Benim Kız ve ”Yüksek Topuklar”

2002 yılının yaz tatili üniversitedeki ilk yılımın yaz tatili idi. Tüy gibi hafiftim. Üniversite kazanılmış, ilk yıl başarı ile eda edilmiş, artık yaz tatilinin tadını çıkarabilirdim. O yıl ilk basımı yapılan Murathan Mungan‘ın Yüksek Topuklar adlı romanı Ankara’nın Dost kitabevine yaptığım rutin geziler esnasında yeni çıkanlar reyonunda dikkatimi çekmiş, almıştım. O zamanlar, yeni çıkan kitapları, Oscar ödüllü filmleri, yeni tiyatro oyunlarını sıkı takip ederdim. Devletimiz sağ olsun; vermiş olduğu öğrenim bursu bu tür kültürel faaliyetlere gidiyordu. Sonrasında bu bursları bol faizle ödedim ama, olsun. Yine de değdi. Mungan’ın bu ilk romanını o yaz bir kaç günde tek nefeste okudum. Oysa oldukça uzun bir kitaptı. Kitap, 30’lu yaşlarının ortasında İstanbul’da yaşayan şehirli ve çalışan bir kadının, bir arkadaşının 5 yaşındaki kızı Tuğde ile geçirmek zorunda kaldığı 5 günü anlatıyor.
Peki, ta kaç yıl önce okuduğum bu kitap şimdi nereden aklıma geldi? Benim kız malum 3,5 yaşında. Her ne görür de beğenirse ve alınmasını isterse ”ben pembe istiyorum, çünkü pembe benim en sevdiğim renk” deyip duruyor. Pembe cep telefonu istiyor, pembe araba istiyor, pembe bilgisayar istiyor…

Kitaptaki 5 yaşındaki Tuğde de aynı benim kız gibi baştan aşağı pembe bir kız. Çağrışımı buradan yaptım. Kitabı ve konusunu da hatırlayınca 15 yıl önce okuduğum kitabı tam da kitabın baş kahramanı Nermin’in yaşında ve kitabın diğer baş kahramanı Tuğde’nin akranı olabilecek bir kız çocuğu sahibi bir kadın olarak, kadın olmak üzerine müthiş tespitler yaptığını da hatırlayarak tekrar okumam gerektiğine karar verdim. Ama kitabı kendi kütüphanemde bulamadım. Kim bilir kime verdim de bana geri getirmedi! Kitap ödünç alıp da sahibine geri vermeyenden hiç hazzetmem. Kitaba ne kadar değer verdiğini gösterir bence kişinin ödünç kitabı sahibine geri verme sorumluluğunu göstermesi. Neyse…Kitabı bulamayınca internette biraz araştırayım dedim. İçinde gerçekten tam da hatırladığım gibi müthiş tespitler var.
Kitaptan bir kaç cümle:
Takmayacaksın, takarsan daha çok üstüne gelirler. Yürüyüp geçeceksin, hep yürüyüp geçeceksin. Ben öyle yaptım. Hep yürüdüm. Herkesin her şeyi anlamasını bekleyemezsin. Sen yürüyüp gideceksin. Anlayan anlayacak, Anlamayan anlamayacak; dünyanın hepsine yetişemezsin ki!’
Ne doğru laf!! ”Takmamak” gerektiği yaş ilerledikçe daha bir idrak ediliyor. Hele de geçmişte, daha gençken, kafaya taktığı şeyleri düşününce nasıl da gülüyor insan kendi haline. Hah işte, demek ki gelecekte de bugün taktıklarımıza güleceğiz demek ki. O zaman gerçekten takmamak lazım.
Müthiş doğru bir tespit daha geliyor kitaptan:
‘Kadınların varoluşlarını en çok hissettikleri anlar, bakıldıkları, seyredildikleri ama farkında değilmiş gibi yaptıkları anlardır. Böyle durumlarda yalnızca karşılarındakine değil, farkında değillermiş gibi üçüncü kişilerin varlığına da oynarlar. Genç kızların, etraftaki erkeklerin bakışlarını üzerlerine topladıkları durumlardaki yapmacıklığını anımsayın bir kere. Gereğinden yüksek perdeden çıkan sesleri, abartı mimikleri, geniş el kol hareketleri, en arka sıradaki seyircinin görmesine, duymasına ayarlanan tiyatro oyuncularınınkine benzer. Bakılmayan kadın kendini yeryüzünden silinmiş hisseder”
Hadi hanımlar, itiraf edin, doğru değil mi?
Bu iki cümle bile kitabı biraz anlatıyor olmalı. Bence okumayanınız varsa şu önümüzdeki ramazan bayramı tatilinde okusun, su gibi içip bitirsin. Hani hep derler ya sevgili erkekler ” kadınları anlamak imkansız, azizim!” diye. Az biraz anlayan biri çıkmış, hem de erkek! Hatta okurken kitapta yukarıdaki gibi güzel tespitler bulduğunuzda yan koltukta oturan sevgili eşinize de bu cümleleri tane tane okuyun. Çok anlamalarını beklemeyin ama en azından kulaklarında bir iki bir şey kalır. Bence sadece kadınların değil erkeklerin de okuması gereken bir kitap aslında.
Kitaptaki Tuğde’ye benzer bir bücür de bizim evde var dediğim gibi. O da hemen her kadın/kız gibi, ve yukarıdaki tespitte olduğu gibi, bakılmayı, güzel olmayı seviyor. Oje- tabii ki pembe oje- son favorisi. Hatta bugün bana hayatımda bir ilki yaşattı: hayatımda ilk kez biri bana oje sürdü: Sevgili kızım!!
murathan mungan yüsek topuklar
kırk yıllık manikürcü mübarek:))
O parmaklarıma ojeyi sürmeye çalışırken önce çok güldüm, sonra hüzünlendim, sonra düşüncelere daldım, endişelendim.
Güldüm. Çünkü 3,5 yaşında küçük bir kızın hayatında ilk defa birine oje sürüyor oluşu ile hayatında ilk defa birisine oje sürdüren beni çok keyiflendirdi. 34 yaşımda kadar hiç manikür yaptırmadığım da böylece ortaya çıkmış oldu:))
Hüzünlendim. Çünkü daha dün gibi minicik elleri ayakları vardı, altını bezliyordum, emziriyordum. Zaman -tüm zorluklara rağmen- ne kadar çabuk geçiyor. Kim bilir kızımla daha kaç böyle sahneden sonra bunları düşüneceğim diye içimden geçirdim. Mesela okuma yazma öğrendiğinde de böyle düşüneceğim, yıl sonu gösterilerinde de, hatta mezuniyetinde, düğününde…
Düşüncelere dalıp endişelendim. Çünkü oje sürmek istemekle başlayan bu uzun süreç, bir süre sonra ve yaşı büyüdükçe ruj sürmek, makyaj yapmak istemek, beli açık bluz, kısa şort, yırtık pantolon giymek istemek, arkadaşlarla dışarı çıkmak, sinemaya gitmek istemek şeklinde değişecek ve gelişecek. Allahım!!! Onu nasıl koruyacağım? diye endişelenmeye başladım.
Annelik böyle bir şey zaten, anın keyfini tam çıkarmaya başlıyorsunuz, sonra bir şekilde endişeye bağlanıyor konu beyinde.
Hasılı, son günlerde evde büyümekte olan bir çocuğunun varlığını çok daha net anlıyor ve görüyorum.
Bize zor gelen, ama aslında çocuk büyütmenin en kolay kısmını, yani bezleme, emzirme, besleme, tuvalet eğitimi, gazı, dişi gibi zorlu pek çok şeyin olduğu ilk 3-4 yılı geride bırakmak üzereyiz. Çocuk büyütmenin esas zor kısmı şimdi başlıyor. ”İnsan” büyütmek, karakter, kişilik sahibi etmek, ”birey”olmasını ve öyle kalmasını sağlamak, korumak, kollamak..
Düşününce fena oluyor insan. Anneannelerimiz de bu kadar düşünmüş mü canım 8 tane doğururken? Değil mi ama?
Biraz ”rahat olmak” lazım sanki. Takmamak lazım.
Ne diyordum? Yüksek Topuklar.
Kitabım yazıyı okuyan arkadaşlarımdan birindeyse bana geri versin lütfen. Acilen tekrar okumam lazım da!
🙂

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir