiz var kim bilir? Çocuğu okumayan, kocasıyla kavgalı olan, kaynana dırdırı çeken, görümcesiyle eltisiyle geçinemeyen… Ama şöyle bir oynak müzik çalmaya görsün, ohhh!! Yansın dünya diyerek bir neşe pür neşe göbek atmak ”kadın kafası” değil de nedir? Kabul günlerinde altınlar, dolarlar toplanıp, pasta börekler yendikten sonra göbek havası açılmıyor mu? Bir tür terapi ayol!! Salla göbeği kalçayı, at dertleri tasaları! Sen göbek atıp neşelenirken hayatın derdi tasası da şöyle azıcık kenarda bekleyiversin değil mi? O dertler hep orada zaten, sonra yine kafana takarsın.
Kadınlardaki derdi tasayı bir kenara kısa bir süreliğine bırakıp dünyanın en gamsız insanıymışcasına eğlenebilme kabiliyetini veren doğanın bir bildiği olsa gerek.
Türlü zorlukların üstesinden gelen, nice cefalara göğüs geren, her durumda ve her ortamda bir şekilde yaşamanın, yaşatmanın yolunu bulan, elinden geldiğince bulunduğu yeri, yaşadığı dünyayı güzelleştirmeye çalışan biz kadınlar değil miyiz?
Bu ”kadın kafası” dır bizi küllerimizden yeniden doğuran sevgili kadınlar. O zaman aynen devam!
Salla göbeği kalçayı, at derdi tasayı!!  Ooohh yandan!!
:))

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir