Baba Olmak

Bir bebeğimin olacağını öğrenmem üzerinden yaklaşık 12 hafta geçmişti. Bir iş seyahatindeyim. Hamile olduğumu öğrenirler de gitmeme müsaade etmezler belki diye hava alanında x- ray cihazından geçme aşamasına gelene kadar iş yerinden kimseye hamile olduğumu söylememiştim.

 Seyahatimiz Malezya- Güney Kore hattında geçecekti. Bu kadar bahsini ediyorum buraların da neden yazmıyorum diye soran varsa cevabını vereyim: Çünkü fotoğrafları kaybettim!! Bulana kadar da yazmayı düşünmüyorum.
Güney Kore’nin Seul’e yakın Dongtan kasabasında Ramada otelin kahvaltı salonunda, seyahatim boyunca yediğim tek şey olan scrambled egg’imi ve elmamı yiyorum. Sabah saat 07:00!! Tarih 22 Temmuz 2013. Televizyonda Cambridge düşesi Kate’in  ilk çocuğunun doğumu ile ilgili haberler dönüyor sürekli. Ben de eğer kızım olursa Kate’i kendime dünür, George’da damat tayin ettim o anda. Kendi kendime damatlık dünürlük falan derken bir zamanlar kendisi de damat olan sevgili kocam geldi aklıma. Doğru ya, ben anne olacaksam O da baba olacaktı!! Dünyada ben, yani anne ve karnımdaki bebek dışında bir de baba faktörünün varlığını gerçekten idrak ettiğim ilk an o andır. Hamileliğin ilk zamanları, aslında neredeyse tamamı, dünyanın bebeğiniz ve sizin etrafında döndüğünü sanıyorsunuz.
Bir anda kendimi ekşi sözlükte baba olmak başlığında gezinirken buldum. O gün okuduklarım ile aradan geçen dört yılda öğrendiklerim arasında epey fark var.
Burada anne olmak üzerine yazıp çiziyorum. Aslında daha çok anne olmak üzerine yazılıp çiziliyor da yardımcı oyuncu rolündeki ‘baba’ dan bahseden pek az. Sebebi de malum: Bizim toplumumuzun erkek olmak ve baba olmak üzerine cinsiyetçi yaklaşımı:
Babalar kural koyar, uygulayıcı annedir, kurallara riayet eden çocuktur.
Babalar çocuklarıyla at binmece dışında başka oyun oynamazlar. Hele hele kız çocukları varsa hiç oynamazlar. Evcilik oynayacak değiller ya!! Erkek hiç evcilik oynar mı??
Babalar eve ekmek getirir. Ev işi yapmaz. Çocuk bakımı mı? Parka götürürse eğer, çocuklar parkta oynarken onlara uzaktan ”bakar” sadece. Ya da elindeki telefona ”bakar”.
Altını değiştirmek, tırnak kesmek, banyo yaptırmak, yemek yedirmek, uyutmak ve baba !! Ne münasebet! Bunlar kadın işi. Annelerin görevi elbette.
Bizim neslimiz ve bizden öncekilerin tutum ve davranışları aynen böyleydi. Ne yazık ki yüzlerce yılın geleneğine, kalıplaşmış toplumsal yargılara kurban gitti nice nesiller.
Ama bizim nesil ile beraber, en azından eğitim ve öğretim olanaklarına erişebilme imkanı bulmuş, biraz okuyan yazan, araştıran, ufku daha geniş bir kısmımız bu tabuları ufak ufak yıkmaya başladı sanki.
Babanın aile içinde konumu ve rolü elbetteki anne ile tıpatıp aynı değildir. Olmamalıdır da zaten. Çocuklarının kendisine saygı duymasını isteyen baba bunun yolunu otoriter bir aile reisi olmaktan geçtiğine inanmamalıdır. Korku ile yaptırılan hiç bir iş sürekli olmaz, olamaz. İlk kaytarma fırsatında, üstelik de bundan keyif alarak, kaytaracak o çocuk.
Yeni nesil umut vaad eden babalar umuyorum daha sağlıklı nesiller, daha sağlıklı bireyler yetiştirecek.
Eve ekmek getirmenin ötesinde, kendi evlatlarının büyüyüp yetişmesinde aktif olarak kendilerine yer açacaklar çocuklarının hayatlarında.
”Erkek” olmanın dayanılmaz ağırlığı altında ezilmeyecekler. Aksine tüm toplumsal baskılara karşı duracaklar. Kalıplaşmış ve anlamsız normları yıkacaklar.
Bebeklerinin altını değiştirecekler, yemek yedirecekler, uyutacaklar, parkta ”oynayacaklar”, onlara kitap okuyacaklar, oyunlar oynayacaklar.
Bir zamanların kız çocuğu olarak, baba nın kız çocuklarının hayatındaki büyülü, vazgeçilmez ve güçlü rolünü çok iyi biliyorum. Her kadın aslında babasının küçük kızıdır. Kaç yaşında olursa olsun.
Bu nedenle yeni nesil babalar kızlarıyla evcilik de oynayacaklar, barbileri de giydirecekler.
Ve hatta 3,5 yaşındaki kızlarına oje sürecekler.
Böyle böyle adım adım olacak her şey.
Her şey daha güzel, çocuklarımız,  bizlerden çok daha şanslı olacak.

 

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir