Kuğulu Park; Çocukluğum…

Ankara doğumluyum ve 34 yıldır bu şehirde yaşıyorum. Ankara’nın en güzel yanı İstanbul’a dönüşü demiş şair ama bir şehir eğer doğduğunuz, çocukluğunuzu yaşadığınız, ilk gençliğinizi geçirdiğiniz, üniversite okuduğunuz, çalıştığınız, evlendiğiniz ve anne olduğunuz bir şehirse o şehir Ankara bile olsa artık memleketiniz oluyor.
Ben, bu blogdan da bildiğiniz üzere epeyce gezen biriyim malum. Dünyanın neresine gidersem gideyim, daha Esenboğa’ya iner inmez evime gelmiş gibi hissederim. İstanbul’u da çok severim, uzun süre gitmezsem özlerim falan ama en çok da Ankara’ya evime dönmesini severim sevgili Yahya Kemal!!
Ankara İstanbul kadar tarihi ve turistik mekanı olan bir şehir değil biliyorsunuz. Cumhuriyetle yaşıt genç bir şehir çünkü Ankara. İçinde yaşadığım 34 yıl boyunca pek çok şey değişti bu şehirde. İnsanları değişti, trafiği değişti, caddeleri sokakları değişti. Ama çocukluğumdan bu güne o günlerdeki gibi kalan bir Kuğulu Park değişmedi benim bildiğim.

Okumaya devam et

Küllerinden Doğan Şehir : VARŞOVA

 

Varşova’nın yeri bende çok ayrı. Çünkü Varşova seyahatimiz bebeğimizle birlikte çıktığımız ilk seyahatimizdi. Minik bebişimiz henüz 8 haftalık bir nohut tanesiydi o zamanlar. Kendisi anne rahminin huzurlu ve mutlu ortamında olduğundan bebekli gezilerimizin de haliyle en konforlusuydu. Tabii bu konforda benim hamileliğimin – özellikle de ilk ayları için söylüyorum- nispeten kolay ve rahat bir hamilelik olmasının payı büyük. Aksi halde minik bebiş daha  karnımda 6 haftalıkken Gürcistan- Batum’a , 8 haftalıkken Polonya-Varşova’ya, 12 haftalıkken Malezya ve Güney Kore’ye, 4 aylık hamileyken de yaz ortasında Trabzon’a kültür gezisi yapmaya gidemezdim değil mi?
Yukarıda yazdığım tüm seyahatler bu blogda anlatılacak bir gün merak buyurmayınız ama bugün Varşova günü.
Polonya, 2. Dünya Savaşı’nın yıkıcılığı ve yok ediciliğinden nasibini fazlasıyla almış, kışları oldukça soğuk geçen bir Avrupa ülkesi. Almanya’nın hemen bitişik komşusu olduğundan Alman kültürünün ve yaşam tarzının izlerini fazlasıyla görmek mümkün. Hitler’in emriyle tamamen yerle bir edilmiş bir şehir olan Varşova, tarihi binaları ve dokusuyla savaştan önceki halinin birebir inşa edildiği bir şehir, Polonya ise insanların Cumhuriyeti ve bağımsızlığı narin bir bebek gibi avuçlarında koruduğu bir ülke. Hemen her Polonyalının hatıralarında 2. Dünya savaşına dair hazin bir hikaye mevcut. Zaten çok yeni nesil hariç hemen herkesin gözlerindeki hüznü görmemek imkansız . Ancak  her nasıl savaş yıllarının ve anılarının hüznü oturmuşsa yüzlerine, bugünün Avrupa Birliği gibi biraz sosyetik biraz aristokratik, kısaca elit diyebileceğimiz bir birliğe üye olabilmiş olmanın gururu da var yüzlerinde. Oldukça dindar bir ülke Polonya. Yüzde doksanlara varan oranlarda Katolik mezhebine mensup Hristiyanlar yaşıyor.  Klise’ye gitmek konusunda oldukça hassas olduklarını Polonya’lı bir ahbabımızla çıktığımız günübirlik bir seyahatte kliseye gitmeden önce Pazar sabahı kahvaltıyı sabah 7’de yapmak istemesinden anladık.

Okumaya devam et

Bebek ve Çocuklarla Araba Yolculuğu Nasıl Yapılır?

Kızımın doğumundan bu güne kadar sayısız kez uzun veya kısa araba yolculuğu yapmış, (üstelik buna uzun yol otobüs yolculuğu da dahil) an itibari ile 3,5 yaşında bir bebesi olan bir ana olarak ahkam kesebileceğim bir konu ile daha karşınızdayım sevgili izleyenler.
Yine bir yurt içi araba yolculuğunun ardından yazıyorum bu satırları. Bugün sıcağı sıcağına yazmak istedim çünkü bizim kızın doğumundan bu güne kadar geçen sürede geldiğimiz nokta gerçekten göz yaşartıcı. Bugün yaklaşık 6 saat süren seyahatimiz boyunca bu konuyu düşündüm hep. Sanıyorum 3 yaş eşiği gerçekten de önemli bir eşik. Her şey eskisine nazaran çok çok daha kolay olmaya başlıyor!! Müjde yeni anneler!! Tünelin ucunda ışık var, bizzat ben gördüm ışığı. Azıcık sabır sadece.

Okumaya devam et

Kadınlar Şehri Kiev

Bugün yine nostalji yapıp geçmiş gezilerimizden birini daha anlatacağım.
Bundan yaklaşık beş yıl önce Mart ayı sonunu Nisan ayına bağlayan bir tarihte gitmiştik Kiev’e. Evet Mart sonu Nisan başıydı ama her yer hala karlı idi ve dışarı çıkıldığında öyle bir soğuk vardı ki insanın göz bebeğini donduruyordu. Göz bebeği donduran soğuk!! Bu tanımı daha önce duydunuz mu? Ben de duymamıştım. Bizzat hayatın yaşayışı içinde tecrübe ile şahsımın türettiği bir deyim olarak lugatlara geçmiştir efendim. Göz bebeği donduran soğuk nasıl olur kısa bir tasvir yapayım isterseniz. Dışarıdasınız, hava soğuk, yerlerde kar ve buz var, mantonuz, atkı-bere-eldiven her şey tamam. Turistik bir gezi olduğundan haliyle yürümeniz gereken mesafeler oluyor. Dışarıda yürüyerek geçirdiğiniz yaklaşık yarım saat sonrasında bünyenizde ” derhal kapalı bir mekana girmeliyim, yoksa donacağım” türünden bir his hasıl oluyor, kendiliğinden, tamamen istemsiz. Sanırım donmadan önceki aşamaların ilki bu aşama. Bu histen sonra hemen gözleriniz kapalı bir mekan arıyor ve bir markete giriyorsunuz. ” Şükür biraz ısındık dışarıdaki soğuk da neydi öyle! ” diye eşinizle konuşurken birden marketin dondurulmuş gıdalar bölümünün hemen önünde bulunduğunuzu fark ediyorsunuz. İşte böyle bir şey göz bebeği donduran soğuk. Bilmem açıklayıcı oldu mu?

Okumaya devam et

Seyahatlerde Bebekleri ve Çocukları Nasıl Besleyeceğiz?

Geçen yıl bu zamanlar Antalya’da bir işim vardı, günübirlik gitmiştim. Dönüş için hava limanında beklerken yeme-içme mekanlarında bir sahne gözüme çarptı. Şöyle: kare bir masa, bildiğiniz fast foodcularda olanlardan, etrafında Türk olmadıkları ayan beyan belli bir aile. Tam saymadım bir kaç tane çocuk var, ama ikiden fazla kesinlikle. Çocuklardan biri bir buçuk- iki yaşlarında, mama sandalyesinde oturmuş, önüne koyulmuş olan patates kızartmalarından afiyetle yiyor, hatta ketçaba falan batırıyor. Yani öyle büyük insan gibi yemeği ile tek başına takılıyor. Bizim kız o zamanlar iki buçuk yaşına gelmek üzereydi. Bu sahneyi ilk gördüğüm an ” Bizimki asla böyle sakin sakin takılıp da bizim rahatça yemek yememize müsaade etmez” diye aklımdan geçirmiştim. Neydi bizim bebeleri bu yabancı veletlerden ayıran husus?
Aslına bakarsanız, en temel husus annenin tutumu bence. Biz Türk anaları evlatlarımızın üzerine çok düşüyoruz. Ben de dahilim bu gruba. Ne kadar okumuş olursak olalım, ne kadar çağdaş, yeni nesil anne olursak olalım bir kere genlerimize kodlanmış Türk analığı. Ben terleyen çocuğunun sırtına bez koymaya çalışan bir İtalyan, Alman vs. anne görmedim de duymadım da hiç. Yemek yedirmek için çocuğunun peşinden koşan bir Fransız anne misal…Görmeniz çok zor. Oysa ki bizler çocuğun burnunu kapatıp ağzına kaşık tıkıştırmak konusunda adeta doğuştan kabiliyetliyizdir. ”Ben yapmadım”  diyen beri gelsin.

Okumaya devam et

Doğa Harikası Kapadokya

Çocuğu olup da çizgi film kanallarına aşina olmayanınız yoktur. Çocuk doğup da şöyle bir yaşına falan geldiğinde ” Ay ben çocuğuma iki yaşına kadar hiç televizyon izlettirmeyeceğim, iki yaşından sonra da günde bir saat!! ” deyip de lafını yutanların listesini yapsak buradan köye yol olur sevgili duyarlı ebeveynler.  Neyse işte, biz de tabii ki çizgi film seyrediyoruz ve hatta TRT Çocuk baş tacımız. Saati sınırlı tutmaya özen gösteriyoruz. Eğlendiği ve öğrendiği bazı çizgi filmleri ben de beğenerek izliyorum.
TRT Çocuk’da epey bir süredir bu yılın 23 Nisan TRT Çocuk Şenlinin Nevşehir- Kapadokya’da yapılacağının reklamı dönüp duruyordu. İlgilenenler için internet siteleri  şenlik programı hakkında kapsamlı bilgi veriyor. Katılımcı ülke sayısı dikkatimi çekti ama: sadece 26! Biraz üzülmedim desem yalan olur. Bizim çocukluğumuzda onlarca ülke olurdu sanki, ben mi yanlış hatırlıyorum?

Okumaya devam et

Ankara’da Okyanus: Aqua Vega Akvaryum

Çocuklar ve bebekler erken uyanır. Bunu hepimiz biliyoruz, değil mi sevgili anne babalar? Tecrübe ile sabittir eminim. En iyi ihtimalle sabah sekiz civarı ayaklanır bu küçük cüceler. ”Bebekler ve çocuklar neden erken uyanır ? ”bu soruya uyku üzerine yazmak istediğim başka bir yazımda cevap vereceğimden konuyu hemen toparlıyorum: Ben de bir zamanlar çocuktum ve ben de sabahları erken uyanırdım. Hafta sonları bile. Biraz büyüyüp de ben uyanınca evde uyuyan herkesi de uyandırmadan kendi kendimi oyalayabileceğimi idrak ettiğim yıllarda sabahları televizyonda su altı belgeselleri izlerdim. Şaka yapmıyorum. Vallahi de belgesel izlerdim. TRT 2’de yayımlanırdı. Belgesel bitince bana üstün güçleri olan biri gibi gelen meşhur Ressam Amca’nın programı Resim Sevinci ( Orjinal adı : ‘The Joy of Painting’ miş. Ressamın adı da Bob Ross) başlardı. Deniz, okyanus, balıklar falan ilgimi hep çekmiştir. Dört yaşlarımda deniz ile ilk tanışmamda sevinç ve coşku ile verdiğim ”Çok suuu, Çok suuu!!!” tepkisi halen daha ailede anlatılır. Balığım hatta akvaryumum olsun istedim ama annem karşı çıktı tabii ki. Şimdi anne olunca hak da vermiyor değilim hani, akvaryumun tüm işleri O’na kalacaktı son tahlilde.

Okumaya devam et

Bebe Belik Brüksel’deydik!

Geçen yazımda benim ilk yurt dışı seyahatimi anlatmıştım. O zaman ilklerden devam edelim; bu kez de bizim küçük hatunun ilk yurt dışı seyahatini anlatalım. Efendim; yazının başlığından da anlayacağınız üzere bebe belik Brüksel’deydik. Ama ne zaman? Hmmm yaklaşık olarak iki buçuk yıl önce. Bugünden iki buçuk yıl geriye sardığımızda bizim kızın 10 aylık olduğu bir zamanda gitmişiz demek ki. İlk sınır ötesi seyahatini 28 yaşında yapmış olan annesi ile kıyasladığımızda oldukça iyi bir durumda değil mi? Ne demişler? Babamdan ileri oğlumdan geri…
Brüksel’i TRT’nin Brüksel’den bildiren muhabirlerinden biliyordum zaten yıllardan beri. Cümle içinde Avrupa, Komisyon, Konsey, Bakan gibi mühim kelimeler de geçtiğine göre bayağı önemli bir yer olmalı diye düşünürdüm çocuk aklımla. Büyüyüp de iş güç sahibi olunca bu güzide şehrin anlam ve önemini layıkıyla idrak ettik tabii. Bilmeyene, duymayana özetleyeyim biraz.

Okumaya devam et

Çin: Şanghay ve Pekin’e Devam

Çin Şanghay Televizyon kulesi
Pekin ve Şanghay yazısını hemen ertesi gün tamamlamayı planlıyordum aslında ama hayat sen planlar yaparken başına gelenlerdir. Küçük bir göz kazası geçirdim. Değil blog yazmak bilgisayara bakacak halim yoktu. Doktorların söylediğine göre makyaj partikülü kaçmış gözüme ve retinayı çizmiş. Böyle bir acı ve ağrı!! İki gün korsan gibi gezdim tek gözüm bandajlı. Şimdi daha iyiyim. En azından bandaj çıktı. Artık Çin yazıma kaldığım yerden devam edebilirim.
Genel izlenim ve kişisel gözlemlerimden sonra sıra Pekin’de gezilecek görülecek yerlere geldi.

Okumaya devam et

Çin: Pekin ve Şangay

Çin Tiananmen meydanı
Türkiye sınırlarından dışarıya ilk ayak basışım bundan tam tamına 6 yıl önceydi. Şaşırdınız mı? Bu kadar kısa sürede nereleri gezdi ki utanmayıp bir de gezi blogu açmış da dediniz mi bakayım? Demeyin! 6 yıl gibi kısa bir süreye 13 farklı ülke sığdırdım. Yurt içi gezilerimiz de cabası. Bu geçen 6 yılda tam zamanlı olarak çalıştım, evlendim, çocuğum oldu, hatta 3 yaşını bitirdi. Böyle bakınca 13 ülkede ve yurt içinde pek çok gezi icra etmiş olmamızla gezenti ailesi adını hak ediyoruz bence.
İlk yurt dışı seyahatimden döndüğümde aynı şehirde doğmuş, büyümüş okumuş ve çalışmış biri olarak, ki bu şehir bir başkent bile olsa ve ben ne kadar okur yazar bir insan olsam da ufkum açılmıştı. Ve ufkumun yaşadığım yeri aşması duygusuna bayılmıştım. Ve eveeet!!! Gezentilik virüsünü de kapmıştım; hayırlı uğurlu olsundu!

Okumaya devam et

Anı Biriktirmek mi Eşya Biriktirmek mi?

Anı biriktirmek mi Eşya biriktirmek miBir insanı satın aldığı eşyalar mı yoksa edindiği deneyimler mi daha fazla mutlu eder?
Bu konu pek çok kez girdiğim yabancı dil sınavlarından birinde okuma parçalarından biriydi. Söz konusu okuma parçasının ancak ortalarına doğru konunun ilgimi çektiğini fark ettim ve daha hevesli okumaya başladım. Çünkü o sıralar hayatımın en önemli mevzusu sekiz aylık kızımın ek gıdaya geçiş sürecinde iyi beslenebilmesini sağlamaktı. Öğrenim ve çalışma hayatı boyunca çeşitli nedenlerle defalarca sınava girmiş ve belli bir yaşı geçmiş biriyseniz sınav esnasında hayatı sorgulamalara bile varabilecek konsantrasyon kaybı yaşayabiliyorsunuz.  Neyse…

Okumaya devam et

Baharınız AYDIN Olsun!

Aydın şehri Belediye sulu park önü

 

Takvimler 21 Mart’ı geçti. Artık tüm takvimlere göre bahar mevsimine girmiş bulunuyoruz. İçimizde doğa ile canlanan bir sevinç, bir gezme tozma, kendimizi dağa taşa doğaya vurma hevesi…Her bahar böyle hissederim ben. Yaz çocuğuyum ama aşırı sıcağı sevmediğimden  bahar insanıyım desem daha doğru olur.

Aydın Üç gözler bahar papatyaları

Yazılarımdan da  takip edilebileceği üzere arada bir Salihli- Birgi, Ankara ve Riga-Tallinn gibi küçük gezilere kaçsak da geçici bir süreliğine canım ülkemin en güzel şehirlerinden birinde yaşıyoruz: Aydın. Bir kaç aydır buralıyız. Çetin ve zor şartların coğrafyası Karadenizli biri olarak sakinlikleri ve medenilikleri ile bilinen Ege’lilerle birlikte olmaktan çok memnunum.

Okumaya devam et

”Şuncacık Çocukla” Nerelere, Nasıl Gidilir?

Kızımla seyahatlere kendisi üç aylıkken başladım. ”Şuncacık bebekle ne işin var oralarda otur evinde” bakışları ile de o zaman tanıştım, müşerref oldum, halen de sık sık görüşürüz bu bakışlarla. Seyahat ve gezilerimiz sayesinde arayı hiç açmıyoruz, maşallah!
Sadece bakışlarla sınırlı değil tabii ki. Benim kafama koyduğumu ve doğru bildiğimi muhakkak yaptığımı bilenler bakış atmakla yetinmek zorunda kaldılar, yazık. Ama bilmeyenler bakışlarını sözlere de dökmekten geri kalmadı. ”Bu yaşa kadar gezdiğimiz tozduğumuz yetmez miymiş” de, ”azıcık da evimizde otursaymışız ” da, şuncacık çocukla yollara düşüyormuşuz, hem biz sersefil oluyormuşuz, hem  el kadar bebeği yollarda sefil ediyormuşuz da, hasta olurmuş da, düzeni bozulurmuş da…Böyle uzayıp giden bildik tanıdık cümleler… Kimisine sabırla yanıt verdim, makul makul. Ne kadar anlatsam da fikri değişmeyecek olanlara da kısa yanıtlar verdim, geçtim. Ama gezmekten vazgeçmedim. Öyle böyle derken yıllar geçti. Üç aylık bebek büyüdü, üç yaşını geçti. Bu üç yılda bile ne kadar güzel seyahat anılarımız var. İyi ki gitmişiz, iyi ki gezmişiz. İyi ki hem kendimizi hem de kızımızı bu anılardan mahrum etmemişiz.

Okumaya devam et

Tallinn: Orta Çağ’da Bir Masal Şehri

Estonya- Tallinn
Tarihe ilgim hep vardı. Kaleler, saraylar, krallar, kraliçeler, İmparatorluklar… Yıllar yıllar önce Hürriyet gazetesinin verdiği 12 ciltlik Osmanlı Tarihi Ansiklopedisinin kuponlarını daha çocukken özenle biriktirip almış bir kişiyim. O zaman google kütüphane vazifesi görmüyordu sevgili gençler!
Tarihe olan söz konusu ilgim ve merakım nedeniyle Tallinn gezisi benim için rüya gibiydi. Kendimi orta çağdan bir masal kitabının sayfalarında geziyormuş gibi hissettim. Bu rüyadan her dakika başı beni uyandıran miniğimize rağmen! Neredeyse herşeye ama her şeye itiraz ediyordu. Gel diyoruz, gidiyor. Otur diyoruz, kalkıyor. Sus diyoruz bağırıyor falan…

Okumaya devam et

Riga’ya Veda

Letonya Riga Old Town-Özgürlük Anıtı- Brīvības piemineklis
Gittiğimiz yerlerin yerlisiymiş gibi yaşama tecrübesi kazandıracak türden seyahatler o şehri öğrenme, anlama ve yaşama konusunda bambaşka bir bakış açısı veriyor. Marketlerinden alışveriş yaptığım, o yöreye özgü ürünleri mutfakda kullanarak yemekler pişirdiğim, toplu taşımalarını kullandığımız, yerli temizlik ürünleri ile temizlik yaptığım(!) seyahat tarzı çok daha farklı bir vizyon katıyor insana. Bu nedenle daha çok seviyorum.
Letonya seyahatimiz de bu türdendi. Geçmiş zaman kullandım çünkü an itibari ile memlekete döndük. Ama Riga yazılarım kaldığı yerden devam edecek, daha paylaşacaklarım bitmedi. Bilhassa 3 yaşında ve oldukça hareketli bir çocukla, böyle bir coğrafyaya nasıl gidilir sorusunun cevabını vereceğim, merakları giderecek, cesaretimden ötürü gelecek tebrikleri kabul edeceğim:)

Okumaya devam et

Riga’da Karlar Erimeye Başladı!

Riga kar manzarası

Riga kar manzarası

Baltık ülkesi Letonya’nın başkenti Riga’da 4. günümüze yine buz gibi bir havada uyandık. Hem de sabah 06:45 ‘de. Neden? Çünkü bizim hatun Türkiye saatine göre uyanmaya devam ediyor. Riga ile Türkiye arasındaki saat farkı 1 saat. Ama zaten bizim kızın bebekliğinden beri sabah 8’den sonra uyandığı gün sayısı bir elin parmaklarını geçmez.
Buz gibi soğuk ve kuzey kutbu esintili ilk günümüzden sonraki gün hiç durmadan kar yağdı.
Lapa lapa yağdı, tipi şeklinde yağdı, ince ince yağdı… 24 saatte tüm farklı kar yağış türlerini tecrübe ettik. Aydın’ın 20 dereceye ulaşmış hava sıcaklığından kalkıp buralara, kar ve tipiye gelmek bünyeyi de biraz sarstı tabii ama idare ediyoruz. Her şey beyinde bitiyor sonuçta. Beynime ”bundan en az 20 derece daha soğuk bir yere gidiyoruz vücudumu ona göre adapte et” dedim. Sağ olsun sözümü tutuyor gibi, şimdilik bir sıkıntı yok. Ama bizim küçük hatun için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Babaannesi ve kendi deyimiyle Dedoş’unun el üstünde tutulduğu, bir dediğinin iki edilmediği konforlu evinden, dışarı çıkarken kat kat giyinmek zorunda kaldığı, hareketlerinin kısıtlandığı, soğuk bir ortama gelmek pek açmadı bizimkini sanıyorum. Üstelik nazı da pek geçmiyor tabii bize babaanne ve dedoş kadar. Buraya geldiğimizden beri bir isyanlar,  bağırmalar, ergen ergen tavırlar. La havle çektiriyor sağ olsun ikimize de. Tüm ergen huysuzluklarına karşın gezmeyi en az bizim kadar sevdiğinden dışarı çıkınca çok mutlu tabii. Hele de kar yağarken ki neşesi görülmeye değerdi. ”Yaşasııınn kar yağıyorr lapa lapa kar yağıyooor”  diye bağırıyordu kollarını açarak!

Okumaya devam et

Karlı Riga’ya Merhaba!

Riga Görsel
Türkiye’de takvimlere göre bahar başlamış, cemreler düşmüş gönüllerde bahar havası esmeye başlamışken bize rahat battı veeee bu yıllık kar-kış istihkakımızı tamamlayalım bari dedik ve kalktık Riga’ya geldik! Bugün birinci  günümüz  burada. Dışarıda yaklaşık 3 saattir tipi şeklinde kar yağıyor. Arabaların üstü 15-20 cm kar. Bir de rüzgar var ki sormayın gitsin. Kuzey kutbu rüzgarıymış bu. Nisan ayına kadar sürüyormuş. Letonya maceramızın bu zamanlara denk gelecek olması yaklaşık 1  yıl önce belli olduğundan fırsat buldukça bakıyordum nasıl bir yer diye. Okuduğum blogların verdiği bilgiye göre beyaz kış ve yeşil kış dedikleri iki mevsim oluyormuş burada sadece. Yani yaz aylarına ağaçlar yeşerdiğinden yaz diyorlar, sıcak olduğundan değil.

Okumaya devam et

İzmir : Avrupa’da Bir Şehir!

İzmir Sahil- kordon
İzmir’e daha önce gitmiştim. İlk gidişim bundan 5 yıl önce bizim kız daha portakalda vitamin bile değilken kayınvalidemgillerle idi. Çok soğuk ve rüzgarlı bir gündü. Sonraki gidişim de kızın 2 yaş civarıydı yanılmıyorsam ve malum 2 yaş sendromu nedeniyle pek de keyif aldığımı söyleyemeyeceğim. ”Aman kızım dur, hoop oraya dokunma, şşşşt denize düşersin” bağırışları arasında küçük hatunun peşinden koşmakla geçmişti. Saat kulesi, Kordon… Buraları görmüştüm ama 3 gün önceki kadar keyifli bir İzmir turu kesinlikle değildi.

Okumaya devam et

80 Günde Devr-i Roma – 6

bartolucci roma - Kopya

 

Roma’lı – Gibi- Olmak!

Bir şehirde turist olmak  ile orada yaşamak arasındaki farkı bizden en iyi İstanbullular bilirler herhalde. Roma da aynen böyle bir şehir işte. Biz, seyahat süremiz nedeniyle her ikisini birden tecrübe edebildik. Hem turist gibi gezdik hem de yerlisi gibi yaşadık. Yaklaşık 3 ay bu söylediğim için yeterli bir süre oldu. İşin aslı şu: seyahatimizde biricik 3 yaş kızımız da bizimle olduğundan turistik ve romantik(!) gezilerimiz arasına bilimum çocuk parkları, hayvanat bahçesi gibi yerleri de eklemek zorunda kaldık! İyi de ettik; dürüst olmak gerekirse bu geziler vesilesiyle yanımızdaki çocuk da içimizdeki çocuk da çok eğlendi!

Okumaya devam et

Salihli- Sardes & Ödemiş- Birgi

Sardes
Birgi

Bozdağ’ı Aştık da Nerelere Gittik?

Roma serisine kısa bir ara veriyoruz bugün. Geçici bir süreliğine Aydın’dayız. Malum, gezenti ailesiyiz; duramadık, bu kez yakınlarda bir yerlere gidelim dedik. Bir süredir planlıyorduk, bu zamana nasip oldu. Rotamızı Sardes antik kenti olarak belirledik. Sardes, Manisa’nın Salihli İlçesine bağlı Sart Kasabasında bulunan bir antik kent. Yurt dışlarına kimlerin kimlerin antik kentlerini görmeye gidiyoruz da burnumuzun dibindeki bu değerleri görmeye de vakit ayırmalı diye düşündük. Bir kere özellikle bizim Sardes’e gitmemiz gerekiyordu. Çünkü, sen git karı-koca paranın bilimini oku – ikimiz de ekonomistiz- sonra da burnunun dibindeki paranın ilk basıldığı yere gitme! Çok ayıp! Burası bilinen tarihe göre paranın ilk basıldığı yer. Lidyalıların yerleştiği bir bölge yani. Hatta Lidya Kraliyet mezarlığı da burada yer almakta.

Okumaya devam et