Geç Kalmış 24 Kasım Yazısı

Bu yazıyı okuyan tüm öğretmenlerin, kendi öğretmenlerimin ve ailemdeki öğretmenlerin geçmiş öğretmenler gününü kutlarım!!
Geçmiş bayram kutlayabiliyorsak geçmiş öğretmenler günü de kutlanır zannımca. Bir haftalık bir gecikmeyle oldu, farkındayım. Ama elde olmayan sebeplerle tam gününde yazamadım. Madem tam gününde yazamadım o zaman Londra ve Cambridge’i aradan çıkarayım istedim.
Ben öğretmenlik mesleğinin içine doğmuş biriyim.

Annem, iki teyzem, iki eniştem, yengem ve hatta annemin iki teyzesi, dayısı, babamın dedesi ve dayısı da öğretmen. Sülalemde hatta bir-iki kuşak öncemde bile bu kadar öğretmen olmasının iki temel sebebi var. Birincisi, biliyorsunuz Trabzonluyum ve Trabzon’da bir öğretmen okulu varmış uzun yıllar eğitim veren. İkincisi, biliyorsunuz Trabzon, coğrafi koşulları gelir getirici tarıma pek elverişli olmayan bir şehir olduğu gibi Kayserililere nazaran ticari dehası çok da gelişmemiş bir memleket. Bu nedenle bizim oraların okuyanı çoktur. Hala da öyledir.
Memleketimdeki Öğretmen Okulu, cumhuriyetin ilk yıllarında, ta 1930’larda temeli atılan, an itibariyle Anadolu Öğretmen Lisesi olarak faaliyet gösteren bir Öğretmen Lisesi . Bu lise çok çok uzun yıllar kız öğretmen okulu olarak faaliyet gösterdiğinden, Trabzonumuzun çalışkan kadınlarının ülkemiz ekonomisine ve eğitim sistemine büyük katkılar sunmasını sağlamış.
Annemin son geçirdiği motosiklet kazasına kadar büyük bir aşkla yaptığı öğretmenlik mesleğine duyduğu bitmek bilmeyen bağlılığı ve tutkusunda bu lisede aldığı eğitimin payı çok büyük. Çocukluğumuzdan beri her anısını anlattığında, her anekdotu hatırladığında gözlerinin içi öylesine gülüyor ki, böyle düşünmemek zaten mümkün değil.
Anlattığına göre yatılı bölümü de olan bu okula çevre illerden de gelen çok sayıda kız öğrenci  bulunuyormuş. Zamanın yatılı okullarındaki disiplinden ve her biri bir eğitim neferi olan cumhuriyet öğretmenlerinin tedrisatından geçen bu genç kızlar ömürleri boyunca aynı aşkla öğrendiklerini yeni nesillere aktarmışlar. Hatta annem gibi olan bazıları hala da aktarmaya devam ediyor.
Öğretmenlik benim için her gün yaşadığım bir meslek türüydü çocukken. Öğretmenler odası her öğrenci için büyülü ve ulaşılmaz bir mekandır değil mi? Öğretmenler odasına girebilen öğrenci, çağrılan öğrenci daha bir sükseliydi sanki okulda. Ama ben orada büyüdüm sayılır. Öğretmenlerin de normal insanlar olduğunu önce annemden sonra o odadan öğrendim :)) Annem bazen derslere de götürürdü. Sınıf ortamı o yüzden çok da yabancı bir ortam değildi benim için ilk okula başladığımda. Hatta ilk okul öğretmenim de.
Benim için sıradan bir meslekti öğretmenlik. Öyle ya, içine doğmuştum mesleğin. O yüzden ”beğenip de” öğretmen olmak istemedim. Daha ”yüksek” bir mesleğim olsun demişim içten içe. Şimdilerde fark ediyorum tabii bunu. İtiraf ediyorum. İnsan genç aklıyla yanlış yargılara varabiliyor maalesef. Daha ”yüksek” meslekler edinme yolunda üniversitelerde okurken, KPSS’ler için en az bir üniversite okumuş kadar, hatta belki daha fazla, dirsek çürütürken, işsizlikten bunalınca, e bir de serde çalışkanlık da var tabii ayıptır söylemesi, özel ders veriyordum. Özel matematik dersi, Türkçe, İngilizce… ”Öğretmenin” tadına ilk o zamanlarda vardım. Verdiğinizin karşılığını hemen almak, az önce bilmediği bir şeyi artık bildiğini görmek, bunda katkınız olduğunu bilmek, yeri gelince öğrencisinin arkadaşı olmak, sırdaşı olmak…Ağzından çıkan her kelimeye azami dikkat göstermek, saniyeler içinde tartıp dökmek, ona göre konuşmak… Ne kadar da zor, ne kadar da güzel, ne kadar da keyifliymiş meğer. O zamanlar bunu çok fark etmemişim ama bence iş tatmini en yüksek mesleklerden biri kesinlikle öğretmenlik. Ben, sonunda uğraşıp didinip ”yüksek” mesleklere kavuştum. Benim yaptığım iş de elbette kıymetli, ancak şimdi anlıyorum ki esas öğretmenlik daha ”yüksek” bir meslek.
İnsan eğitmek, ham bir toprağa şekil vermek, bir hamura şekil vermek, bir tohumu büyütmek demek. İçinde hem sanatı, hem psikolojiyi, hem fenni, hem tıbbı barındıran kaç meslek var ki?
Bu kadar değerli, bu kadar önemli ve bir milletin, bir devletin şekillenmesinde bu kadar kritik rolü olan bir mesleği çok daha ciddiye almalıyız. Nasıl mı?
Öğretmenlik bir gönül mesleği her şeyden önce. Çocuk sevmeyen, her şeyden önce insan sevmeyenin yapabileceği bir meslek değil. İçinde insan sevgisi barındıranın zor bulunduğu bu devirde öğretmenlere hak ettikleri değeri verelim.
Devlet okullarında öğretmenlere, ” maaşını benim vergilerimle alıyorsun” muamelesi yapmayalım.
Özel okullarda ” bu iş için tonla maaş alıyorsun, tabii ki benim istediğimi yapacaksın, tabii ki çocuğuma ona göre özel muamele edeceksin” tavrını takınmayalım. Özetle öğretmenliğine müdahale etmeyelim.
Ülkemizin fiziki ve coğrafi koşulları dezavantajlı bölgelerinde, bazen kelle koltukta çalışan öğretmenlerimize, her ne kadar haklarını ödeyemeyecek olsak da en azından maddi teşvikler verelim. Öğretim ortamlarını iyileştirelim. Buralarda kendi maaşından ayağında botu olmayan öğrencilerine bot alan, çizme alan öğretmenler tanıyorum.
Şehirlerde öğretmenin gözüne girmek için özellikle öğretmenler günlerinde hediye yarışına girmeyelim.
Öğretmenlerin elbette kendini yenilemesi, çağa ayak uydurması gerekli, baksanıza tahtalar bile akıllı tahta olmuş artık, kara tahta nostalji oldu ama her her her şeyden önce eğitim sisteminde, adı üstünden sistemsel bir kalıcılık sağlanmalı. Yıldan yıla değişen müfredatlar, akşamdan sabaha değişen sınavlar…. Zaman kaybı, emek kaybı ve hatta ne yazık ki nesil kaybı yaratmayalım.
Annem 30 yıldan fazla öğretmenlik yaptı. Hep şunu derdi ” iki yıl üst üste aynı sistemle öğretmenlik yapmadım”. Ne kötü değil mi?
Öğretmenlik anne mesleğiydi benim için. Anne demek öğretmen demekti. Aslına bakarsan, öyle de gerçekten. İlk öğretmen anne aslında. Çocuklarımız aynamız gibi davranmıyorlar mı?
Anne kucağı yaşlarında annesini tarifi imkansız bir hassasiyetle gözlemleyen, O’na bakmazken bile izini süren, yaptığı her şeyi doğru bilen ve birebir kopyalayan bir insan yavrusu, annesinin kollarından sonra öğretmeninin kollarına emanet ediliyor. O günden sonra hayatının nasıl şekilleneceği bu küçük hamurları yoğuran öğretmenlere bağlı çok büyük ölçüde.
Çocuklarımız ile ilgili olan her şeye nasıl hassasiyet gösteriyorsak ve onların hayatına değen her şeyi nasıl kılı kırk yarıyorsak hayatlarında anne babalarından sonraki en önemli insana da hak ettikleri değeri vermemiz gerekir.
Bir insan hayatında hayati önemdeki tüm değerli öğretmenlerimizin öğretmenler gününü tekrar kutlarım. İçlerindeki meslek aşklarını hiç kaybetmemeleri dileğiyle.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir