Düsseldorf : Medeniyet, Disiplin ve Zerafet

Almanya denilince bendeki ilk çağrışım: aşırı disiplinli, soğuk mizaçlı insanlar, Nazi Almanyası, bal dök yala sokaklar, kaba dil Almanca gibi şeyler-Dİ. Genelde ön yargılı bir insan değilimdir ama Almanya ve Almanlara karşı bir ön yargım vardı. Ta ki 2013 yılında bir fuar vesilesi ile Düsseldorf topraklarına ayak basana kadar. Orada geçirdiğim beş günün sonunda ufkum açılmış, medeniyet dediğin şeyin ne olduğunu bizzat yerinde görmüş olarak ülkeme geri döndüm. Almanlar ve Almanya hakkındaki tüm ön yargılarım yıkılmıştı. Asla Almanya’da yaşayamam diyen biriyken, orada kaldığım süre boyunca sabahları yürüyüş yapmak için çıktığım küçük parkta etrafa şöyle bir bakıp ” eğer bir gün çocuğum olacaksa ( o zamanlar daha bizim küçük hatun ortalarda yoktu tabii) böyle bir yerde doğmalı ve büyümeli” diye içimden geçirmiştim. Öyle olmadı tabii, tam da o tarihlerden bir yıl sonra Ankara’da aramıza katıldı bizim küçük hanım.

Almaya Düsseldorf- Otelin bitişiğindeki yürüyüş yaptığım park
Sabah yürüyüşlerimi yaptığım park
Gidip gördüğüm şehirlerin içinde kesinlikle bir numarada Düsseldorf var. Zaten Avrupa’da da Dünya’da da en yaşanılır şehirler arasında başı çekiyor. Neden mi? Bir kere küçük ve kompakt. Neredeyse her yere yürüyerek ulaşabiliyorsunuz. Ana tren istasyonundan hem Almanya’nın pek çok şehrine hem de diğer Avrupa kentlerine kolayca ulaşmanız mümkün. Ren nehrinin kıyısına kurulduğundan, ve o nehir kıyısı çok çok güzel değerlendirildiğinden nehir kenarına indiğinizde tatile çıkmış gibi hissediyorsunuz.
Almanya Düsseldorf Nehir kenarı manzarası
Nehir kenarı manzarası
Şehrin Königsallee ( krallar yolu demekmiş) dedikleri bölge ise efsane! Könisgsallee’nin tam ortasından geçen ve şehre adını veren Düsse deresinin etrafı çok şık bir şekilde yapılmış. Kenardaki korkuluklara yaslanıp fotoğraf çektirmezseniz olmaz, olamaz!
Almanya Düsseldorf Königsallee ve Düsse deresi
Königsallee ve Düsse deresi
Bu caddeye boşuna Krallar yolu dememişler. Zira ancak kralların alışveriş yapabileceğini düşündüren mağazalarla dolu caddenin iki tarafı. Dünyanın en en en bi üst markalarının mağazaları var. Pradalar mı istersin, Burberryler mi…Seç beğen; ama alma!! Fiyatlar el yakıyor!
Hemen her gün yukarı aşağı turladığım bu caddede epey gözlem yapma fırsatım oldu. En birinci gözlemim herkesin ama herkesin aşırı şık ve zevkli bir giyime sahip olduğuydu. Hani ” bugün de hiç havamda değilim, eşofmanlarımı çekip dere kenarında bir hava alayım”  deyip de o şekilde sokağa çıkarsanız dikkat çekersiniz, net!
Bir diğer enteresan gözlemim de şehir çöpçüleri üzerine. Şimdi çöpçü dedim diye aşağılıyorum sanılmasın. Mesleklerinin adı o diye… Neyse… Öyle bir tarzı duruşu var ki adamların…Bizim gariban belediye çöpçülerine hiç benzemiyorlar. Zaten gariban da değiller muhtemelen. Kişi başı milli gelirin 48.000 dolar olduğu yerde gariban barınamaz bence. Diğer yandan, bu çöpçü arkadaşların  bakışları da çok ürkütücüydü hani. Elimde kurabiye poşeti, büzüştürmüşüm, kimse görmeden şu kenara koyuversem diye içimden geçirirken bir tanesiyle göz göze geldim!! Öyle bir bakış attı ki korktum resmen! poşet aynen cebe. Hepsi de şakır şakır İngilizce konuşuyor bu arada.
Medeniyetin kelime anlamını kitaplardan okuduk biliyoruz da medeniyet içinde yaşamanın ne olduğunu ben ilk Düsseldorf gezimde anladım sevgili izleyenler. Düsseldorf’tan önce gittiğim tek Avrupa şehri Prag’dı. Balayı için gitmiştik zaten, aşk sarhoşu olduğumdan etrafı gözlemleyecek pek fırsat bulamadım 🙂  Prag da küçük derli toplu elbette medeniyetten nasibini almış bir şehirdi ama Düsseldorf kadar etkilemedi beni. Zenginliğin ve medeniyetin timsali gibi bir şehir işte..
Medeniyet demişken bir küçük anımı daha anlatayım buraya dair: Düsseldorfta son günüm, bir pazar sabahı, dışarı çıkıp bir şeyler alacağım, otelden çıkınca bir sokaktan karşıya geçmek gerekiyor. Sokak da en fazla  beş metre genişliğinde, ama trafik ışığı var!! Zaten her sokakta her caddede istisnasız trafik ışığı var. E ben alışık değilim tabii. Pazar sabahı erken saat, malum yollar boş, bende trafik ışığı falan hak getire, yolu boş görünce bastım gidiyorum. Bir iki saniye sonra, yolu yarılamışken, arkamdan sesler duydum, döndüm, yol kenarında kaldırımda bir baba, bir elinde bir çocuğu, diğer elinde el ele tutuşmuş iki çocuk daha, beni işaret ediyorlar!! Ve yayalara kırmızı yanıyorken!! Allahım!! Yer yarılsa da içine girsem!  Ben ki okumuş yazmış, az biraz görmüş etmiş bir insan olarak, küçücük çocuklar kadar medeni olamadım diye bir utan ben!! Yolun yarısından gerisin geriye döndüm, adam ve çocukların yanında yayalara yeşil yanmasını bekledim boş yolda kuzu kuzu..İşte medeniyet böyle bir şey kuzum!! Yol boş olsa da, pazar sabahı olsa da kurallara uyacaksın. Allahtan bir trafik polisine falan denk gelmedim, yoksa acımazlar, bir günlük yevmiyemi alırlardı kesin ceza olarak. Yeri gelmişken, pek çok Avrupa ülkesinde olduğu gibi Almanya’da da trafik kurallarına uyulması konusunda idareciler çok katılar. Kimsenin gözünün yaşına bakmıyorlar. Ben turistim nasıl olsa diye geniş davranmayın. Ceza diye ödeyeceğiniz 50 Euro canınızı yakar diye düşünüyorum.
Gel gelelim Düsseldorf’ta gözlemlediğim başka bir medeni mevzuya. Mevzumuzun adı pazar günü buhranı olsun. Anlatayım. Düsseldorftaki son günüm az evvel bahsettiğim gibi bir pazar günüydü. Ertesi gün yurda dönmek üzere yola çıkacaktım. Buraya gelmeden şanını namını daha Türkiye’deyken duyduğum, daha önce gitmiş arkadaşlarımın muhakkak ürünlerinin tadına bakmalısın diye tembihledikleri bir pastahane vardı Heinemann Confiserie. İnternet adresi burası. Düsseldorf oldukça soğuk bir şehir. İlk gittiğim gün etrafta ne var ne yok diye dolaşmaya çıktığımda hem açtım, hem de hava bayağı soğuktu. Tam da o anda bahsettiğim pastane karşıma çıktı. bir adet el içi kadar elmalı turta aldım. Aman yarabbi!! O nasıl bir lezzet!! Damak çatlatan!! Zaten kasasındaki kuyruktan anlamalıydım!! Neyse ilk günkü muhteşem tat ile tanıştığımdan ve sevgili kocamsız boğazımdan geçmediğinden Türkiye’ye dönmeden sıkı bir tatlı sever olan kocama da bir kaç bir şey alayım istedim. Bu amaçla gündüz valizimi hazırladım, yolculuk hazırlıklarımı yaptım. Akşam sekiz civarında otelden çıktım. Heinmann’a vardığımda her yer kapı duvar! Hem de akşam saat 8’de!! Daha iki saat önce kasasında metrelerce kuyruk olan yer öyle bir ölü hal almıştı ki acaba dükkan tamamen mi kapandı diye düşünmüştüm. Düsseldorf’ta ve muhtemelen Almanya’nın hemen hemen tüm şehirlerinde akşam saat 8’den sonra her yer kapalı oluyor. Marketler bile!! Pazar günlerinden bahsetmek bile istemiyorum, çünkü her yer ama her her yer kapalı. Şehir ölü gibi adeta sokağa çıkmaktan korkacak kadar. Düsseldorfta geçirdiğim her gün benim için çok kıymetli olduğundan ben korkmadım çıktım tabii ama su almak için açık bulduğum tek yer bir Türk lokantasıydı. Lokantadaki adam da zaten ‘‘otelin musluğundan akan su, bu pet şise sularından daha temizdir abla, içebilirsin” demişti!!
Alman disiplini nedir bizzat kendi gözlerimle gördüm. Otel odamın penceresi şehrin ana yollarından birine  bakıyordu. …
Almanya Düsseldorf - Otel odamdan sabah trafiği (!) manzarası
Otel odamdan sabah trafiği (!) manzarası
Çok uyumayı sevmem, sabahları erken kalkarım. O zamanlar henüz anne de olmadığımdan sabahları istediğim saatte uyanma lüksüm vardı ama bu lüksü kullanmıyor yine de erken kalkıyordum. Düsseldorfta sabah saat kaçta kalkarsam kalkayım sabah 7, 7:30 yine de yukarıda fotoğrafını gördüğünüz caddede tramvaya binen, otobüs bekleyen insanlar olduğu gibi sabah koşusu yapan insanlar vardı. Bir gece saati sabah 6’ya kurdum. Kalkacağım, bakacağım sokakta yine koşan insanlar var mı diye. İnanmazsınız daha sabah karanlığı, güneş bile doğmamış ama adam tın tın koşuyor. Hava soğukmuş, güneş doğmamışmış…Böyle de disiplinli böyle de kendine değer veren insanlar işte
Almanya Düsseldorf- nehir kenarı- koşu yapanlar
koşan adam’
Gelelim Düsseldorf’un gezilecek görülecek yerlerine. Öncelile Ren nehri kıyısındaki cafe-restoranlardan birinde bir şeyler yeyip içmenin keyfine varın. Düsseldorf barındırdığı Türk ve Japon nüfusu nedeniyle çok sayıda Tür ve Japon mutfağına özgü yemekler yapan restoranlar bakımından oldukça zengin. Şehrin Altstadt bölgesi (Eski şehir) pek çok ilgi çekici mekana ev sahipliği yapıyor. Bunların dışında Benrath Sarayı, Kuntssamlung Nordrhein Westfalen Müzesi ve Medienhafen (medya limanı) da gidip görülesi yerler. Ben gidecek vakit bulamadım ama; siz görün. Düsseldorf film müzesi de görülebilecek alternatif ve eğlenceli bir mekan olabilir zannımca.
Almanya Düsseldorf Film Müzesi
Düsseldorf Film Müzesi
Benden Düsseldorf hakkında bu kadar sevgili dostlar.
Avrupa hakkında ve Almanya hakkında duyup da bilmediklerimi öğrendim,   bilip de görmediklerimi gördüm. Zengin ve medeni ülke olmak nasıl bir şeymiş tecrübe edince az biraz kıskanıyor insan, ne deyim…

 

Düsseldorf : Medeniyet, Disiplin ve Zerafet” için bir yorum

  1. Özguşum Günaydın,
    Nezamandır aklımdaydı sayfana girip yazdıklarını okumak

    Valla nediyim sabah sabah bana Düsseldorf’u gezdirdin. teşekkür ederim.

    Şimdi sıra diğer yazdıklarını okumakta

    Seni Çoookkk seviyorum

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir