Çin: Pekin ve Şangay

Türkiye sınırlarından dışarıya ilk ayak basışım bundan tam tamına 6 yıl önceydi. Şaşırdınız mı? Bu kadar kısa sürede nereleri gezdi ki utanmayıp bir de gezi blogu açmış da dediniz mi bakayım? Demeyin! 6 yıl gibi kısa bir süreye 13 farklı ülke sığdırdım. Yurt içi gezilerimiz de cabası. Bu geçen 6 yılda tam zamanlı olarak çalıştım, evlendim, çocuğum oldu, hatta 3 yaşını bitirdi. Böyle bakınca 13 ülkede ve yurt içinde pek çok gezi icra etmiş olmamızla gezenti ailesi adını hak ediyoruz bence.
İlk yurt dışı seyahatimden döndüğümde aynı şehirde doğmuş, büyümüş okumuş ve çalışmış biri olarak, ki bu şehir bir başkent bile olsa ve ben ne kadar okur yazar bir insan olsam da ufkum açılmıştı. Ve ufkumun yaşadığım yeri aşması duygusuna bayılmıştım. Ve eveeet!!! Gezentilik virüsünü de kapmıştım; hayırlı uğurlu olsundu!

Bana gezentilik virüsünü bulaştıran ilk yurt dışı seyahatimi nereye yaptım pekiyi: Çin‘ e gittim arkadaşlar! Taa Çin’e, evet!Bir insan 29 yaşına kadar kendi ülkesi dışına adım atmamış ve ilk sınır ötesi seyahatini de Çin’e yapmışsa biraz değişik dönüyor bu seyahatten.
Çin seyahatim aslında tamamen turistik bir seyahat değildi. En anlaşılır şekilde şöyle anlatayım: Çin’in yükselen ekonomiler arasında başı çektiği yıllardı ve benim çalıştığım kurum ile Çin’deki muadili arasında karşılıklı tanıtım, tanışma, bilgi ve kültür alışverişi amaçlayan bir seyahatti. Çin, yüzyıllar, hatta bin yıllardır dışarıya son derece kapalı bir ülke olduğundan son yıllarda Dünya’ya kendini tanıtma amacıyla resmi ve gayri resmi faaliyetler yürütmekte. Buradan aklında Çin’e seyahat etme fikri geçenler araştırmalarını iyi yapsınlar bence. Çin Hükumetinin bu girişimi sayesinde seyahatlerini tatilin ötesinde bir boyutta hem de çok çok daha ekonomik olarak gerçekleştirebilirler.
Bu kısa ama bence çok faydalı dip nottan sonra artık seyahati anlatmaya başlayabilirim:
Hiç yurt dışına çıkmamışım, 1 saatten fazla süren uçak seyahati yapmamışım ( çaktırmam ama uçağı pek sevmem. fobi düzeyin de değil ama, sevmiyorum işte. Aslına bakarsanız sürücüsü ben olmadıktan sonra herhangi bir taşıt aracına binmekten pek haz etmiyorum. E haliyle uçak da bunların başında geliyor.)
Dünyanın en kalabalık ülkelerinden birine gideceğim. Üstelik 9 saat uçarak. 5 saat saat farkı var. Doğuda bir yer olduğundan muhtemelen jet-lag ‘in kralını yaşayacağım. Uçuş 9 saat!! Aman Allah’ım!! Ankara- İstanbul arasında bile gerilirken 9 saat ne yapacağım? Uyumam gerek uçakta, ama bunu nasıl yapacağım… gibi sorularla kendimi bizi Pekin’ e götürecek olan uçağın içinde buldum. Tabii üç sıra koltuklu kocaman uçak bana bu uçak uçmak için fazla büyük ve ağır diye düşündürdü:))) Koltuğuma oturdum ve bu saatten sonra uçuş esnasında rahat olmak dışında yapacak hiç bir şeyim olmadığını kendime telkin etmeye başladım. Kendi kendime böyle konuşurken uyuyakalmışım. Tabii bunda aldığım hafif gevşetici ve uyku verici ilacın da etkisi olabilir:))
Resmi adı İngilizce Beijing Capital Airport olan Pekin Başkent Uluslararası Havalimanı’na iniş yapmadan hemen önce dönüşte teslim etmemiz gereken bir form doldurduk. ”Eyvah! Bu formu kesinlikle kaybetmemeliyim, yoksa Çin’de kalır, ülkeme dönemem ”diye korktuğumu hatırlıyorum. Ne kadar da naifim!!
Hava alanının son derece kalabalık ve kaotik göründüğünü söylememe gerek yok sanırım. Uzuuun bir kuyruk bekledikten sonra nihayet Pekin’ e merhaba diyebildik. Kahvaltı salonu olarak da kullanılan avluya bakan odama yerleştiğim andan sonrasını ertesi sabaha kadar hatırlamıyorum.Yorgunluk ve Jet lag!!
Başkent Pekin ve Şangay seyahatime dair şahsi gözlem ve izlenimlerimi paylaşmaya can boğazdan gelir diyerek yeme-içme konusundan başlamak isterim efendim:
Gitmeden önce ”yemesi içmesi pek bize göre değil oraların, Türkiye’deki Çin restoranlarına benzemez, aç kalırsın, yanına konserve al ” diyenlerin ısrarına dayanamayarak iki konserve yemek almıştım yanıma. Şöyle düşünüyordum: zaten pek yemek seçen ve midesine düşkün biri değilim. Seçeneklerden karnımı doyuracak muhakkak bir şeyler bulurum, 5 gün değil mi hepi topu ? Sonuç: 5 günde 2 kilo zayıfladım!! Bu 5 gün boyunca 3 ayrı ziyafet sofrasına misafir olmamıza karşın hem de!!
Çin Pekin Otel - konserveTamam sofralar dört dörtlüktü. Kendilerine göre yok yoktu. Aslında bizim damak tadımıza uyabilecek yemekler de vardı masalarda ama esas sorun şuydu: Koku!! Ne olduğunu hala bilmediğim/bilemediğim, şuna benziyor diyerek bile tarif edemeyeceğim daha önce tanımadığım bilmediğim bir koku vardı, ekmeklerde bile!! Pişirdikleri kap mı? Kullandıkları yağ mı? Anlamadım. Şangay’ a geçtikten sonra ve dönüş uçuşumuzun sabahı 4 günlük açlıktan sonra ekmeklerin bile bu kokuya büründüğünü fark edince isyan ettim artık! Allah’tan öğlen bir Türk restoranına gittik de mideme çırpılmış yumurta, yer fıstığı ve salatalık dışında başka bir yiyecek girebildi. Çin’ e gitmiş, yerleşmiş orada Türk restoranı açmış Türkler var. İnsan hayret ediyor!
Aslında yeme içme konusunda ilk şoku otelin kahvaltı salonunda yaşadım. Haşlanmış yumurtalar koyu yeşil ile mor arası bir renkteydi. Yosunlar, balıklar ”kahvaltıda” havada uçuşuyordu. Ekmek ve tatlı namına hiçbir şey yoktu! Çırpılmış yumurta , yoğurt ve meyve vardı sadece yiyebileceğim. Hepsini de severim, buna da şükürdü. Amma esas şok kahvaltı masasındaydı. Biliyorsunuz uzak doğulular kaşık-çatal yerine chopstick denilen bir çeşit çubuk kullanıyorlar. Ama otellerde bizim gibi çatal kullanan milletler için elbetteki masalarda çatal ve bıçak da var. Ancak otel her ne kadar Novotel gibi bir zincir otel ve 4 yıldızlı da olsa çalışanları Çin’li. Benim kahvaltı için oturduğum masada benden önceki otel misafirinin çatalını değiştirmeyi unuttuklarını o çatalı ağzıma götürmek üzereyken fark etmemle kahvaltımı nihayete erdirmem bir oldu.
Az önce bahsettiğim  ziyafet sofralarından biri Pekin’de gittiğimiz Uygur restoranındaydı. Etler ateşte piştiğinden o bahsettiğim kokuyu en az aldığım yer burası oldu. Herkes benim gibi değildi tabii, özellikle erkekler koku falan dinlemeyip masada ne var ne yok silip süpürdüler : ) Pekin’de Müslüman usullerine göre yemek hizmeti sunan onlarca Uyur restoranından birinde damak tadımıza uygun yemekler bulabilirsiniz. Temizlik konusunda da iyi olduklarını söyleyebilirim. Zira arkadaşımız dışarıda yemek yiyecekseniz zincir fastfoodları tercih edin diye tembihlemişti.
Bir diğer ziyafet sofrasında Pekin ördeği vardı!! Bu yemek bilirsiniz biraz sosyetik bir yemektir bizim ülkede. Bir çeşit sosyoekonomik gösterge yani. Ben şimdi Pekin ördeğini Pekin’de yemiş biri olarak jet-set de sayılabilirim herhalde?. Tadını kuzu etine benzettim. Lezzetli aslında. Tabii ördeği gözleri ile birlikte öylece haşlayıp önümüze koymasalardı biraz daha iştah açıcı olabilirdi. Tadına bakmakla yetindim. Ama jet setteyim.
Çin yetkilileri bizi son gün göl kenarında bir restorana götürdü ki gerçek ziyafet buradaydı!! Balık çorbası ile başladı, Çin  mantısı ve yengeç ile devam etti.
Çin-Pekin- Göl kenarı
Çin-Pekin- Göl kenarı
Davetlileri olduğumuz kişiler yemeklerin bizim için özel mutfak gereçlerinde pişirildiğini, bu nedenle koku vb. herhangi bir şeyden rahatsız olmamamızı umduklarını söyleseler de yalnızca yengeçten yiyebildim. Çünkü o malum koku bir tek yengecin kabuğunu aşıp da ete nüfuz edememişti. Daha önce göreniniz vardır: Çin yemek masalarını çok beğendim. Çok işlevseller. Yuvarlık bir masa düşünün bu masanın ortasında masanın kendinden daha küçük çaplı ve 360 derece dönebilen daire şeklinde bir platform var. yemekler bu platform üzerine diziliyor. Siz de platformu çevirerek istediğiniz yemeğe rahatlıkla uzanıyor ve istediğiniz miktarda tabağınıza uzanıyorsunuz. Masada ” Şu zeytinyağlı tabağını uzatır mısın?” sorusuna ve tabaklara ayrı ayrı servis yapma çilesine son!!
Evet; börtü, böcek ve kedi köpek de yiyorlar, doğru biliyorsunuz. Bizi götürdükleri açık pazar da ise bu her nev-i hayvanatın kurutulmuş etleri açıkta satılmaktaydı. Ortamdaki kokuyu hayal edebildiniz mi?
Çin -Pekin Açık pazarında kurutulmuş etler
Çin -Pekin Açık pazarında kurutulmuş etler
Bu uçsuz bucaksız pazardan aldığım tek şey paketlenmiş pikan cevizi oldu. Bala bulayıp kızartıyorlar ve nefis oluyor.
Büfelerde ve marketlerde çeşit çeşit su mevcut. Otel çalışanları dahil hiç kimse doğru dürüst İngilizce bilmediği için daha önce satın aldığınız suyun şişesini göstererek yeni su isteyin bence. Zira ben bizim içtiğimiz su gibi elinde su şişesi olanı pek görmedim.Yeşil çay çok yaygın. Yediden Yetmişe herkesin elinde yeşil çay, sıcak-soğuk fark etmeksizin.
Bol sarımsak, yosun, deniz ürünleri, meyve, ekmek yok, tatlı hatta hiç yok! Böyle bir mutfak kültüründe şişman insan olmuyor haliyle. Tüm kadınlar sırtları dönük ve yüzleri görünmüyorsa arkadan aynı yaşta görünüyorlar. Neredeyse hepsi aynı kiloda ve aynı boyda!
Bu arada, nasıl biz çekik gözlü görsek sokakta dikkatimizi çekiyorsa, onlar da bize aynı şaşkınlıkla bakıyor. Hatta nasıl biz hepsini birbirine benzetİyorsak onlar da bizim birbirimize benzediğimizi söylüyorlar. Ben kumral ve kahverengi gözlü biriyim. Yanımdaki arkadaşım sarıŞın ve mavi gözlüydü. Bir yemekte bize kardeş misiniz diye soran oldu! O kadar benziyormuşuz:))
Yeme-içme konusunda buraya kadar anlattıklarımdan artık nasıl bir hazırlık yapacağınız konusu biraz açıklığa kavuşmuştur kafanızda. Ben Çin deneyimimden sonra Güney Kore ve Malezya gezime poşet poşet kuru yemiş ve kraker götürmüştüm örneğin, aç kalacağım yine diye. Güney Kore ve Malezya Çin’den kat be kat iyiymiş yeme içme konusunda gerçi.
Pekin Şehir hayatına dair gözlemlerime gelince:
Çinliler gerçekten çok kalabalıklar ve gerçekten çok pisler. Buna hazırlıklı olun! Çok sarımsak yiyorlar. Sabahları kahvaltıda bile sarımsaklı bir şeyler yedikleri için, abartısız söylüyorum, sabah yürüyüşlerim esnasında tüm Pekin sokakları buram buram sarımsak kokuyordu. Metro ve diğer toplu taşıtları düşünemiyorum bile.
Sokaklarda tek kişilik bisiklet taksiler var. Üç tekerlekli bisikletin arkasında hasırdan tek kişilik üzerinde şemsiyesi olan bir koltuk var. Ve bu araç taksi vazifesi görüyor. Sokaklarda sayısı çok fazla. Normal taksiler de elbette var. Kazıklanmayın sakın. İyi pazarlık edin, varsa taksimetreyi açtırın ama maalesef çoğunda yok. Yere tükürmek oldukça yaygın ve iğrenç!! Bindiğiniz taksinin şoförü sizinle konuşurken laf arasında boğazını temizleyip, pencereden dışarıya fırlatıyor!
Bizi Pekin’de karşılayan ve uzun süredir burada yaşayan arkadaşımızın sözlerini aynen yazıyorum:  ”Burada trafikte kırmızı ışık yeşil ışık pek uymazlar. Zaten o kadar kalabalıklar ki , ha bir insan eksik ha bir insan fazla…O yüzden trafikte kendinize dikkat edin.”
Metro ağı Pekin’de ve Şangay’da çok iyi. Toplu taşımın neredeyse tamamı yer altından sağlanıyor. Böylece yer üstünde trafik sorunu da minimuma inmiş oluyor. Ancak Çince bilmemek önemli bir sorun. Aslında İngilizce bilenin olmaması önemli bir sorun. Gündüz işlerimizi tamamladıktan sonra bir akşam Silk Market’e ( burayı daha sonra anlatacağım) gitmek için dokuz kişilik arkadaş grubumuzla (aralarında daha önce Pekin’ e gelmiş ve hangi durakta binip hangi durakta ineceğimizi az çok bilenler de vardı) metroya indik. İş çıkış saatine denk gelmiştik ne yazık ki. O kadar kalabalıktı ki kelimelerle tarif edemiyorum, gerçekten!! İstanbul metrobüslerinden yakınanları Pekin’de metroya bindirmek lazım. Neyse… Biz dokuz kişi durakta beklerken bir türlü gelen trenlere binemiyoruz, çünkü yer yok!! İnsanlar birbirlerine vurarak, diresek kol atarak biniyorlar vagonlara. Öncekilere nazaran daha az kalabalık gördüğümüz bir trene binmek istedik. Ama arkadaşlarımızın yarısı bindikten sonra, kapılar kapandı ve bizim arkadaşlar kapanan kapılara yapışık, Pekin’e ilk kez gelmiş  ve hangi durakta ineceğiz bilmeyen bizlere el kol hareketleri ile 2 durak sonra buluşalım işareti yaparak karanlıkta kayboldular!!! Öyle ki metrodan dışarı çıksak otelin yolunu bulamayacak durumdayız. Bir sonraki trene, bu kez bölünmeden, bindik ve 2 durak sayarak arkadaşlarımızın bizi beklediği durakta indik ama yaşadığım stresi hiç unutmayacağım.
Metroya biniş ve inişlerde birbirini itmek, vurmak, kol dirsek vurmak hatta tekme atmak beynelmilel davranışlar. Polisler müdahale etmiyorlarmış bile. Ama yabancılara yapmazlarmış kesinlikle böyle hareketler. Hükumet yabancılara karşı işlenen küçüklü büyüklü herhangi bir suç ya da kabahati oldukça ağır cezalandırıyormuş. Kendilerini dünyaya olumlu yönde tanıtma çabasının sonucu tabii bunlar.
Aylardan mayıs başı olmasına karşın karasal iklim nedeniyle gündüz güneş oldukça yakıcı olabiliyor. Çinli hanımlarda beyaz tenli olmak ve öyle kalmak oldukça büyük bir tutku olduğundan zarif ve güzel şemsiyeler taşıyan kadınlardan çokça göreceksiniz sokaklarda.
Başkent bile olsa şehirdeki insanlarda çekingenlik, yabancıdan korkma duygusu, komünizmin getirdiği tek tiplik ve fakirlik maalesef göze çarpıyor.
Çin Pekin geleneksel kıyafetli çocuklar
Çin Pekin geleneksel kıyafetli çocuklar
Sokaklarda özellikle sabahın erken saatlerinde parklarda toplu halde yoga yapan insanları görürseniz şaşırmayın. Sabah yürüyüşlerim esnasında görüyordum ben de. Toplantıya yetişecek olmasam bir tanesine katılacaktım ama, yürümeyi tercih ettim: ) Yoga anladığım kadarıyla epey yaygın. Türkiye’ye dönüş uçağında gürültü ve sarsıntı nedeniyle sabaha karşı gözümü açtığımda uçak içinde üçerli beşerli gruplar halinde ayakta yoga yapan insanlar vardı!!
Yukarıda da bahsettiğim gibi İngilizce çok büyük bir sorun. Otel çalışanları ile bile İngilizce anlaşmak çok zor. Kısa bir anekdot ile İngilizce konusunun ne kadar vahim olduğunu anlatayım. Yazının başında da söylediğim gibi ilk yurt dışı seyahatimdi Çin. Bu nedenle Türkiye’den ayrılmadan önce cep telefonumu yurt dışı kullanıma açtırmam gerektiğini bilmiyordum. Bunu yapmadığım için ailemle eski usul telefon kulübelerinden konuşmam gerekiyordu. Pekin’de neredeyse her yer ve her şey gece saat 21’de kapanıyor. Saat 21 olmadan otel civarında ankesörlü telefon varsa ailemi aramak istediğimden acele ediyordum . Bunun için resepsiyondaki görevliye İngilizce olarak ”Eğer otelin yakınlarında telefon kulübesi varsa nerede olduğunu tarif edebilir misiniz” diye sordum. Çok da karmaşık bir cümle olmamasına karşın kurduğum cümleyi anlamadı. Dikkatinizi çekerim, uluslararası zincir bir otelin resepsiyonundaki bir çalışandan bahsediyoruz. Cümleyi anlamadığını anlayınca daha basit bir cümle kurayım dedim ve yine İngilizce:  Telefon kulübesi nerede? diye sordum. Cevap: telefon odada oldu. Bu kez telefon ve kulübe kelimelerini sessiz sinema yöntemiyle tarif etmek zorunda kaldım. Evrensel işaret dili her daim kurtarıcı!
5 günlük Pekin ve Şangay macerası tek yazıya sığmayacak belli. Bu yazı bile yeterince uzun oldu zaten. Yazıyı bitirmeden yukarıda yazılanlardan neler öğrendik onu özetleyelim:
Hijyenik bir ortam beklemeyin. Beklentileri düşün tutun. Ama bayağı düşük olsun.
Yeme-içme konusu sıkıntılı. Yanınızda konserve, fındık fıstık, kraker götürmek biraz sizi idare eder.
İngilizce bilmiyorlar. Acil durumlar için bir kaç cümle Çince ezberleyiverin bence.
Bir sonraki yazıda dünya markalarının en mükemmel taklitlerinin satıldığı Silk Marketten ve dünyaca ünlü Tiananmen Meydanından da bahsedeceğim.

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir