EKŞİ MAYALI ”EKMEK”

Share

Çocukluğuma dair bir an hatırlıyorum: Trabzon’a babaannemle dedeme gitmişiz. Otobüse geceden bindiğimizden sabahın erken saatlerinde dedemlerdeyiz. Babaannem kahvaltı sofrası hazırlamış, dedem de fırından yeni çıkmış mis gibi kokan sıcacık Vakfıkebir ekmeğini getirmiş. Bir dilimin üzerine tereyağı sürüyorum…Mutluluk duygusu, ekmeğin kokusu, lezzeti…damağımda kalmış. Böyle bir an işte. O andan damağımda kalan hafif ekşi, bayatlamayan meşhur Vakfıkebir ekmeğine bugün Vakfıkebir’de bile rastlamak maalesef pek mümkün değil. O günden bu güne ne değişti de o lezzeti alamıyorum bilmiyorum. Ekmek yapılan unlar mı, su mu, maya mı..?
Yoksa ben mi değiştim? Olabilir…

Ankara’da o lezzete ikame edilebilecek başka ekmek bulmak mümkün değil. Zaten gözlemlerime göre ekşi ya da hafif buruk tada sahip ekmeler pek sevilmiyor İç Anadolu insanı tarafından. Maalesef beyaz undan ve sanayi tipi yaş mayadan yapılmış market ekmeğine bağımlı hale gelmiş herkes. Vakfıkebir ekmeğinin o muhteşem lezzetine vakıf biri olarak hiçbir zaman beyaz ekmeği lezzetli bulmadım. Zaten bir süre önce de ekmek ve şeker tüketmeyi bıraktım. Karatay üstat sağ olsun. Tamamen sıfırladım diyemem, kaçamaklar yapıyorum arada sırada.
Ekmekle aramız bayağı açıldı neticede. Ta ki Letonya gezimize kadar (Letonya yazıları için buraya ve buraya bakabilirsiniz). Nedense bu soğuk iklim ülkelerinde ekmeler apayrı bir lezzette oluyor. İlk damak çatlatan ekmeği Kiev’de tatmıştım. Tam giderayak marketten aldığım bir ekmekti. Tadı da damağımda kalmıştı. Sonrakiler ise Riga’da. Riga yazılarımda da bahsettiğim gibi, Letonya ekmek konusunda inanılmaz bir ülke. Bir süper marketin en büyük reyonu ekmeklere ait. Artık konuda ne kadar uzmanlar siz düşünün. Bir market alışverişinde gözümle beğenip tesadüfen aldığım ve tattığım adına”Kursu” dedikleri bir ekmek çeşidine aşık oldum. Orada bulunduğum süre boyunca kahvaltılarımı kursu ekmeği ve kahve ile yaptım. Türkiye’ye dönerken getirebildiğim kadar getirdim. Sevgili eşim gittikçe O’na ısmarladım. Veee Letonya macerası bitince ben de ekmeksiz kaldım!!
Çok gezmenin böyle de bir  kötü yanı var sayın seyirciler. Lezzet ve çeşitlilik bakımından bizim Türk mutfağı ile yarışır çok az mutfak var dünyada, bu hepimizin malumu. Bu nedenle zaten belli bir damak zevkine sahip çıtası yüksek bir gezgin olarak dalıyorsunuz gittiğiniz ülkelerin mutfağına. Ancak böyle rafine lezzetlerle karşılaşınca da insan kendini mahrum bırakmak istemiyor. Neyse, sözü uzatmayayım. Ekmeği getirtemeyince kendim yapmaya karar verdim! Gezentiailesinin annesi ekmek yapıyor! Ev hanımlığında master degree!!!
Üniversiteden mezun olup iş sınavlarına hazırlandığım, vaktimin çoğunu evde ve ders çalışarak geçirdiğim dönemsel ”ev kızlığı” yaptığım zamanlarda işe girmeden az önce en son güveç tenceresinde ekmek pişirmeye başlamıştım. Şimdi de dönemsel ”ev hanımlığı” tecrübemde bıraktığım yerden devam ediyorum. Ama seviye atladım. Çünkü ekmek yapmak için gerekli olan en birinci şey ”maya” malum. Madem bu işe soyundum bari en en bi iyisini en en bi organiğini yapayım dedim. Ekmeğin mayasını sıfırdan evde kendim yaptım. Günümüzün modası ”ekşi maya”, belki duymuşsunuzdur. Binlerce yıldır atalarımızın kullandığı maya yıllar yıllar sonra meşhur oldu. Çünkü marketten, bakkaldan aldığımız fabrikasyon ekmeklerin mayası da unu da maalesef besleyici olmaktan uzak. Hatta zararları bile say say bitmez. Ayrıca lezzetli bile değil, hıh!
Buraya kadar kafalarda oluşan ”Nenelerimizin ve onların da nenelerinin binlerce yıldır her gün yaptığı günlük ve sıradan bir iş olan ekşi mayadan ekmek yapmak konusunu blogda yazı konusu yapacak kadar önemli kılan şey nedir? ” sorusuna yanıt vereyim: Emek! 
Bu özel mayayı yapmak ve bu mayadan da ekmek yapmak emek istiyor çünkü. Günümüzün aşırı hızlı tüketim toplumunda mayasının en az 15 günde, kendisinin ise 2 günde yapıldığı bir ekmek bu kadar emek ve sabırdan sonra blogda yazılmayı hak eder cicim.  İlk ekmeği yapmak 17 gün sürdü yani, düşün!
Merak edenlere ekşi mayalı ekmek yapımı süreci hakkında biraz bilgi vermek boynumun borcu:
Önce market raflarında satılan işlenmiş ve fabrikasyon un olmayan bir un buluyorsunuz. Çünkü bu unlardan maya tutmuyor. İçinde koruyucular, katkılar olduğundan yararlı bakteriler bile yaşayamıyor. Yaklaşık yarım kilo un yeterli olur maya yapımı için.
İlk gün tertemiz steril bir cam kavanozda bir kaşık un bir kaşık içme suyu ile başlıyorsunuz mayayı yapmaya. Sonra her gün aynı saatte kavanozdaki un ve su kadar un ve su ile 15 gün serin ve güneş almayan huzurlu bir alanda besliyorsunuz. 15 günün sonunda nefis bir ekşi kokuyla artık yıllarca kullanabileceğiniz mayanız hazır.
Mayacığınız işte böyle bir şey oluyor
Ekmeği yapmak için mayanızdan bir kaşık alıyorsunuz. Yarım kilo organik un ve tuz ile yoğurup (yoğurmanın da tekniği var ama o da benim sırrım olsun) buzdolabında istediğiniz ekşilik oranına göre bir veya iki gece bekletiyorsunuz. Sonra da pişirip bu enfes ekmeği afiyetle yiyorsunuz.
tam organik, tam buğday unlu, çekirdeli ekşi maya ekmeği...lezzet bombası yani!
tam organik, tam buğday unlu, çekirdeli ekşi maya ekmeği…lezzet bombası yani!
Ekşi mayalı ekmeğin gluteni ve glisemik indeksi düşük oluyor. Allerjik olmuyor. Aşırı yemezseniz kilo aldırmıyor. Sindirim sisteminizi düzenliyor. Hatta vücuttan demir emilimini bile artırabiliyormuş. B grubu vitaminler bakımından da oldukça zengin. Bence bu kadar faydalı bir şey için bu kadar emeğe ve zamana değer.
Peki bu kadar uğraştım da Kursu ekmeğinin aynısını yapmayı başarabildim mi? %100 aynı tadı yakalayamadım elbette. Bunun birinci sebebi benim emeğim paketli ekmeklerden olmadığından herhangi bir katkı maddesi ve lezzet artırıcı vs. içermemesi. Bir de Letonya’lılar bu ekmeleri yaparken içine malt özü katıyorlarmış. Bu ise ekmeğin hem rengini koyulaştırıyor, (neredeyse siyah olacak kadar)  hem de rengini değiştiriyormuş. Malt özü bira yapımında da kullanılan bir madde olduğundan her yerde bulmak kolay değil, ama internet üzerinden bulunabilir. Ben malt özüne alternatif olarak ne kullanabilirm diye düşünüp, üşenmedim işin uzmanı Refika Birgül‘e mail attım. Dedim böyle böyle.. sağ olsunlar yanıtladılar. Malt özü yerine pekmez de kullanabilirsiniz demişler. Yani… Bencede nenem de malt özü kullanmıyordu ya ekmekte!!
Neticede uzun süren bir süreçten ve ciddi bir emekten sonra nihayetinde yıllar yıllar sonra tam istediğim gibi, hem de en en bi organiğinden, lezzetli bir ekmek yiyebiliyorum, yiyebiliyoruz. Bana kalsa bütün ekmeği bir günde yer bitiririm ama Canan Karatay üstada ayıp olmasın, sınırları çok da aşmamak lazım, ölçüyü bilmek lazım.
Bu blogu takip edenlerin bildiği üzere arada bir reklam yazıları da oluyor. Bu yazı da kendi reklamın olsun bari.
Hünerli ellerimin ve sabırlı yüreğimin ürünü: Tam organik ekşi mayalı ekmek!!
Özge’den!!
Sevgiler :))
Share

EKŞİ MAYALI ”EKMEK”” için 2 yorum

  1. Vallahi helal olsun! Ellerinize sağlık:) Ben de iyi ekmek yiyebilmek için çok çaba gösteriyorum; fırındı, internetten siparişti epey araştırıyorum ama çok maliyetli oluyor. Kargo, kurye falan uğraşmaktan yoruldum. Evde deneyeyim diyorum ama cesaret de edemiyorum; bakalım, yazınız epeyce içimi açtı. Belki ben de denerim 😉 Tekrar, ellerinize, emeğinize sağlık:)

    1. Bence deneyin. Mutfak ile aranız biraz iyiyse müthiş dinlendirici, stres savar bir uğraş ayrıca. ilk ekmeğimi yapıp karşısına geçtim, eşime ” Tüm gün 8 saat boyunca ofiste geçirdiğim zamanlarda üretime yaptığım katkıdan kat be kat fazla bir üretim bence” dedim. Hala öyle düşünüyorum :)) Denemeye niyetlenirseniz, yazın bana. Daha ayrıntılı yazarım süreci. Sevgiler.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir