Çocukla Seyahatte Olmazsa Olmaz İlk 10 !

 

Bir blogger olarak sıkı bir blog okuyucusuyum da aynı zamanda.
Geçenlerde konusu çocuklarla seyahat olan bir bloga rastladım. Biraz karıştırınca hem seyahat ettikleri yerlerin sayısından hem de çocuğun yaşından çocukla seyahatte daha yolun başında olduklarını anladım. Dedim, benim bunca yıllık tecrübem var. Biraz ahkam kesmek benim de hakkım artık. Üstelik öyle uslu, annesinin babasının elini bırakmadan tıpış tıpış yürüyen, yatırdığın yerde uyuyan bir bebek/çocuk da değil hani bizimkisi. Bu açıdan bakınca ahkam kesmeyi de kendime hak görüyorum açıkçası.

Okumaya devam et

Ankara’da Çocukla Nerelere Gidilir?

Ankara’da yaşıyorum biliyorsunuz. Burada doğdum, okudum, çalıştım, çalışıyorum, evlendim, anne oldum.
Uzun yıllar İstanbul’dan sonra gelen ikinci sıradaki şehirde yaşamanın ezikliğini içimde hep hissettim. Türkiye’nin kalbi İstanbul’da atıyordu ama ben Ankara’da yaşıyordum!! Her fırsatta İstanbul’da yaşayan anneannemgillere, teyzemgillere, dayımgillere giderdim. Ama zaman geçtikçe kendimi artık Ankara’lı gibi hissetmeye, Ankara’yı ve Ankara’lı olmayı sevmeye başladım.

Okumaya devam et

Beypazarı- Lagania

Lagania, Beypazarının bilinen ilk adı ve ”kaya doruğu ülkesi” anlamına geliyor.
Anadolu’nun ortasındaki bu küçük tarihi vahayı nasıl da bugüne kadar göz ardı etmişim kendime şaşırdım doğrusu. Ankara’da doğdum, büyüdüm, burada yaşıyorum, Beypazarlı onca arkadaşım oldu, Beypazarı kurusu yedik afiyetle, meşhur yaprak sarmalarının lezzeti herkesin dilindeydi, Beypazarı tarhanasını aradık hep tarhana alırken, Beypazarı maden suyunu zaten bilmeyen yok, üstelik her gün de içtik neredeyse ama yanı başımızdaki bu güzelliği gidip görmeyi es geçmişiz.

Okumaya devam et

İzmir, Sakız Adası, Alaçatı

Nerede kalmıştık? İzmir’i anlatmaya devam.
Bir önceki yazıda kızımla ilk gittiğimiz müze olan İzmir Kadınlar Müzesinden bahsetmiştim. Bir sonraki müzemiz Ümran Baradan Oyun ve Oyuncak Müzesiydi.
Ümran Baradan da kimdir diye soruyorsunuz biliyorum. Müzeye gidene kadar ben de bilmiyordum ne yalan söyleyeyim. Oysa biraz araştırınca ne kadar da kıymetli bir kadın olduğunu öğrendim. Kendisi sanatçı bir aileden gelen resim ve seramik sanatçısı. İzmir’deki evini müze haline getirmiş, bizlere hediye etmiş. Kendisi ile ilgili magazinsel bir bilgi de vereyim. Uğur Dündar’ın kayın validesidir ayrıca. Ne yazık ki 2011 yılında da aramızdan ayrılmıştır.
Gelelim müzeye. Müzeye Kordon’dan kolayca yürüyerek ulaşabilirsiniz. Ancak çıkmanız gereken son bir yokuş var ki benim 3,5 yaş bücürü ile o sıcakta epey çileli bir yokuş yürüyüşü oldu doğrusu. Yine de imkansız değil. Biz yaptık oldu. Müze’nin girişinde bile hoş figürler var çocukları cezbeden bu nedenle kapısından sevinçle girdi bizim kız.

Okumaya devam et

İzmir, Kordon, Kadın Müzesi

Aslında bu gezimizdeki – ve umarım bundan sonrakilerdeki- amacım seyahatler esnasında neler yapıyoruz, nerelerdeyiz günlük olarak yazmaktı. Ama maalesef bir önceki yazıda bahsettiğim gibi benim dalgınlığım nedeniyle hayal oldu. Bir dahaki seyahate kaldı. Ne diyelim; sağlık olsun.
Gelelim gezimize. Aslında daha önce bir İzmir yazısı yazmıştım. Ancak daha çok yazacak gibi görünüyorum. Çünkü İzmir’e gelip gittikçe daha çok seviyorum, daha sık gelmek istiyorum. Geçmişte, İstanbul gibi bir şehir dururken ve hali hazırda Ankara’da, başkentte yaşarken neden İzmir’de yaşayayım ki der, biraz ön yargılı bakardım ama son bir kaç yılda hemen hemen her konuya olduğu gibi bu konuya da bakış açım değişti. Belki gelecekte burada yaşamayı  düşünebilirim. Bakalım gelecek neler gösterecek. Okumaya devam et

Kuğulu Park; Çocukluğum…

Ankara doğumluyum ve 34 yıldır bu şehirde yaşıyorum. Ankara’nın en güzel yanı İstanbul’a dönüşü demiş şair ama bir şehir eğer doğduğunuz, çocukluğunuzu yaşadığınız, ilk gençliğinizi geçirdiğiniz, üniversite okuduğunuz, çalıştığınız, evlendiğiniz ve anne olduğunuz bir şehirse o şehir Ankara bile olsa artık memleketiniz oluyor.
Ben, bu blogdan da bildiğiniz üzere epeyce gezen biriyim malum. Dünyanın neresine gidersem gideyim, daha Esenboğa’ya iner inmez evime gelmiş gibi hissederim. İstanbul’u da çok severim, uzun süre gitmezsem özlerim falan ama en çok da Ankara’ya evime dönmesini severim sevgili Yahya Kemal!!
Ankara İstanbul kadar tarihi ve turistik mekanı olan bir şehir değil biliyorsunuz. Cumhuriyetle yaşıt genç bir şehir çünkü Ankara. İçinde yaşadığım 34 yıl boyunca pek çok şey değişti bu şehirde. İnsanları değişti, trafiği değişti, caddeleri sokakları değişti. Ama çocukluğumdan bu güne o günlerdeki gibi kalan bir Kuğulu Park değişmedi benim bildiğim.

Okumaya devam et

Seyahatlerde Bebekleri ve Çocukları Nasıl Besleyeceğiz?

Geçen yıl bu zamanlar Antalya’da bir işim vardı, günübirlik gitmiştim. Dönüş için hava limanında beklerken yeme-içme mekanlarında bir sahne gözüme çarptı. Şöyle: kare bir masa, bildiğiniz fast foodcularda olanlardan, etrafında Türk olmadıkları ayan beyan belli bir aile. Tam saymadım bir kaç tane çocuk var, ama ikiden fazla kesinlikle. Çocuklardan biri bir buçuk- iki yaşlarında, mama sandalyesinde oturmuş, önüne koyulmuş olan patates kızartmalarından afiyetle yiyor, hatta ketçaba falan batırıyor. Yani öyle büyük insan gibi yemeği ile tek başına takılıyor. Bizim kız o zamanlar iki buçuk yaşına gelmek üzereydi. Bu sahneyi ilk gördüğüm an ” Bizimki asla böyle sakin sakin takılıp da bizim rahatça yemek yememize müsaade etmez” diye aklımdan geçirmiştim. Neydi bizim bebeleri bu yabancı veletlerden ayıran husus?
Aslına bakarsanız, en temel husus annenin tutumu bence. Biz Türk anaları evlatlarımızın üzerine çok düşüyoruz. Ben de dahilim bu gruba. Ne kadar okumuş olursak olalım, ne kadar çağdaş, yeni nesil anne olursak olalım bir kere genlerimize kodlanmış Türk analığı. Ben terleyen çocuğunun sırtına bez koymaya çalışan bir İtalyan, Alman vs. anne görmedim de duymadım da hiç. Yemek yedirmek için çocuğunun peşinden koşan bir Fransız anne misal…Görmeniz çok zor. Oysa ki bizler çocuğun burnunu kapatıp ağzına kaşık tıkıştırmak konusunda adeta doğuştan kabiliyetliyizdir. ”Ben yapmadım”  diyen beri gelsin.

Okumaya devam et

Doğa Harikası Kapadokya

Çocuğu olup da çizgi film kanallarına aşina olmayanınız yoktur. Çocuk doğup da şöyle bir yaşına falan geldiğinde ” Ay ben çocuğuma iki yaşına kadar hiç televizyon izlettirmeyeceğim, iki yaşından sonra da günde bir saat!! ” deyip de lafını yutanların listesini yapsak buradan köye yol olur sevgili duyarlı ebeveynler.  Neyse işte, biz de tabii ki çizgi film seyrediyoruz ve hatta TRT Çocuk baş tacımız. Saati sınırlı tutmaya özen gösteriyoruz. Eğlendiği ve öğrendiği bazı çizgi filmleri ben de beğenerek izliyorum.
TRT Çocuk’da epey bir süredir bu yılın 23 Nisan TRT Çocuk Şenlinin Nevşehir- Kapadokya’da yapılacağının reklamı dönüp duruyordu. İlgilenenler için internet siteleri  şenlik programı hakkında kapsamlı bilgi veriyor. Katılımcı ülke sayısı dikkatimi çekti ama: sadece 26! Biraz üzülmedim desem yalan olur. Bizim çocukluğumuzda onlarca ülke olurdu sanki, ben mi yanlış hatırlıyorum?

Okumaya devam et

Ankara’da Okyanus: Aqua Vega Akvaryum

Çocuklar ve bebekler erken uyanır. Bunu hepimiz biliyoruz, değil mi sevgili anne babalar? Tecrübe ile sabittir eminim. En iyi ihtimalle sabah sekiz civarı ayaklanır bu küçük cüceler. ”Bebekler ve çocuklar neden erken uyanır ? ”bu soruya uyku üzerine yazmak istediğim başka bir yazımda cevap vereceğimden konuyu hemen toparlıyorum: Ben de bir zamanlar çocuktum ve ben de sabahları erken uyanırdım. Hafta sonları bile. Biraz büyüyüp de ben uyanınca evde uyuyan herkesi de uyandırmadan kendi kendimi oyalayabileceğimi idrak ettiğim yıllarda sabahları televizyonda su altı belgeselleri izlerdim. Şaka yapmıyorum. Vallahi de belgesel izlerdim. TRT 2’de yayımlanırdı. Belgesel bitince bana üstün güçleri olan biri gibi gelen meşhur Ressam Amca’nın programı Resim Sevinci ( Orjinal adı : ‘The Joy of Painting’ miş. Ressamın adı da Bob Ross) başlardı. Deniz, okyanus, balıklar falan ilgimi hep çekmiştir. Dört yaşlarımda deniz ile ilk tanışmamda sevinç ve coşku ile verdiğim ”Çok suuu, Çok suuu!!!” tepkisi halen daha ailede anlatılır. Balığım hatta akvaryumum olsun istedim ama annem karşı çıktı tabii ki. Şimdi anne olunca hak da vermiyor değilim hani, akvaryumun tüm işleri O’na kalacaktı son tahlilde.

Okumaya devam et

Baharınız AYDIN Olsun!

Aydın şehri Belediye sulu park önü

 

Takvimler 21 Mart’ı geçti. Artık tüm takvimlere göre bahar mevsimine girmiş bulunuyoruz. İçimizde doğa ile canlanan bir sevinç, bir gezme tozma, kendimizi dağa taşa doğaya vurma hevesi…Her bahar böyle hissederim ben. Yaz çocuğuyum ama aşırı sıcağı sevmediğimden  bahar insanıyım desem daha doğru olur.

Aydın Üç gözler bahar papatyaları

Yazılarımdan da  takip edilebileceği üzere arada bir Salihli- Birgi, Ankara ve Riga-Tallinn gibi küçük gezilere kaçsak da geçici bir süreliğine canım ülkemin en güzel şehirlerinden birinde yaşıyoruz: Aydın. Bir kaç aydır buralıyız. Çetin ve zor şartların coğrafyası Karadenizli biri olarak sakinlikleri ve medenilikleri ile bilinen Ege’lilerle birlikte olmaktan çok memnunum.

Okumaya devam et

”Şuncacık Çocukla” Nerelere, Nasıl Gidilir?

Kızımla seyahatlere kendisi üç aylıkken başladım. ”Şuncacık bebekle ne işin var oralarda otur evinde” bakışları ile de o zaman tanıştım, müşerref oldum, halen de sık sık görüşürüz bu bakışlarla. Seyahat ve gezilerimiz sayesinde arayı hiç açmıyoruz, maşallah!
Sadece bakışlarla sınırlı değil tabii ki. Benim kafama koyduğumu ve doğru bildiğimi muhakkak yaptığımı bilenler bakış atmakla yetinmek zorunda kaldılar, yazık. Ama bilmeyenler bakışlarını sözlere de dökmekten geri kalmadı. ”Bu yaşa kadar gezdiğimiz tozduğumuz yetmez miymiş” de, ”azıcık da evimizde otursaymışız ” da, şuncacık çocukla yollara düşüyormuşuz, hem biz sersefil oluyormuşuz, hem  el kadar bebeği yollarda sefil ediyormuşuz da, hasta olurmuş da, düzeni bozulurmuş da…Böyle uzayıp giden bildik tanıdık cümleler… Kimisine sabırla yanıt verdim, makul makul. Ne kadar anlatsam da fikri değişmeyecek olanlara da kısa yanıtlar verdim, geçtim. Ama gezmekten vazgeçmedim. Öyle böyle derken yıllar geçti. Üç aylık bebek büyüdü, üç yaşını geçti. Bu üç yılda bile ne kadar güzel seyahat anılarımız var. İyi ki gitmişiz, iyi ki gezmişiz. İyi ki hem kendimizi hem de kızımızı bu anılardan mahrum etmemişiz.

Okumaya devam et

İzmir : Avrupa’da Bir Şehir!

İzmir Sahil- kordon
İzmir’e daha önce gitmiştim. İlk gidişim bundan 5 yıl önce bizim kız daha portakalda vitamin bile değilken kayınvalidemgillerle idi. Çok soğuk ve rüzgarlı bir gündü. Sonraki gidişim de kızın 2 yaş civarıydı yanılmıyorsam ve malum 2 yaş sendromu nedeniyle pek de keyif aldığımı söyleyemeyeceğim. ”Aman kızım dur, hoop oraya dokunma, şşşşt denize düşersin” bağırışları arasında küçük hatunun peşinden koşmakla geçmişti. Saat kulesi, Kordon… Buraları görmüştüm ama 3 gün önceki kadar keyifli bir İzmir turu kesinlikle değildi.

Okumaya devam et

Salihli- Sardes & Ödemiş- Birgi

Sardes
Birgi

Bozdağ’ı Aştık da Nerelere Gittik?

Roma serisine kısa bir ara veriyoruz bugün. Geçici bir süreliğine Aydın’dayız. Malum, gezenti ailesiyiz; duramadık, bu kez yakınlarda bir yerlere gidelim dedik. Bir süredir planlıyorduk, bu zamana nasip oldu. Rotamızı Sardes antik kenti olarak belirledik. Sardes, Manisa’nın Salihli İlçesine bağlı Sart Kasabasında bulunan bir antik kent. Yurt dışlarına kimlerin kimlerin antik kentlerini görmeye gidiyoruz da burnumuzun dibindeki bu değerleri görmeye de vakit ayırmalı diye düşündük. Bir kere özellikle bizim Sardes’e gitmemiz gerekiyordu. Çünkü, sen git karı-koca paranın bilimini oku – ikimiz de ekonomistiz- sonra da burnunun dibindeki paranın ilk basıldığı yere gitme! Çok ayıp! Burası bilinen tarihe göre paranın ilk basıldığı yer. Lidyalıların yerleştiği bir bölge yani. Hatta Lidya Kraliyet mezarlığı da burada yer almakta.

Okumaya devam et