Annelik Engel Değil!

 

”Ben magazin sevmem,takip etmem, belgesel izlerim, film izlerim” demeyin sakın. Tamam belgesel, film, eğitici-öğretici programlar izleyeniniz vardır elbette ama magazin hiç izlemiyorum/takip etmiyorum demesin yani!! İlle de kıyısından köşesinden gözümüze takılır bakarız, dürüst olalım!
Küçük bir test yapalım isterseniz: Tarkan’ın evlendiğini bilmeyeniniz var mı mesela, el kaldırsın? Hiç sanmıyorum! Demek ki az da olsa magazinsel tarafımız varmış değil mi sevgili kardeşlerim? O zaman özellikle de hayatının bir kısmını sahnede, podyumda, sinemada yani bir şekilde ünlü olarak geçirmiş ve sonra anne olmuş ünlülerimizden gelen şu cümleler eminim tanıdık gelecek sizlere ”Anne olunca hayata farklı bakmaya başladım.”  , ”Annelik hayatımı değiştirdi.”, ” Anne olduktan sonra başka bir insan oldum. ” …

Pekiii… hemen her ünlü anne neden bu cümleleri kuruyor? Öncelikle onlara soran biri oluyor bir kere : ”Anne olunca neler hissettiniz?” diye de onlar da cevap veriyorlar. Şuna eminim ki o mikrofonu size uzatsalar ve size de sorsalar sizde aynı şeyleri söylerdiniz. Şahsen bana sorsalar ben de öyle söylerim. Peki neden pek çok kadın böyle düşünüyor ya da böyle hissediyor?
Neden biliyor musunuz? Çünkü kadın anne olunca başka bir evrene geçiyor da ondan!!  Bu dünyadan, eline bebek tutuşturulduğu anda hooop başka bir evrene!  Bu annelik evreninde arada sırada anneler birbirlerinden yardım ve destek alsalar da ortak bir yaşam söz konusu değil. Her anne kendi *habitattında yaşıyor yani. Çevresel koşullar birbirlerinden çok farklı çünkü. Eline tutuşturdukları bebek daha bir iki saat önce karnında öyle kendi kendine takılıyordu. Annenin müdahale etmesi gereken herhangi bir husus yoktu. Şimdi elinde bebek, hayatında ilk kez her şeyiyle annesine bağımlı bir insan yavrusu!! Açıkçası bu bahsi geçen başka evrene geçiş olayını benim yaşamam hastanedeki ilk gecemize tekabül eder. 31 yıllık hayatımda ilk kez ”acaba nefes alıyor mu” diye uyanıp uyanıp kontrol ettiğim, aldığı nefesten bile kendimi sorumlu tuttuğum bir canlı vardı hayatımda artık. Beynimde o güne kadar atıl bir vaziyette bekleyen bir butona basılmış ve buton artık devreye girmiş gibi o andan itibaren başlayan daimi alert hali!! Tamam İngilizce kelime kullandım, affedin kabul, ama alert kelimesini nasıl çevireyim şimdi? Türkçede tam karşılığı var mı bilmiyorum ama, İngilizce – Türkçe sözlükteki tanımları şunlar: alarma geçirmek, uyarmak, ayık kalmak, tetikte olma, tehlike işareti, atiklik, alarm işareti, alarm durumu, atik, dikkatli, uyanık, tetikte. Vallahi sözlüğün açıklamasını aynısını yazdım. Annelik nedir diye sorsalar cevabı bu kelime olurmuş sanki değil mi? :))
Hastanede,  doğumdu, gelendi gidendi, emzirmeydi, süttü,  ah-vah derken o karmaşada bu olay tam olarak idrak edilemez, edilemiyor. Benim bundan sonra artık başka bir evrende ve kendi habitatımda yalnız bir  hayat süreceğim gerçeğini anladığım an bebekle eve geldiğimizden 10-15 gün sonrasına denk geliyor. Yatakta sol yanımda, battaniyelere sarılı, yüzü bana dönük, yan yatıyor, yeni emzirmişim, uyuyor. Bir an dönüp yüzüne baktım: ”Artık bundan sonra başka bir hayattasın Özge. Başka bir evrende, ölene dek bu gördüğün 3 kiloluk minik insan için endişelenecek, onu canlı sağlıklı ve iyi tutmak için uğraşıp duracaksın. ” Bu düşüncenin aklımdan geçtiği bir iki saniye sonrasında durumun ağır sorumluluğu omuzlarıma oturdu. Bu bir insan oğlunun kaldıramayacağı kadar ağır bir sorumluluktu!! Gözlerim doldu falan..Tabii ayarı kaçmış hormonların etkisini göz ardı etmeyelim, bilen bilir loğusalık yarı delilik halidir. O andan sonrası ise tamamen ”kabul edilmiş çaresizlik”. Bu tanım bizzat bana aittir efendim. Anneliği özetleyen bir tanımdır bana göre. Dünyaya getirmişsinizdir ve her şeyiyle size bağımlı olan bu varlıktan ve O’nun size getireceklerinden sorumlusunuzdur.  Kaçış yok. Bir nevi çaresizlik işte. Ve…kabul ediş.
Bu kabul edişi bünyenizde hazmettikten sonra, başka bir deyişle loğusalık depresyonunuz bitince (kimisinde yıllarca bile sürebiliyormuş, biliyorsunuz) artık kendi habitatınızda çevre ile mücadeleye hazırsınız!!! Bebekle mücadele edeceksiniz, kendinizle, eşinizle, anneniz, babanızla mücadele edeceksiniz, kaynananız, komşunuz, parktaki kadın, yolda yürüyen teyze, işteki amiriniz, bakıcınız…Yeni habitatınızdaki annelik rolünün güzelliklerini bir kenara ayırarak söylüyorum tüm bunları. Ama bu güzellikler size gelirken paketten başka şeyler de çıkıyor işte!
”Anneliğin ulvi duygularının ötesinde her şey geride kalmalı, anne kişisi evde hapis olmalı, bebeği çocuğu büyütüp evlendirmeli, mürüvvetini görmeli.” Etraftaki çoğunluk bu hissiyatta olduğu gibi sağ olsun büyük şehirlerimiz bile annenin ev dışında bir hayatı olabileceği düşünülerek dizayn edilmiyor. Kaldırımlarda puset sürmek kol kası ve atik manevralar gerektirir bilirsiniz. Yaya geçitleri zaten sadece yol boş iken yayalara rahatça geçiş hakkı sunar. Yaya geçidinde yayaya yol vereni görünce bu medeni muameleye layık görüldüğüm için hüzünleniyorum, gözlerim doluyor adeta. Toplu taşım konusuna hiç girmiyorum. Bebekle/ çocukla toplu taşım kullanmak zaten başlı başına bir savaş konusu. Bir de çocuğunuza laf yetiştirip size akıl veren insanlar da çabası.
Tüm bunlar bir araya gelince, üstüne de habitatınızda size yardımcı olan ne bileyim;  kocanız olur, anneniz, kaynananız, olur ya da para ile tuttuğunuz yardımcı/ bakıcı gibi kimseniz de yoksa yukarıda anlattığım mücadele basamağının bir üst basamağı ”engellenmişlik” basamağına geçtiniz demektir, tebrikler!! Anneliğiniz sokağa çıkmanıza engeldir. Kendinize bakmaya engeldir. Kuaföre gitmenize engeldir. Güne gitmenize engeldir. Kitap okumanıza engeldir. Spor yapmanıza engeldir. Sinemaya/tiyatroya gitmenize engeldir. Seyahat etmenize engeldir. vb. vb.
Karşınıza nasıl bir tablo çıktı?
Çevresiyle mücadele halinde, yaşamaya ve yaşatmaya çalışan ama kendini iyi hissetmesini sağlayacak temel fiziki ihtiyaçları haricindeki pek çok alanda engellenmiş bir insan!!
Bu mücadele, engellenmişlik döngüsünü kıramayıp kabullenen de bir süreçten geçiyor. Döngüyü kırmaya çalışıp başaran da. Sonuç: Annelik pek çok kadının dünyaya bakışını değiştiriyor işte. Farklı yönlere bakmaya başlasak da, değişiyor, farklı insanlar oluyoruz neticede.
Bana gelince, mücadeleye devam!! Orada sıkıntı yok, malum!
Engellenmişlik konusunu aşmayı başardığımı söyleyebilirim ama. Benim kızla evden ilk dışarı çıktığımızda kızım 54 günlüktü ve Mart ortasındaydık. Ankara’da kış Nisan’da biter. Bebeğim kucağımda önce dolmuş sonra metro kullanarak kuzenime gittim. Bana ” Ben sana gelirim ama bence sen gel, yeni anne psikolojisini bilirim, ortam değiştirmek daha iyi gelir sana’‘ dedi. Ne kadar da iyi etti! Hala minnettarım bana verdiği cesaret için. Anne olmanın pek çok şeye isteyince engel olmayacağını ilk idrak etmem o zaman olmuştur. Varsa etrafınızda böyle yeni anneler onlara ”sen çocukla çıkma biz geliriz” demeyin, evinize çağırın, ağırlayın, dışarıya parka davet edin. Çok daha büyük bir iyilik yapmış olursunuz.
Kızım doğduktan 3 ay sonra seyahat etmeye başladım, yurt içine 3 aylıkken, yurt dışına 9 aylıkken çıktım. Sevgili eşimin görevi nedeniyle bulunduğu Brüksel’e gittik 10 günlüğüne. 9 aylık bebekle tek başıma yolculuk yaptığım bu seyahatimin dönüşünde eğitimi ve kariyeri üst seviyelerde olan, kitap okuyan, entelektüel biri olduğunu bildiğim bir arkadaşım, ki kendisi de annedir, bana ”Nasıl gittin ben olsam cesaret edemezdim, hayret ediyorum sana’‘ demişti de, ben de O’na  hayret etmiştim! O bile böyle düşünüyorsa, canım ülkemin eğitimsiz, dar çevrelerinde yaşayan kadınları, anaları kim bilir ne haldedir diye düşünmüştüm.
‘Küçücük bebek ilen gezeceğim diye yollara düşüyor. Dünyanın bir ucuna hem de tek başına! Ne işin var otur işte evinde. Çocuğun düzeni bozulmasın!” Çevrenin düşüncesi ve tavrı özetle bu, yanlış mı?
Çocuğun düzeni bozulacak!
Anne olanlarınız biliyordur, çocuğun yaşı fark etmez, bir aydan fazla sürdürülebilir bir düzen tutturabilen var mı aranızda? Varsa yazın bana gözünüzü seveyim, ne yapıyorsanız ben de yapayım. Bence yoktur. Çocuktur bu, diş çıkarır, hasta olur, alerji olur, ağlar sızlar…düzeni değişir de değişir..Siz de ona göre şekil alır, yeni düzen kurarsınız, sonra yenisini , sonra yenisini…Düzen bozulacak diye neden hem çocuğu hem kendimi eve hapsedeyim ki?
Tek başına nasıl cesaret ettin kısmı apayrı bir konu. Tamamen organizasyon kabiliyeti ve özgüven ile alakalı. Organizasyon kabiliyeti de aslında çalışarak geliştiriliyor yani öyle doğuştan değil. O zaman sorun ne? Özgüven!! Hmm…Bu konu çok önemli işte!! Zurnanın zırt dediği yer ahanda tam burası sevgili hanımlar beyler! Kendinize güvenin. Orada bir sıkıntı varsa önce o sıkıntıyı giderin. Sizi özgüvensiz yapan, annelik sıfatı ile evlerde hapis yaşatan ne? Tespit edin ve çözüm üretin. Kendiniz yapamazsanız destek alın. Ama illaki bu özgüven meselesini çözün. Özgüvenli anne ufku geniş ve iyi çocuklar yetiştirir. Anne olarak hepimiz bunu isteriz değil mi?
Anneliğimin üçüncü yılının sonunda artık söyleyebilirim ki istediğiniz takdirde, e tabii biraz da zahmetine katlanırsanız, annelik engel değil. Ama fedakarlık. Bazen uykudan, bazen yemekten, bazen dedikodudan, bazen sıcak çaydan, bazen kahve keyfinden…Ama hepsine birden engel değil.
Ben bebeğimle, çocuğumla seyahat ediyor, imkanlar elverdiğince geziyorum.
Annelik gezmeye engel değil!
Kitap okuyorum, yavaş okuyabiliyorum, hele de uykudan önce okuyorsam ikinci sayfada göz kapakları direnemiyor ama okuyorum.
Annelik okumaya engel değil!
Bu bloğu açtım, yazıyorum. Çok da keyif alıyorum.
Annelik yazmaya engel değil!
Hadi bakalım, pamuk parmaklar klavyelere! Bu yazıyı okuyan ve anne olan okuyucularım, arkadaşlarım, dostlarım ve bilumum hısım akrabam:)
Siz neler yapıyorsunuz? ”Annelik……engel değil”. diyebileceğiniz?
Yazın; önce siz kendinizle gurur duyun, biz tebrik edelim, başka annelere de ilham olun.
Habitat: bilimsel tanımı bir organizmanın yaşadığı ve geliştiği yer. Kaynak:Vikipedi.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir