Bayram Yazısı

Share
Ah nerede o eski bayramlar!!
Bu cümleyi kurmak için belki çok genç yaştayım, evet.
Ama yaş kaç olursa olsun insan geçmişindeki güzel bayramları özlüyor işte. Annem öğretmendi. Çalışıyordu yani. Bayram deyince benim ilk aklıma gelen annemin gece yarısına kadar yaptığı bayram temizlikleri geliyor önce. Belli bir yaştan sonra bu temizlik aktivitesine ben de gayet etkin bir şekilde dahil oldum zaten. Ama çok da keyifle yaptım. Temizlik yapmayı hala severim zaten. Ortalık şöyle mis gibi çamaşır suyu – deterjan koksun diyen pre-temizlik hastasıyımdır ayıptır söylemesi. Arefe günü hep şöyle düşünürdüm ” Ülkenin en temiz günü bu gündür herhalde, her evde bayram temizliği yapıldı, belediyeler sokakları temizledi falan..Ohh ülke mis gibi kokuyor işte”. Vallahi de düşünüyordum bunu. Abartmıyormuşum değil mi pre- temizlik hastalığı konusunda:))
Eğer Ankara’da evimizde olacaksak, sabah 10’a doğru yapılan geniş kahvaltılar geliyor aklıma ikinci olarak. Anneannemlerle dedemgillere gittiysek dayılı, teyzeli, kuzenli kocaman kahvaltı sofrası. Yeni kıyafetler, bayramlıklar…

Ankara’daki bayramların ilk adresi Cemile Annemdi. Her bayram hiç üşenmez nereden, nasıl, ne zaman aldığını hiç bilmediğim arasına para koyulmuş mendilleri muhakkak olurdu. Hala var mı mendil hazırlayan? Çok güzel bir gelenek aslında. Neden devam ettirmiyoruz? Bir daha ki bayrama ben hazırlayacağım, karar verdim. Şimdilik yaşımız pek büyük olmadığından karşı komşumuz geliyor bayramlaşmaya bir tek ama olsun. Yaşlanıyoruz sonuçta. Ziyaret edenimiz elbet artacak.
Kapı kapı dolaşıp şeker toplayan çocuklar vardı. Bir kaç yıldır onlar da yok. Kimin ne olduğu belli değil diye insanlar izin vermiyorlar çocuklarına tanımadığı insanların kapısına gitmesine. Maalesef haklılar. Geleneği yaşatmak çok güzel ama benim kız istese ben de izin vermem ne yazık ki. Bunun için eski mahalle hayatlarının ve insanların birbirine güvenin olduğu zamanlara geri dönmemiz lazım.
şeker ramazan bayramı bayram şekeri
bayram lokumlarım
.Nerede o eski bayramlar deyince, insanlar cümleye ” Bizim çocukluğumuzda…”  diye başlıyor. Nerede o eski bayramlar dedirten şey aslında ne biliyor musun? İnsan çocukluğunu özlüyor çünkü.
Çocukluğundaki o kaygısız neşesini özlüyor. Kafadaki tek sorun okul ve dersler o yıllarda. E o da bayram tatilinde zaten. Bundan güzel zaman dilimi olur mu? Okul yok, yeni kıyafetler, ne zamandır istenen ama bayram bahane edilerek alınan yeni ayakkabılar, anne babanın her zamankinden bir tık fazla hoş görüsü, her gidilen ziyarette ya şeker, ya tatlı, ya çikolata ya harçlık beklentisi…Birinci gün sana bayram ziyaretine gelen komşuya üçüncü gün iade-i ziyarette bulunmak. Normalde dizleri pörsümüş eşofman altı ile gördüğün komşu teyzeyi bayramlıkları ile görme şerefine nail olmak. Okul nasıl? Karne nasıl? Büyüyünce ne olacaksın? Sorularına verilen önceden evde çalışılmış cevaplar…
Kendi kızımı büyütürken görüyorum; insan çocukken duyguları çok uçlarda yaşıyor. Üstüne su döktü de elbisesi ıslandı diye öyle bir kahırlanıyor ki sanırsın son model jaguarının kapısını çizmişler. Sevdiği yemeği yerken gözlerinin bebeği öyle bir parlıyor ki beluga havyarı yiyor sanki. Bir şeye üzülüyor ama bir dakika sonra unutuyor. Arkadaşı ile kavga ediyor ama iki dakika sonra el ele tutuşmuş oyun oynuyor. Yani ”anı yaşıyor” !!! bu yüzden de çok ama çok mutlular! İnsan böylesine mutlu yıllarını özlemez, aramaz mı?
Ama düşününce, bizim çocukluğumuzdan da farklı bir ortam farklı bir dünya var artık. Teknoloji ilerliyor, hayat kolaylaşıyor, dünya küçülüyor ama küçülen dünya insanları yaklaştıracağına uzaklaştırıyor sanki değil mi?
Uzaklaşmaya değil, yakınlaşmaya çalışmak lazım aslında. İnsan sosyal bir varlık çünkü. Sosyalliği artık elindeki telefonda, gece klüplerinde arıyor günümüz metropol insanı.
Sosyalleşirken göz göze değmek lazım, ses sese değmek lazım. Özellikle de bayramlarda bayram ziyaretlerini es geçmemek lazım. Tamam biliyorum, yoğun çalışma hayatı insanı bunaltıyor. Onca zahmete ve masrafa katlanarak da olsa şehri terk etmek, başka yerlere gitmek istiyor. Sadece bir kaç gün rutininden çıkmak için bunlar.
Aslında rutininizden çıkmak, kafayı dağıtmak, biraz stres atmak için ille de güneylere gitmeye gerek yok ki. Alternatif bir bayram tatili önerisi yapayım mı? Özellikle kadınlar için. Diyelim ki çalışıyorsunuz, yoğun bir işiniz var. Bayram tatili de bu akşam başlamış olsun. Önce şu beyaz yakalı çok mühim işinizde taşıdığınız sıfatları, üzerinize yapışan o gıcık havayı bir kenara bırakın. Mutfak önlüğünüzü giyin. Başınıza da yemeni takın. Hem saçlar düşmesin, hem konsepte uygun olsun. Akıllı telefondan güzel bir bayram tatlısı tarifi bulun. Baklava bile olabilir. Cesaret edebilene…Tatlı bitti mi? Böreğe geçin. Ama hazır yufkadan değil, tek tek siz açın bütün yufkaları. Mutfakta geçirdiğiniz bu süre inanın size çok iyi gelecek. Havaya uçan toplantı notları, resmi evraklar…Bambaşka bir üretim yapmış olacaksınız. Bayramda gelen giden olmazsa siz yersiniz hem afiyetle fena mı?
Tatlılar börekler tamamsa sıra bayram ziyaretlerinde. Aile büyüklerini saymıyorum, onlar Allah’ın emri zaten. Kapı komşunuzu ziyaret edin. Çocuklarına harçlık verin. Çıkarken iade-i ziyarete muhakkak bekleriz deyin.
Bayramları bayram gibi yaşamaktan yanayım ben. Tatlılar, börekler, geniş aileyle yenen yemekler, el öpmeler, bayramlık kıyafetler, akraba komşu ziyaretleri, mendil arası harçlıklar, şeker toplayan çocuklar…Günümüz hayatında da pekala devam ettirilebilecek gelenek ve alışkanlıklar bunlar. Unutmasak, unutturmasak…Çocuklarımızın da bayram sabahları içi pır pır etse, onlar da büyüyüp bizim yaşımıza geldiğinde ” ah nerede o benim çocukluğumdaki bayramlar” dese güzel olmaz mı?
O kadar okumuş etmiş, çalışmış, dünya görmüş bir insan olarak ”hala” ve ”bu devirde” böyle düşüncelerim var diye bir arkadaşım bana ‘‘Özge, sen de çok tıradisyonelsin ya!!” demişti.
Öyleyim galiba.
Geçmiş bayramınız kutlu olsun!

 

Share

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir