Çocukla Seyahatte Olmazsa Olmaz İlk 10 !

 

Bir blogger olarak sıkı bir blog okuyucusuyum da aynı zamanda.
Geçenlerde konusu çocuklarla seyahat olan bir bloga rastladım. Biraz karıştırınca hem seyahat ettikleri yerlerin sayısından hem de çocuğun yaşından çocukla seyahatte daha yolun başında olduklarını anladım. Dedim, benim bunca yıllık tecrübem var. Biraz ahkam kesmek benim de hakkım artık. Üstelik öyle uslu, annesinin babasının elini bırakmadan tıpış tıpış yürüyen, yatırdığın yerde uyuyan bir bebek/çocuk da değil hani bizimkisi. Bu açıdan bakınca ahkam kesmeyi de kendime hak görüyorum açıkçası.

Okumaya devam et

*Gornji Grad + *Donji Grad = Zagreb

Hırvatistan Zagreb-St. Mark Klisesi
Merhabalar!
Yine uzun bir ara oldu, farkındayım ama yapılması gereken işler, düşünülmesi gereken düşünceler falanlar filanlar derken oturup da ağız tadıyla bir yazı yazamadım.
Son yazımda yaptığımız Zagreb gezimizden bahsetmiştim hatırlarsanız. Bugün Zagreb günü!
‘Zagreb nereden esti?’ Sorusuna yanıt vermekle başlayalım. Efendim, bizim seyahatlerimiz genellikle birimizin iş veya eğitim seyahatlerine diğerlerimizin entegre olması suretiyle gerçekleşmekte. Diğer bir seyahat rotası belirleme yöntemimiz ise hava yollarının kampanyalı biletlerinin sunmuş olduğu seçenekler arasından seçim yapmak. Son Zagreb seyahatimiz de bu yöntem ile taa Temmuz ayında kararlaştırılmış ve biletleri alınmıştı.

Okumaya devam et

İzmir, Sakız Adası, Alaçatı

Nerede kalmıştık? İzmir’i anlatmaya devam.
Bir önceki yazıda kızımla ilk gittiğimiz müze olan İzmir Kadınlar Müzesinden bahsetmiştim. Bir sonraki müzemiz Ümran Baradan Oyun ve Oyuncak Müzesiydi.
Ümran Baradan da kimdir diye soruyorsunuz biliyorum. Müzeye gidene kadar ben de bilmiyordum ne yalan söyleyeyim. Oysa biraz araştırınca ne kadar da kıymetli bir kadın olduğunu öğrendim. Kendisi sanatçı bir aileden gelen resim ve seramik sanatçısı. İzmir’deki evini müze haline getirmiş, bizlere hediye etmiş. Kendisi ile ilgili magazinsel bir bilgi de vereyim. Uğur Dündar’ın kayın validesidir ayrıca. Ne yazık ki 2011 yılında da aramızdan ayrılmıştır.
Gelelim müzeye. Müzeye Kordon’dan kolayca yürüyerek ulaşabilirsiniz. Ancak çıkmanız gereken son bir yokuş var ki benim 3,5 yaş bücürü ile o sıcakta epey çileli bir yokuş yürüyüşü oldu doğrusu. Yine de imkansız değil. Biz yaptık oldu. Müze’nin girişinde bile hoş figürler var çocukları cezbeden bu nedenle kapısından sevinçle girdi bizim kız.

Okumaya devam et

Masal Kitabından Bir Sayfa: PRAG

Evlilik yıl dönümümüzün arifesinde balayı şehrimiz Prag’ı yazayım istedim. Tam da beş koca yıl olmuş!! Vallahi dün gibi. Demek ki 30-40 yıllık evliliklerde de böyle oluyor; yıllar geçip gidiyor, sana da ”daha dün gibi”  demek düşüyor.
En baştan başlayayım anlatmaya. Aslında balayı için Paris’e gitmek üzere fikir birliğimiz vardı . Amma ve lakin düğün hazırlıkları ve bu hazırlıkların katmerli masrafları Paris fikrinden koşarak uzaklaşmamıza neden oldu. O zamanlar henüz kapanmamış olan booking.com üzerinden Paris otel fiyatlarına şöyle bir bakayım demiştim. Baktığım gibi gözlerim fal taşı gibi açıldı! Paris de Roma gibi otel fiyatları konuşunda gerçekten epey üst noktalarda. Balayına yakışır bir otelde konaklamak için epey bir avroyu gözden çıkarmanız lazım. Prag , Paris’e göre çok daha ekonomik bir seçenekti. İkinci olarak da neredeyse 1 yıldır maddi manevi bakımdan epey yorucu geçen evlilik ve düğün hazırlığı sürecinden sonra Paris gibi kozmopolit ve kalabalık bir şehir yerine daha sakin ve huzurlu bir yere gidelim dedik. İyi ki de öyle yapmışız.

Okumaya devam et

Düsseldorf : Medeniyet, Disiplin ve Zerafet

Almanya denilince bendeki ilk çağrışım: aşırı disiplinli, soğuk mizaçlı insanlar, Nazi Almanyası, bal dök yala sokaklar, kaba dil Almanca gibi şeyler-Dİ. Genelde ön yargılı bir insan değilimdir ama Almanya ve Almanlara karşı bir ön yargım vardı. Ta ki 2013 yılında bir fuar vesilesi ile Düsseldorf topraklarına ayak basana kadar. Orada geçirdiğim beş günün sonunda ufkum açılmış, medeniyet dediğin şeyin ne olduğunu bizzat yerinde görmüş olarak ülkeme geri döndüm. Almanlar ve Almanya hakkındaki tüm ön yargılarım yıkılmıştı. Asla Almanya’da yaşayamam diyen biriyken, orada kaldığım süre boyunca sabahları yürüyüş yapmak için çıktığım küçük parkta etrafa şöyle bir bakıp ” eğer bir gün çocuğum olacaksa ( o zamanlar daha bizim küçük hatun ortalarda yoktu tabii) böyle bir yerde doğmalı ve büyümeli” diye içimden geçirmiştim. Öyle olmadı tabii, tam da o tarihlerden bir yıl sonra Ankara’da aramıza katıldı bizim küçük hanım.

Okumaya devam et

Küllerinden Doğan Şehir : VARŞOVA

 

Varşova’nın yeri bende çok ayrı. Çünkü Varşova seyahatimiz bebeğimizle birlikte çıktığımız ilk seyahatimizdi. Minik bebişimiz henüz 8 haftalık bir nohut tanesiydi o zamanlar. Kendisi anne rahminin huzurlu ve mutlu ortamında olduğundan bebekli gezilerimizin de haliyle en konforlusuydu. Tabii bu konforda benim hamileliğimin – özellikle de ilk ayları için söylüyorum- nispeten kolay ve rahat bir hamilelik olmasının payı büyük. Aksi halde minik bebiş daha  karnımda 6 haftalıkken Gürcistan- Batum’a , 8 haftalıkken Polonya-Varşova’ya, 12 haftalıkken Malezya ve Güney Kore’ye, 4 aylık hamileyken de yaz ortasında Trabzon’a kültür gezisi yapmaya gidemezdim değil mi?
Yukarıda yazdığım tüm seyahatler bu blogda anlatılacak bir gün merak buyurmayınız ama bugün Varşova günü.
Polonya, 2. Dünya Savaşı’nın yıkıcılığı ve yok ediciliğinden nasibini fazlasıyla almış, kışları oldukça soğuk geçen bir Avrupa ülkesi. Almanya’nın hemen bitişik komşusu olduğundan Alman kültürünün ve yaşam tarzının izlerini fazlasıyla görmek mümkün. Hitler’in emriyle tamamen yerle bir edilmiş bir şehir olan Varşova, tarihi binaları ve dokusuyla savaştan önceki halinin birebir inşa edildiği bir şehir, Polonya ise insanların Cumhuriyeti ve bağımsızlığı narin bir bebek gibi avuçlarında koruduğu bir ülke. Hemen her Polonyalının hatıralarında 2. Dünya savaşına dair hazin bir hikaye mevcut. Zaten çok yeni nesil hariç hemen herkesin gözlerindeki hüznü görmemek imkansız . Ancak  her nasıl savaş yıllarının ve anılarının hüznü oturmuşsa yüzlerine, bugünün Avrupa Birliği gibi biraz sosyetik biraz aristokratik, kısaca elit diyebileceğimiz bir birliğe üye olabilmiş olmanın gururu da var yüzlerinde. Oldukça dindar bir ülke Polonya. Yüzde doksanlara varan oranlarda Katolik mezhebine mensup Hristiyanlar yaşıyor.  Klise’ye gitmek konusunda oldukça hassas olduklarını Polonya’lı bir ahbabımızla çıktığımız günübirlik bir seyahatte kliseye gitmeden önce Pazar sabahı kahvaltıyı sabah 7’de yapmak istemesinden anladık.

Okumaya devam et

Kadınlar Şehri Kiev

Bugün yine nostalji yapıp geçmiş gezilerimizden birini daha anlatacağım.
Bundan yaklaşık beş yıl önce Mart ayı sonunu Nisan ayına bağlayan bir tarihte gitmiştik Kiev’e. Evet Mart sonu Nisan başıydı ama her yer hala karlı idi ve dışarı çıkıldığında öyle bir soğuk vardı ki insanın göz bebeğini donduruyordu. Göz bebeği donduran soğuk!! Bu tanımı daha önce duydunuz mu? Ben de duymamıştım. Bizzat hayatın yaşayışı içinde tecrübe ile şahsımın türettiği bir deyim olarak lugatlara geçmiştir efendim. Göz bebeği donduran soğuk nasıl olur kısa bir tasvir yapayım isterseniz. Dışarıdasınız, hava soğuk, yerlerde kar ve buz var, mantonuz, atkı-bere-eldiven her şey tamam. Turistik bir gezi olduğundan haliyle yürümeniz gereken mesafeler oluyor. Dışarıda yürüyerek geçirdiğiniz yaklaşık yarım saat sonrasında bünyenizde ” derhal kapalı bir mekana girmeliyim, yoksa donacağım” türünden bir his hasıl oluyor, kendiliğinden, tamamen istemsiz. Sanırım donmadan önceki aşamaların ilki bu aşama. Bu histen sonra hemen gözleriniz kapalı bir mekan arıyor ve bir markete giriyorsunuz. ” Şükür biraz ısındık dışarıdaki soğuk da neydi öyle! ” diye eşinizle konuşurken birden marketin dondurulmuş gıdalar bölümünün hemen önünde bulunduğunuzu fark ediyorsunuz. İşte böyle bir şey göz bebeği donduran soğuk. Bilmem açıklayıcı oldu mu?

Okumaya devam et

Seyahatlerde Bebekleri ve Çocukları Nasıl Besleyeceğiz?

Geçen yıl bu zamanlar Antalya’da bir işim vardı, günübirlik gitmiştim. Dönüş için hava limanında beklerken yeme-içme mekanlarında bir sahne gözüme çarptı. Şöyle: kare bir masa, bildiğiniz fast foodcularda olanlardan, etrafında Türk olmadıkları ayan beyan belli bir aile. Tam saymadım bir kaç tane çocuk var, ama ikiden fazla kesinlikle. Çocuklardan biri bir buçuk- iki yaşlarında, mama sandalyesinde oturmuş, önüne koyulmuş olan patates kızartmalarından afiyetle yiyor, hatta ketçaba falan batırıyor. Yani öyle büyük insan gibi yemeği ile tek başına takılıyor. Bizim kız o zamanlar iki buçuk yaşına gelmek üzereydi. Bu sahneyi ilk gördüğüm an ” Bizimki asla böyle sakin sakin takılıp da bizim rahatça yemek yememize müsaade etmez” diye aklımdan geçirmiştim. Neydi bizim bebeleri bu yabancı veletlerden ayıran husus?
Aslına bakarsanız, en temel husus annenin tutumu bence. Biz Türk anaları evlatlarımızın üzerine çok düşüyoruz. Ben de dahilim bu gruba. Ne kadar okumuş olursak olalım, ne kadar çağdaş, yeni nesil anne olursak olalım bir kere genlerimize kodlanmış Türk analığı. Ben terleyen çocuğunun sırtına bez koymaya çalışan bir İtalyan, Alman vs. anne görmedim de duymadım da hiç. Yemek yedirmek için çocuğunun peşinden koşan bir Fransız anne misal…Görmeniz çok zor. Oysa ki bizler çocuğun burnunu kapatıp ağzına kaşık tıkıştırmak konusunda adeta doğuştan kabiliyetliyizdir. ”Ben yapmadım”  diyen beri gelsin.

Okumaya devam et

Bebe Belik Brüksel’deydik!

Geçen yazımda benim ilk yurt dışı seyahatimi anlatmıştım. O zaman ilklerden devam edelim; bu kez de bizim küçük hatunun ilk yurt dışı seyahatini anlatalım. Efendim; yazının başlığından da anlayacağınız üzere bebe belik Brüksel’deydik. Ama ne zaman? Hmmm yaklaşık olarak iki buçuk yıl önce. Bugünden iki buçuk yıl geriye sardığımızda bizim kızın 10 aylık olduğu bir zamanda gitmişiz demek ki. İlk sınır ötesi seyahatini 28 yaşında yapmış olan annesi ile kıyasladığımızda oldukça iyi bir durumda değil mi? Ne demişler? Babamdan ileri oğlumdan geri…
Brüksel’i TRT’nin Brüksel’den bildiren muhabirlerinden biliyordum zaten yıllardan beri. Cümle içinde Avrupa, Komisyon, Konsey, Bakan gibi mühim kelimeler de geçtiğine göre bayağı önemli bir yer olmalı diye düşünürdüm çocuk aklımla. Büyüyüp de iş güç sahibi olunca bu güzide şehrin anlam ve önemini layıkıyla idrak ettik tabii. Bilmeyene, duymayana özetleyeyim biraz.

Okumaya devam et

”Şuncacık Çocukla” Nerelere, Nasıl Gidilir?

Kızımla seyahatlere kendisi üç aylıkken başladım. ”Şuncacık bebekle ne işin var oralarda otur evinde” bakışları ile de o zaman tanıştım, müşerref oldum, halen de sık sık görüşürüz bu bakışlarla. Seyahat ve gezilerimiz sayesinde arayı hiç açmıyoruz, maşallah!
Sadece bakışlarla sınırlı değil tabii ki. Benim kafama koyduğumu ve doğru bildiğimi muhakkak yaptığımı bilenler bakış atmakla yetinmek zorunda kaldılar, yazık. Ama bilmeyenler bakışlarını sözlere de dökmekten geri kalmadı. ”Bu yaşa kadar gezdiğimiz tozduğumuz yetmez miymiş” de, ”azıcık da evimizde otursaymışız ” da, şuncacık çocukla yollara düşüyormuşuz, hem biz sersefil oluyormuşuz, hem  el kadar bebeği yollarda sefil ediyormuşuz da, hasta olurmuş da, düzeni bozulurmuş da…Böyle uzayıp giden bildik tanıdık cümleler… Kimisine sabırla yanıt verdim, makul makul. Ne kadar anlatsam da fikri değişmeyecek olanlara da kısa yanıtlar verdim, geçtim. Ama gezmekten vazgeçmedim. Öyle böyle derken yıllar geçti. Üç aylık bebek büyüdü, üç yaşını geçti. Bu üç yılda bile ne kadar güzel seyahat anılarımız var. İyi ki gitmişiz, iyi ki gezmişiz. İyi ki hem kendimizi hem de kızımızı bu anılardan mahrum etmemişiz.

Okumaya devam et

80 Günde Devr-i Roma – 6

bartolucci roma - Kopya

 

Roma’lı – Gibi- Olmak!

Bir şehirde turist olmak  ile orada yaşamak arasındaki farkı bizden en iyi İstanbullular bilirler herhalde. Roma da aynen böyle bir şehir işte. Biz, seyahat süremiz nedeniyle her ikisini birden tecrübe edebildik. Hem turist gibi gezdik hem de yerlisi gibi yaşadık. Yaklaşık 3 ay bu söylediğim için yeterli bir süre oldu. İşin aslı şu: seyahatimizde biricik 3 yaş kızımız da bizimle olduğundan turistik ve romantik(!) gezilerimiz arasına bilimum çocuk parkları, hayvanat bahçesi gibi yerleri de eklemek zorunda kaldık! İyi de ettik; dürüst olmak gerekirse bu geziler vesilesiyle yanımızdaki çocuk da içimizdeki çocuk da çok eğlendi!

Okumaya devam et

80 Günde Devr-i Roma – 5

Roma Vatikan tepeden görünüm
 3 Yaş Çocuğuna Müze Adabı Dersleri: Çocukla Müze, Kilise, Saray…
80 gün Roma’larda durduk da nereli gezdik biz çekirdek aile? Gezdik. Gidilmesi gereken her yere gittik. Görülmesi gereken tarihi, turistik, romantik ne kadar yer varsa da gördük. Bazı yerlere iki kere gittik; hayvanat bahçesi gibi örneğin.  Turlarla ya da kendi imkanları ile 2-3 günlüğüne de gidilebilir tabii. Çok bilinen birkaç yeri muhakkak görür, o havayı solursunuz. O da olumlu. Ancak bana sorarsanız en az bir hafta ayırın derim. Çünkü her adım başı ayrı bir tarihi eser var Roma’da. Hatta kültürel etkinlikleri, festivalleri, konserleri gibi etkinliklerinde de bulunmak istiyorsanız bir haftadan daha uzun süre kalmanızı tavsiye ederim. Etkinlik, festival gibi kısımlarına iştirak edemedik tabii ki biz 3 yaş bıdığı ile haliyle. Bizim akşamlarımız genellikle dizi/film izlemek, kitap okumak gibi daha evsel etkinliklerle geçti.  Zaten bütün gün metro, tramvay, otobüs, tabanvay derken haliniz kalmıyor akşama. Roma yürümesi bol bir turistik şehir. Buna hazırlıklı olun. Metro hatları arası yürünüyor, iki  mekan arası eğer yakınsa toplu taşım olmayabiliyor. Bir de müzeler, tarihi saray ve kiliseler büyük. Buraları bile hakkıyla gezmek zaten birkaç saatinizi alabiliyor.

Okumaya devam et

80 Günde Devr-i Roma – 4

İtalyan mutfağı sonsuz genişlikte. Bunda bölgenin hem kültürler arası geçiş bölgesi olmasının hem ülkenin coğrafi konumunun getirdiği farklı iklimsel özelliklerdeki bölgelere sahip olmasının büyük etkisi var. Kuzey İtalya ile güney İtalya arasında mutfak kültürü de dahil olmak üzere iki farklı ülke kadar farklılıklar olduğunu söylüyor İtalyanlar. Mafyalar genellikle güneyden çıkıyormuş. Bu da bir bilgi olsun benden. Ünlü Baba filmi serisini izleyenler bilir zaten, İtalyanın güneyinde geçer film; Sicilya’da.

Okumaya devam et

80 Günde Devr-i Roma!  – 3

İtalyan Mutfağı: Pizzadan öte…Makarnadan ziyade…

Şöyle bir sahneyi mutlaka filmlerde görmüşsünüzdür: Büyük uzun masa etrafında kadınlar, erkekler, çocuklar neşe içinde yeyip içiyorlar. İşte o masalar meşhur İtalyan sofraları! Meşhur olduğu kadar var; gittim, gördüm, o masalardan bir kaçına da bizzat oturdum sayın seyirciler! Yeme içme kültürleri hayal bile edilemeyecek ölçüde geniş ve gelişmiş.

Okumaya devam et

80 Günde Devr-i Roma! – 2

Afittasi İtalyanca’da kiralık demek. İtalyanca da söktük biraz:)
Roma gibi aşırı turistik, başka bir deyişle aşırı pahalı  bir şehirde tamı tamamına 80 gün bir villada oturmayı nasıl başardık?
Tabii ki sevgili kocam sayesinde!  Daha önce bahsetmiştim, bu konular genelde onun sorumluluğunda, ve gerçekten çok iyi kotarıyor. Evin hanımı olarak araştırma aşamasında ve son karar öncesinde tercihlerimi kendisine bildiriyorum. O kadar da değil yani!
Kısa süreli geziler için tercihiniz büyük  ihtimalle oteller olacaktır. Bunun için her bütçeye uygun farklı kategorilerde binlerce otel var zaten. Bu konuya hiç uzun uzun değinmeye gerek yok o yüzden. Malum internet sitesinden bu işi halletmek birkaç dakikanızı alır. Ama biz epey uzun bir süre kalacağımızdan ev tutmamız şarttı.

Okumaya devam et

80 Günde Devr-i Roma!! – 1

Neden herkes gibi 3 gün, 5 gün ya da bir hafta değil de 80 gün? Önce bu soruya yanıt vereyim: çünkü gezimizin amacı Roma-ntik değil; akademik! Sevgili eşim akademik çalışmalarını geçen yıldan bu yana Roma’da sürdürmekte.
Aslında Roma’ya ilk gidişimiz de bu kesintisiz 80 gün süren gezimiz değil. Geçen yıl içerisinde de bir süre eşimin yanında kızım ve ben de Roma’da bulunduk. Nihayetinde de ancak bu eğitim öğretim yılının ilk döneminin tamamını Roma’da geçirdik. Christmastan önce de dönemi bitirip tatile Türkiye’ye döndük. İtalya- Roma dosyamda da bu uzun süreli gezimizden bahsedeceğim. Uzun bir yazı dizisi olacak, hazır olun!
İlk kez kesintisiz bu kadar uzun süreli bir yurt dışı seyahati olacağından hazırlığın da birkaç günlük seyahatten farklı olması tabii ki beklenir bir şey. Bu nedenle hazırlığa aylar öncesinden başladım; tabii ki mental olarak! Daha önce de Roma’da bulunduğumuzdan en azından nasıl bir yer olduğuna ilişkin az çok fikrimiz vardı. Eşim daha da uzun süredir orada olduğundan hazırlık süreci bu anlamda tam bilinmezlik içinde geçmedi haliyle. Roma’ nın havası Türkiye’den kıyı Ege Bölgesi havasına benziyor. Yazlar sıcak ve nemli ama bir Antalya değil, kışlar genellikle yağmurlu ve serin. Buranın altını çizmek isterim; soğuk değil; serin. Yani öyle kalın kalın kaşe mantolar gereksiz bence. Biz Roma tarihinin son on yıllarda karşılaştığı en soğuk Ekim-Kasım ayı sıcaklıklarına denk geldik ama olsun. İstisnalar kaideyi bozmaz.
Mental hazırlık sürecinde, gitmeden önce satın almam gereken şeyleri, bavulumuza koymam gereken ya da yapmam gereken başka işleri  edindiğim akıl defterime aklıma geldikçe kaydediyordum. Yolculuğa yakın zamanlarda da listemde gerçekleştirdiklerime tik atıyordum. Aslında bu not tutup liste hazırlayıp, tik atma işini uzun yıllardır sadece seyahatlerde değil günlük işlerimde ve hatta iş hayatımda da yapıyorum. Bir kadın olarak gün içinde on yüz bin milyon şey organize etmemiz gerektiğinden, ne yapacağımı, ne yaptığımı unutuyorum. Hem pratik oluyor hem de geri dönüp gerektiğinde bakılabilir bir arşiv oluyor.

Okumaya devam et

80 Günde Devr-i Roma Başlıyor!

Geziler Kategorisini İtalya- Roma ile açıyorum efendim! Ancak, İtalya- Roma yazı dizime geçmeden önce ‘’Geziler’’ kategorisinde yazacaklarımın içeriği hakkında biraz bilgi vermek isterim. Google’a  Roma yazdığınızda (ya da gitmeyi planladığınız başka bir yeri) karşınıza turistik olarak gezilip görülecek yerlerin listesini veren yüzlerce blog, internet sayfası vb. çıkacaktır. Bunu artık hepimiz biliyoruz. Bu nedenle, benim gezi yazılarımın içeriğinde gidilip görülecek yerler hakkında vereceğim bilgilere bonus olarak başka yerde bulamayacağınız, vefakar eş, cefakar anne kimliğimle maksimum konforlu bir seyahat için hazırlık aşamasından dönüş aşamasına kadar şahsen uyguladığım metotlar, topladığım bilgiler ve edindiğim tecrübeler hakkında da bilgi vereceğim. Kızımızla yurt içi seyahatlerine kendisi 3 aylıkken, yurt dışı seyahatlerine de 9 aylıkken başladığımızdan,

Okumaya devam et