İstanbul’un Neresindensin?

Share
Turistik İstanbul gezisine çıkmıştık geçen ay ortasında. Yıllardır İstanbul’a defalarca gidip gelmiş, hatta uzun süreler kalmış biri olarak pek çok turistik yerini görememiştim maalesef. Bu gezimizin amacı eski Roma’nın başkenti, Türkiye’nin ve hatta bence dünyanın en güzel şehri İstanbul’un hakkını vermekti.

Ancak ne yazık ki nahoş bir motosiklet kazası nedeniyle erken döndük. Yaklaşık 10 gün olarak planladığımız gezimizi 3 günle sonlandırdık. Bir günü özel işlerimizle geçti, diğer günü İstanbul’a son 32 yılın en şiddetli yağmuru yağdı. Geri kalan son günde Eminönü, Sultan Ahmet, Mısır Çarşısı, Bab-ı Ali dolaylarında İstanbul’u yaşadık.
Ben İstanbul’u çok severim. Gözümün bebeğidir. İstanbul ile olan aşkım zannediyorum 3 yaşlarımda deniz ile ilk tanıştığım an başladı. Denizi görür görmez ”çok su!! çok su!!” diye sevinçle haykırdığımı anlatır annem. Temmuz çocuğuyum, Ankaralı olabilirim ama denizsiz yapamam. Boğazı görmediğim yılları kayıp sayıyorum hatta.
İstanbul’a beslediğim aşkta, bu şehirde geçirdiğim güzel günlerin etkisi elbette çok büyük. Teyzelerim, dayım, anneannem dedem orada yaşıyorlardı. Hemen hemen her yaz ve kış tatilinde giderdik. Kalabalık sofralar, kuzenler, bol bol gezme tozma…Çocuk belleğime böyle kazındığından İstanbul aşkım hiç bitmedi, bitmeyecek de. Belki de orada yaşamıyor olduğum için. Yoksa daha İstanbul sınırına gelmeden kendini belli eden yoğun trafiği, karmaşık insan profili, düzensiz şehirleşme, hayat pahalılığı, yaşamanın ciddi bir mücadele gerektirmesi gibi etkenler arada aşk falan bırakmayabilir.
Gelelim kısa gezimize. Eminönü, kapalı çarşı taraflarına en son neredeyse bundan 10 yıl önce tek başıma gitmiştim. Ben tek başıma büyük şehirlerde gezmeyi severim. Kabalıkta kaybolmak, kaosun içinde tek başına kafanı dinlemek ayrı bir güzeldir. Tek başıma yaptığım gezim de ne kadar güzeldi yahu!! Eminönünden başlayıp, mısır çarşısı, kapalı çarşı, istiklal caddesi, Tünel, Galata… Hatta Galata da bir de açık hava konseri vardı o gün. Neyse, bu gezimiz elbetteki bu kadar uzun çaplı olmadı olamadı. Malum, bizim 3 yaş bücürü de her zamanki gibi bizimleydi.
İkametimiz olan Kadıköy’den vapurla Eminönü’ne geçtik önce. Şehir hatları vapurları…Yazı ayrı kışı ayrı güzel ama yaz elbette ki bambaşka. Her daim muhteşem manzara, püfür püfür rüzgar…Balıklara elbetteki simit attık. Bu müthiş keyifle de nihayet tanıştı bizim küçük hatun.
iSTANBUL-şehir hatları vapuru
Eminönündeki alt geçitleri selden dolayı su basmıştı. Esnafa gerçekten çok üzüldüm. Tüm malları su ve çamur içindeydi. Kim bilir bizden sonraki, hani elma büyüklüğünde dolunun yağdığı fırtınada neler olmuştur, düşünemiyorum!
Eminönünden tramvayla Sultan Ahmet’e geçtik. Bir önceki günkü havadan eser yoktu. Günlük güneşlik ve hatta çok da sıcaktı. Sultan Ahmet caminin büyülü atmosferine kapısından girer girmez kapılıyorsunuz zaten. Batılıların mavi camii ”blue mosque” olarak adlandırıldığı bu camide göz alıcı binlerce çiniyi seyretmekle gözlerinize ziyafet çekebilirsiniz. Camii ile ilgili daha geniş bilgi isterim diyorsanız buraya...
İstanbul Sultan Ahmet Camii-1
Tüm heybetiyle Sultan Ahmet Camii
İstanbul- Sultan Ahmet Camii- Blue Mosque
İstanbul Sultan Ahmet Camii Çiniler
Camiilere giriş için giyim adabı konusu elbette ki tartışmasız. Erkekleri kısa şortla, kadınları başı, omuzları açık ve dar pantolonla almıyorlar. Üzerimde o kıyafetler var, ne yapacağım, camiinin içini göremeyecek miyim diyorsanız girişin hemen yanında camii tarafından sağlanan müthiş pratik bir kıyafet dağıtılıyor. Sıraya giriyorsunuz, kıyafeti alıyorsunuz, giyiyorsunuz çıkarken çıkarıyorsunuz. önü fermuarlı geniş ve uzun bir elbise, elbisenin yakasına sabitlenmiş baş örtüsü.
Kıyafetin arkadan görünümü böyle..
İstanbul Sultan Ahmet Camii Kıyafet
Ayakkabılar elbetteki kapıda dağıtılan şeffaf poşetlerde ellerde taşınıyor. Bu konuya bir turist gözü ile bakıp empati yapamıyorum. Ne düşünüyorlardır acaba? Tahminim şu: ayakkabılarımız kalabalıkta karışmasın diye böyle bir yol bulmuşlar herhalde diyorlardır. Umarım böyle diyorlardır (!)
İstanbul Sultan Ahmet Camii içi
Erkeklerin de kısa şortla gelenine bu kıyafetten giydiriyorlar. Benden söylemesi.
Sultan Ahmet’in tam karşısında uzanan Aya Sofya’ya da niyetlendik ama kişibaşı 40 TL’lik giriş ücreti nedeniyle müzekart alana kadar erteledik. Türiye’deki bazı büyük ve turistik müzelerin ücretinin bu kadar yüksek olması konusuna değinmem lazım biraz izninizle. 40 TL bazılarımız için çok yüksek bir fiyat olmayabilir ama ülkemizin genelini düşündüğümüzde bazılarının da haftalık erzak parası sonuçta. Turistler baz alınarak belirlenen bu fiyatlar onlara bize olduğu kadar yüksek gelmiyor. 1 Avro 4 TL, bilmem hatırlatmama gerek var mı? Bir iktisatçı olarak konuya çözümüm ”fiyat farklılaştırması” Yani Türklere 10 TL, Turiste 40 TL!! Böylece ”bizim” müzelerimizi ”bizim” insanlarımız daha rahat gezebilir değil mi?
İstanbul gezimiz bu kadarla kaldı. Heybeliada, Beşiktaş ve belirlediğimiz bir kaç müze daha vardı planlarda ama başka bahara kaldı.
Sağlık olsun da, gerisi çok da mühim değil.
Share

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir