Anne Vicdanı

Share

Bir arkadaşım bir gün eşinden bahsederken ” hep eşim vicdanlı biri olsun, yeter diye dua ettim, şükür ki öyle” demişti. O gün gerçekten ”vicdan” ın aslında ne kadar da önemli ve hayati bir şey olduğunu fark ettim. Çünkü o ana kadar bu önemi kavramamı sağlayacak vicdansız bir ruh ile karşılaşmamıştım. Ne büyük şanstı!!
Vicdan konusu, hemen her konu olduğu gibi, anne olduktan sonra farklı ve başka bir boyut kazandı bende.

Konuya girmeden önce anne olmanın bilinen getirilerini bir hatırlayalım öncelikle sevgili izleyenler:
  • Daha duygusal olma
  • Daha empatik olma
  • Daha ağlak olma
  • Daha sabırlı olma
  • Daha alıngan olma
  • Daha vicdanlı olma ….
Bu böyle uzayıp gider de, kısa kestim. Konumuz vicdan çünkü, anne vicdanı.
Daha bebeği hastanede kucağınıza verdikleri anda tamamen size muhtaç bir canlı ile baş başa kalıyorsunuz. Vicdanınız titremeye başladı işte.
Sonrasında verdiğiniz müthiş bir emek ve özveri var. Aslına bakarsanız anne olduktan sonra daha vicdanlı, daha duyarlı daha duygusal ve hatta daha iyi insan olmanın sebebi verilen bu devasa emek bence.
Yeni anne olmuşsanız bebeğiniz çok küçük size tamamen muhtaç diye düşünerek yanından ayrılmak istemiyorsunuz pek. Ayrılsanız da koşarak dönüyorsunuz bir an evvel. Koşarak derken mecaz yapmadım, yanlış anlaşılmasın. Benim apartman merdivenlerini üçer beşer çıkmışlığım vardır.
O’nu evde birine bırakıp bir yere yemeğe gidersiniz; ”ay bu yemeği de çok sever, keşke O’nu da getirseydim” der vicdan yaparsınız.
Böyle böyle değişik vicdanı boyutları var anneliğin ama bence en esaslı olanı işe giden anne vicdanı!
Türkiye’de ücretli doğum izni doğumdan sonra en fazla dört ay biliyorsunuz. Bebeğim dört aylık olduğunda bu kadarcık bebek nasıl bırakılır da günde dokuz saat işe gidilir dedim. Vicdanım sızladı. İznimi uzattım. İznin sonuna geldim. Kızım bir yaşına geldi. İşe başladım, bu kez O’nu tanımadığım birine emanet edip, işe gelmek, aslında O’na ayırmam gereken zamanlarda resmi evraklarla uğraşmak bende çok ağır kaldırılması çok güç vicdani bir yük yarattığı gibi, haddinden fazla kendimi yıpratmam nedeniyle epey de bir yorgunluğa yol açtı. O zamanlar ‘her ne olursa olsun bir anne en az 2 yaşına kadar bebeğiyle kalmalı’ diyordum. Bir yıldan fazla süren bakıcı, iş, vicdan yükü, yorgunluk sürecinden sonra kızım 2 yaşına geldiğinde işe ara verdim. 2 yaş civarları tuvalet eğitimi, yeme içme düzeni ve eğitimi gibi temel şeylerin çocuğa kazandırıldığı dönemler olduğundan bu kez de ‘anne en az 3 yaşına kadar çocukla kalmalı” demeye başladım. Kızım şimdi 4 yaşına gelmek üzere. İşe dönme zamanı yaklaşıyor. Bendeki vicdan çanları yine çalmaya başladı. ‘Sabah en iyi ihtimalle 9 da kreşe bıraktığım çocuğumu haftanın beş günü akşam 7’ye kadar günde tam 10 saat göremeyeceğim. Üstelik eve geldikten iki saat sonrada uykuya gidecek çocuğum’  10 saat uykuda geçse günde kalan 4 saat. 4 saat neye yeter ki’ diye düşünmeye başladım. Bu dört saate yemek yemek, tuvalet, giyinme gibi faaliyetler de dahil.
Çalışan bir annenin çocuğunu özleme, O’na ayırması gereken zamandan çalma vicdan azabı yüreğin taa içinde kanayan bir yara.
Yaşamayanın asla bilemeyeceği bir şey.
Ne yaparsam yapayım, ne kadar uzun süre yanında olursam olayım asla ‘‘tamam, artık içim de vicdanım da rahat, işe dönebilirim” diyemeyeceğim. Bunu anladım ve kabullendim.
Vicdanın ‘anne vicdanına’ bir kez evrildiyse geri dönüşü yok.
Biraz dertleşmek istedim bugün.
Sevgiler.

 

Share

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir