Anneni mi Daha Çok Seviyorsun Babanı mı?

Bu soruya maruz kalmayanınız var mı çocukluğunda?
Kimi büyüklerim ulu orta sordu,  kimisi kimsenin duymayacağı bir anı kolladı bu kadim soruyu sormak için.
Bu konu nereden aklıma geldi? Bir kitap okudum geçenlerde, orada değinilmişti. Yeri gelmişken bahsetmeden geçmek istemem. Kitap Üstün Dökmen’in Küçük Şeyler adlı kitabı. Annemin kütüphanesinden ödünç alıp okudum. Geri vermeyi düşünmüyorum, aramızda kalsın (ödünç kitap alıp geri vermeyen insanı fişlerim ben aslında kitaba değer vermiyor diye, bu da aramızda kalsın. Ama annemin kitabı nihayetinde yani benim sayılır değil mi?:))) Tavsiye edebileceğim bir kitap. Günlük hayata dair gayet sade ve anlaşılır bir dille yazılmış tespitler ve tavsiyeler var.
Neyse, konumuza dönelim. Bu sorudan çocukken son derece rahatsız olduğumu anımsıyorum. Anımsıyorum, çünkü çok çok küçük yaşlardan itibaren sorulmaya başlanmıştı. Bu yaşlarda insan yavrusu- normal aile şartlarında -annesine hala bağlı ve bağımlı, babasını ise annesi ile kendisinin ayrılmaz bir parçası olarak görür. Soruyu soranın yerine koyuyorum kendimi. Ne öğrenmeye çalışıyor acaba? Hangi çıkarımları yapacak küçücük çocuğun cevabından?

”Çocuk hangisini daha çok seviyorsa demek ki daha az sevdiği kötü biri!.”
”Çocuk babamı dedi, annesi kesin dövüyor bu çocuğu”
”Annemi diye cevap verdi, kim bilir babası ne kadar ilgisiz alakasız bir adam, yazık!!”
Gibi mi acaba?
Küçük çocuklar ”an” da yaşarlar. Soyut düşünme kabiliyetleri henüz tam olarak gelişmemiştir. Geçmiş yaşanmışlıklarının, ki zaten şunun şurasında 2-3 senedir, muhakemesini yapıp cevap veremezler ki! Az önce kahvaltıda annesi zorla yumurta yedirmeye çalıştı diye soruya şak diye ”Babamı daha çok seviyorum!!” cevabını verebilir. Ya da az önce babası evden çıkarken cep telefonu ile oynamasına müsaade etmediği için bu kez de ”Annemi daha çok seviyorum!”  diye cevap verebilir. Bu nedenle soru son derece yersizdir. Küçücük çocuğun kafasını karıştırmaktan başka hiçbir işe yaramaz. Hatta ve hatta O’na ”muhakkak ikisinden birini daha çok sevmelisin” mesajını bile verir gizliden gizliye. Ne kadar da yanlış!!!
Aynı anda okuduğum ancak henüz bitirmediğim bir kitap daha var. Adı Çocuğunuza Sınır Koyma, yazarı Robert J. Mackenzie. Biz yeni nesil ebeveynlerin malumu olduğu üzere 2 yaş sendromu, 3 yaş depresyonu, 5 yaş krizi, 7 yaş asabiyeti, ergenliği… diye uzayıp giden ve çocuk gelişiminin belli dönemleri kapsayan ve isimlendirilmeleri itibariyle hep sanki bu sendromlar krizler geçip gidecekmiş de biz de rahat edecekmişiz izlemi veren, ama asla bitmeyen, bir zincir halkası misali birbiri ardına gelen süreçlerde ebeveynlik dümenini nasıl kullanmamız gerektiği yönünde tavsiyeler veren bir kitap. Okuduğum yere kadar olan kısımlarından epey faydalandığımı söyleyebilirim. Örnek vermem gerekirse: İçinde ağlama, bağırma, tepinme gibi aktiviteleri ihtiva eden ve tarafımca kriz anları olarak adlandırılan ( kitapta öfke nöbeti demiş) süreçleri hem çocuğa yanlış bir şey yapmadan hem de ebeveyn olarak sinir küpüne dönmeden nasıl atlatabileceğimiz yönünde tavsiyeler var. Kitabın önerdiği yöntemler genellikle bizde işe yaradı. Bu nedenle ilgiyle okumaya devam ediyorum.
Şimdi yukarıda bahsettiğim konu ile nasıl bir bağlantısı var bu kitabın ve içindeki tavsiyelerin? Şöyle ki : Kitapta eğer çocuğunuzun yapmasını istediğiniz bir şey varsa ( bu okula giderken giyinmesi de olabilir bir arkadaşından özür dilemesi de) O’na sınırları belli olan seçenekler sunmak en doğru yoldur diyor. Okula giderken ” hadi giyin artık” demek yerine ”yeşil tişörtünü mü giymek istersin yoksa pembe olanı mı” diye sormalıymış. Az önce giyinmek istemeyen kızınızı pembe tişörtü 2 saniye içinde giyerken görmeniz mümkün.
Yani, çocuğa seçenek sunmak O’nun beynine ”muhakkak birini seçmelisin” mesajını yolluyor. Seçenek sunmanın bir eğitim yöntemi olarak sunulduğu durumda bu çocuklara ”Anneni mi daha çok seviyorsun yoksa babanı mı?” sorusu zavallı çocukları şaşkına çeviriyor sadece. ”Birini seçmeliyim” diye düşünüyor beyni. Bu soruya ne kadar maruz kalırsa o kadar fazla gidiyor hatta bu mesaj o küçücük beynine. Ne kötü değil mi?
Yapmayalım, yapanları uyaralım sevgili büyükler!! Bir çocukla sohbet açmanın tek yolu bu soru değildir. Kolayına kaçmayalım. Hayatta en büyük güven duyduğu ve sevdiği iki kişi arasında seçim yapmak zorunda bırakmayın.  Daha güzel sorular sorun. ”Bu sabah kahvaltıda ne yedin?” sorusu bile çok çok daha makul bir soru.
Kitap konusuna tekrar dönmek istiyorum. Yazımı bitirmeden naçizane bir iki laf edeceğim. Hamilelik sürecini saymazsak doğumdan itibaren geçen 3 yıl dan sonra nihayet etkin okuma yapmaya başladım. Mutluyum. Çocuklarından biri yerde emeklerken, diğeri de oyuncakları ile oynarken onların başlarında oturup kitap okuyan/okuyabilen arkadaşlarım vardı. Ama ben onlardan olamadım. Bebeğin doğumundan sonra kendime gelmem iki buçuk yıl sürdü dostlar. Gazıydı, dişiydi, emzirmesiydi, tuvalet eğitimiydi, eviydi, işiydi, gücüydü bu kadar yoğun tempo, üstüne de uykusuzluk…Boş kalan vakitlerimde-eğer kalırsa-öylece durup, boş boş bakmak istiyordum, değil hakkıyla kitap okumak. Yapabilen varsa takdir eder, tebrik eder, başarılarının devamını dilerim.
Bu yazımda bahsi geçen her iki kitabı da aynı anda okudum. Aynı anda bir kaç kitap okumak da güzeldir, yapmayanınız varsa denesin. O anki modunuza göre hangisini okuyacağınızI seçiyorsunuz. Her ikisi de çok değerli kitaplar. Küçük Şeyler yaşama dair hap bilgiler ve tavsiyelerle dolu. Dönüp dönüp okunacak cinsten. Diğeri de aynı şekilde. çocuğunuzun gelişim evrelerine göre yeri geldikçe uygulanabilecek metotlar var içinde.
Ne anladık bu yazıdan peki?
Çocuklara ”Anneni mi yoksa babanı mı daha çok seviyorsun?” sorusunu sormuyoruz.
Çocuklarımızı da ”bu soruyu sorarlarsa herkese ikisini de seviyorum diye cevap ver’‘ diye tembihlemiyoruz tabii ki!
Bir de okuyoruz bol bol. Kitap okuyoruz. Telefondan, tabletten falan değil ( hiç yoktan iyidir tabii kuşkusuz) böyle bildiğin sayfaları, kapağı olan kitaplar.
Sevgiler.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir