80 Günde Devr-i Roma – 6

 

Roma’lı – Gibi- Olmak!

Bir şehirde turist olmak  ile orada yaşamak arasındaki farkı bizden en iyi İstanbullular bilirler herhalde. Roma da aynen böyle bir şehir işte. Biz, seyahat süremiz nedeniyle her ikisini birden tecrübe edebildik. Hem turist gibi gezdik hem de yerlisi gibi yaşadık. Yaklaşık 3 ay bu söylediğim için yeterli bir süre oldu. İşin aslı şu: seyahatimizde biricik 3 yaş kızımız da bizimle olduğundan turistik ve romantik(!) gezilerimiz arasına bilimum çocuk parkları, hayvanat bahçesi gibi yerleri de eklemek zorunda kaldık! İyi de ettik; dürüst olmak gerekirse bu geziler vesilesiyle yanımızdaki çocuk da içimizdeki çocuk da çok eğlendi!

İki kez karış karış  kat ettiğimiz hayvanat bahçesinden başlayayım.  Roma’da her ay hayvanat bahçesine gitmek artık bir gelenek halini almıştı…Bizim kız tam bir hayvan sever. Bebekliğinden beri karasinek hariç hiçbir hayvandan korktuğunu görmedim. Karasinekten de hızlı ve kontrolsüz hareket ettiği için korktuğunu tahmin ediyorum. Başka mantıklı bir izahı aklıma gelmiyor çünkü. Hala da tam olarak aşabildiği bir korkusu değil; an itibariyle ”bırak peşimi pis sinek!!” diyerek azarlıyor sinekleri:) Bu minik hayvan severimizi Romalıların Bioparco dedikleri hayvanat bahçesine götürmesek olmazdı. Çocukla ve hatta etrafına ilgi duymaya başlamış bir bebekle gidiyorsanız Bioparco hem sizin hem de miniğiniz için vakit geçirmesi oldukça keyifli bir yer. Roma şehrinin en büyük şehir parkı olan Villa Borghese’nin içinde yer alıyor hayvanat bahçesi. Villa Borghese, hayvanat bahçesine gitmeyecek olsanız da muhakkak görmeniz gereken bir park. Yürüyerek gezebilirsiniz, bisiklet kiralayabilirsiniz hatta şu küçük golf arabalarından bile kiralayıp gezmeniz mümkün. Hafta sonları koşu yarışmaları vb. etkinlikler de düzenleniyor burada. Bioparco’ya dönecek olursak; alanı oldukça geniş. Hayvanlara doğala yakın bir ortam sağlanmış. Bu bakımdan bizim çocukluğumuzda gezdiğimiz kafesli hayvanat bahçelerine hiç benzemiyor. Ne acı bir görüntüydü zavallı kaplanların aslanların kafesler içinde volta atmalarını izlemek. Çocukluk travması resmen. Neyse ki hayvan severler geçmişe nazaran daha çok seslerini duyurabiliyorlar. Bioparco’da küçük balıklardan tutun ayılara kadar çok farklı türlerde hayvanlar var. Aslanlar, kaplanlar, zürafa, fil, balıklar, çeşitli kuşlar…Comodo ejderhası bile vardı ki her yerde bulabilmek mümkün değildir kendisini. Dünya üzerinde sadece Endonezya’da görülen en son ejderha türü diye biliyoruz biz.
Roma bioparco-filleri izlerken
Bioparco-filleri izlerken
bioparco-comodo ejderhası
comodo erderhası
Hayvanat Bahçeleri Avrupa ülkelerinde, genel olarak başkentlerinde, en çok ziyaret edilen mekanlardan biridir. İlkini ayıptır söylemesi balayımızda Prag’da görmüştüm de ufkum açılmıştı. ”Vay be!! El oğlu neler yapıyor, ormanı şehre getirmişler” demiştim.
Çoluk çocuk rahatlıkla gezebileceğiniz şekilde tasarlanmış bir alan. Pusetli pusetsiz nasıl sizin için rahat oluyorsa…Giriş kişi başı 15 Euro. Boyu 100 cm’den kısa olan çocuklar ise ücretsiz. Açıkçası bu boy kriteri biraz değişik geldi bana. Ne bileyim, belki benim çocuğum 4 yaşında ama 110 cm, ya da 10 yaşında ama 90 cm…Neyse; vardır bir bildikleri. Dünyaca ünlü çocuk markalarının ana vatanından bahsediyoruz sonuçta. Her bakımdan oldukça güvenli ve oldukça da eğlenceli. Hatta hayvanları besleme saatlerine denk gelirseniz çocuklarınıza çok güzel deneyimler yaşatırsınız. Girişte verdikleri haritada hangi hayvan saat kaçta beslenecek yazıyor.
bioparco maymunlar
bioparco-maymunlar
kaplan asaleti
bioparco-kaplan asaleti
Hayvanat bahçeleri, hele de Roma’daki gibi olanlar size ve çocuklarınıza eğlenceli vakit geçirmenin yanında çocuklarınızın,yaşı kaç olursa olsun, dünyaya bakışlarını da değiştiriyor, ufuklarını açıyor. Çocuğunuzla gidiyorsanız Roma’ya, bu romantik(!) gezinizde Bioparco’yu es geçmeyin derim.
Diğer bir çocuklu gezinti rotamız Tevere nehriydi. Roma’lıların hafta sonları koşu/yürüyüş yaptıkları, bisiklet sürdükleri, kürek takımlarının antrenmanlarını yaptıkları, ördeklerin falan olduğu, güzel, sakin ve temiz bir nehir. Biz birkaç defa gittik. Ben yürüyüş yaptım, eşim ve bizim kız ördeklere yem attılar, çiçek topladılar…Ailecek vakit geçirilebilecek güzel sakin bir mekan. Yeme içme yerleri yok etrafında. Safi nehir kenarı. O yüzden giderken su, atıştırmalık artık neye gereksinmeniz varsa tedarikli gidin.
tevere nehri
Tevere nehri
Diğer bir aile parkı olan Parco di Appi Antica Roma’nın bence en güzel mekanlarından biri. İsmi ile müsemma bir yer biraz. Adı gibi antika. Yani Park aslında burası ama doğal halini çok  güzel korumuşlar. Roma’lıların çoluk çocuk, büyük babalar, büyük anneler (hafta sonları genellikle geniş aile birbirleri ile vakit geçiriyorlar.) toplanıp yanlarındaki yiyecek içeceklerle birlikte vakit geçirdikleri, yürüyüş, koşu yaptıkları, bisiklete bindikleri bir park. Bisiklet yolunu takip ederseniz ileride domuz, tavuk, horoz ve at çiftliği ile karşılaşacaksınız. Hatta geniş meralarda koyunları otlatıyorlar. Şehrin ortasında kasaba hayatı!!! Atları da kiralayıp binebiliyorsunuz. Geniş mera demişken bu alanlar koyunların olmadığı zamanlarda baba oğullar tarafından futbol sahası olarak kullanılmakta. Yeri gelmişken, Roma’lıların futbolla arası bayağı iyi. Önemli maçlarda cafelerde toplanıyorlar. Aynen bizde olduğu gibi tezahürat, bağırış, çağırış. Medeniyeti elden bırakmıyorlar ama asla herkes sınırını biliyor. Hatta bir anekdot anlatayım: Önemli bir maç sonrası metrodayız. Bir grup genç tezahürat yapıyorlar kendi aralarında. Çok da kalabalık değil metro. Bağırış çağırışın tonu ve tarzı bizde olduğu gibi değil ama. Yani, nasıl söylesem? Bizdeki biraz daha savaştan zafer ile ayrılmış ruhu ile yapılan canhıraş ve kaba(!) höykürmeler. Aaa ne güzel seviniyorlar diye bakarken içlerinden bir gençle göz göze geldik. Genç, yanımızda oturan küçük kızımızı da gördü. Rahatsız olduğum için öyle baktığımı düşündü herhalde, anında kendi sustuğu gibi arkadaşlarına bizi işaret ederek onları da susturdu. Sonra da defalarca özür diledi. Allahım!!! Medeniyetten ağlayacağım!! Buralara gidenler bilir; arabaların yaya geçidinde durması, yaya geçidi olmasa da herhangi bir yaya gördüğünde duran araçlar, insanların size iyi günler falan demesi, gülümsemesi, herkesin sıra bekleme kültürüne riayet etmesi gibi hareketler şöyle bir his uyandırır Türk turistin içinde: ”Ben bu kadar medeniyeti hak ediyor muyum yaw??Way be!! Ne önemli insanmışım ben meğer!! ” Biz Türkiye’de bir nevi surviver yarışmasında gibi yaşıyoruz. Bunu ancak buralara gidip görenler bilir. Günlük hayatın içinde yaşarken pek fark etmiyoruz. Hatta benim bir tezim var: Bunca yıl bu topraklarda hatta büyük şehirlerinde yaşamayı başarmış insanlar olarak bir İsviçre medeniyeti mesela bize fazla gelebilir. Neden mi? İsviçre’de bir tanıdığın evine telefon hattını tamir etmeye bir görevli gelmiş, tamiratını yapmış ama ortalıkta çok az da olsa toz ve dağınıklık kalmış. Adam gittikten sonra ev sahibi ahbabımız vay be adam ne kadar da temiz düzenli çalıştı diye düşünürken kapı zili bir kez daha çalmış. Gelen bu kez bir başka adammış ve telefon tamircisinin bıraktığı tozu ve dağınıklığı temizlemeye geldiğini söylemiş!!! Siz olsanız bu kadar medeniyeti hazmedebilir misiniz? Benim için zor!
Tamam, konuyu taa nerelere getirdim yine biliyorum; hemen konumuza dönüyorum efendim pardon.
Pinokyo’yu (İtalyanca yazımı ile: Pinocchio) bilmeyeniniz yoktur. Roma’da hemen her yerde pinokyolu aksesuarlar, oyuncaklar ve anahtarlıklar gözünüze çarpacaktır. Çünkü Pinokyo’nun doğduğu topraklardasınız! İtalyan yazar Carlo Collodi’nin bu ölümsüz eserini 2 yaşından itibaren çocuklarınıza muhakkak okumalısınız. İki yaş civarlarında hemen her şeyi, eğer onlara uygun dilde anlatırsanız, anlayabiliyor çocuklar. Pinokyo’nun burnunun normal insanların ve oyuncaklarınkinden uzun olması zaten çocukların dikkatlerini çekiyor. Bundan faydalanıp yalanın kötü, doğruluk ve dürüstlüğün iyi olduğunu anlatmakla hayat derslerine başlamalısınız bence. Ölümsüz eser Pinokyo ise bunun için biçilmiş kaftan. Geçtiğimiz yaz büyük resimli ve basit anlatımlı bir Pinokyo hikaye kitabı almıştım ben bizim kıza. O kadar sevdi ki; babasına ve bana hem öğle hem de akşam uykularına yatmadan önce defalarca okutuyordu. O kadar ki hala hikayeyi eşim de bende satır satır ezbere biliyoruz.  Roma’da 1936’dan beri faaliyette olan Bartolucci adlı mağaza hem sizin için hem de çocuklarınız için muhakkak gidilmesi gereken bir oyuncak dükkanı.
Bartolucci- Pinokyo dükkanı
Bartolucci- Pinokyo dükkanı
Girişteki bankta Pinokyo kuklası var, yanına oturup poz verin. Kapısında bisiklet çeviren bir Pinokyo daha var, içeride de onlarca çeşit tamamı ahşap yüzlerce oyuncak ve aksesuar. Hediyelik almak için güzel bir yer, ben bizim kıza biraz daha büyüyünce doğum gününde vermek üzere bir hediye aldım mesela.
Trastevere’den bahsetmeden geçmeyelim. Roma’ya birkaç günlük turistik gezi yapanların bilmediğine ve duymadığına neredeyse emin olduğum bir semt burası. Bu semt şehir merkezinden Tiber nehri ile ayrılmış, zaten Tiber’in ötesinde gibi bir anlamı var Trastevere’nin. Merkeze nazaran çok daha otantik ve dolayısıyla çok daha romantik bir yer. Dar ve arnavut kaldırımlı sokaklar, eski otomobiller,küçük cafe ve restorantlar…Şehir merkezinden nispeten uzak olduğu için turistik hava henüz buraya fazla yansımamış. Bir kez daha Roma’ya gidip yaşama şansım olsa bu semti tercih edebilirdim.
Gionicolo Tepesi ”sana dün bir tepeden baktım azzzizz Roma!” denebilecek oldukça yüksek bir tepe. Buraya çıkıp Roma manzarası seyredebilirsiniz. Yapımına 4. yy’da başlanan ve en eski kiliselerden biri olan St. Maria Basilica’sını ziyaret edebilirsiniz. Biz her ikisini de yaptık. Tepeye çıkmak bebek arabasında oturan bir çocukla biraz zor oldu itiraf etmeliyim ki. Otobüsle gitmeyelim, yürüyelim, malum bir şehir en iyi yürüyerek gezilip öğrenilir dedik ama eşimin puset itmekten beli ağrıdı.Yani çocukla gidiyorsanız otobüse binin; tepeden bakın, otobüse binin; tepeden inin. Yürüyerek gezilip öğrenilecek daha bir sürü yer var Roma’da. Bizim gibi kahramanlık yapmayın.
Trastevere-Gionicolo Tepesii
Trastevere-Gionicolo Tepesii
Ayrıca Pazar günleri bu semtte sabah 6’dan öğlen 14’e kadar bit pazarı kıvamında bir pazar kuruluyor, ne ararsanız var. Denk getirebilirseniz uğrayın derim.
Roma’da araç trafiğine kapalı pek çok meydan var. Ortasında son derece estetik heykellerin olduğu, turistlerin oturup soluklandığı, güvercinlerin uçuştuğu…Bu meydanlardan biri de Piazza di Spagna  ki burası çok meşhur İspanyol merdivenlerinin bulunduğu bölge. Yani gittik gördük. Kalabalık, çok kalabalık! İspanyolların inşa ettiği merdivenler olduğundan bu ismi vermişler. Güzel basamakları var, meydanın ortasındaki havuz-heykele bakıyor. Güzel. O kadar yani çok da abartılacak bir şey görmedim açıkçası.
Fontana di Trevi; Aşk çeşmesi..Bak burası güzel. Bir de kalabalıktan gözümle de görebilseydim keşke doğru dürüst! Para atıp dilek tutuyorsunuz akan çeşmenin birikintisine, ya da dilek tutup para atıyorsunuz işte her ne ise…
Piazza Republica:  Burası da şehrin en büyük meydanlarından biri. Çeşitli gösteriler oluyor. Metro çıkışı direkt meydana. Biz bir gidişimizde kadına şiddete hayır mitingine denk geldik. Miting değil panayır yeri sanki. Neyse ayrıntılarından başka bir yazıda bahsedeceğim bu konunun.
Son olarak; Lindt’in bir mağazası var Roma’da. Marka adı vermeyecektim ama dayanamadım. Allahım o nasıl bir dükkandır öyle!!! Hayatımda bir daha o kadar kaliteli ve ve bol çikolatayı bir kez daha görür müyüm bilemiyorum. Dükkanın içinde kendimi kaybettim desem yeridir. Ama gıdım ikramlık bir şey yok! İnsan her çeşitten tadımlık bir şeyler koyar değil mi? Hepsinden nasıl satın alayım? Ne yapalım ben de aldığım fındık kremalı ile yetindim:( Demem o ki çocuğunuz varsa bu dükkan harika! kapısında kocaman bir ayı var, zaten o dakikada çocukların dikkatini çekiyor.
Lindt Roma
Lindt Roma
Yukarıda bahsettiğim yerler dışında bizim süperaktif hatun ile hemen her gün muhakkak bir parka gittik. Oturduğumuz semtte ki park ve oturduğumuz semte giden metro hattındaki tüm çocuk parkları!!
Daha önce de bahsettiğim gibi bebeğe, çocuğa, anneye, anne adayına ve babaya ihtimamlı bir ülke. Bu nedenle gittiğiniz çocuk parkları hem hijyen hem de güvenlik açısından içinizin rahat edeceği cinsten olacak.  Şehir merkezindeki parklara götürürseniz denizaşırı arkadaşlıklar kurması da cabası olacak. Malum Roma yetmişikibuçuk milletten insanın olduğu bir şehir. Dil biraz problem oluyor tabii başlarda ama çocuk dili evrensel. Anlaşıyorlar bir şekilde.
Roma maceramızı bu yazı ile sonlandırmak oldukça hüzün verici. Garip bir burukluk hissettim şu an içimde. Orada geçirdiğimiz 80 günün her biri ayrı ayrı güzel anılar bıraktı zihnimde.
O kadar uzun süre kalmış ve görülebilecek hemen her yeri görmüş olmama karşın son gidişim olmayacak eminim.
Zaten son yazı dedim ama muhakkak hem aklıma geldikçe hem de sonraki yazılarımda yeri geldikçe hatırlayıp anlatmak isteyeceğim anılarım ya da paylaşmak isteyeceğim tecrübelerim olacak.
Soruları olan, olumlu ya da olumsuz yorumu olan, ya da yanlışım varsa düzeltmek isteyen varsa çekinmesin, benimle iletişime geçsin. Hiç gocunmam:)
Sevgiler.

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir