80 Günde Devr-i Roma!! – 1

Neden herkes gibi 3 gün, 5 gün ya da bir hafta değil de 80 gün? Önce bu soruya yanıt vereyim: çünkü gezimizin amacı Roma-ntik değil; akademik! Sevgili eşim akademik çalışmalarını geçen yıldan bu yana Roma’da sürdürmekte.
Aslında Roma’ya ilk gidişimiz de bu kesintisiz 80 gün süren gezimiz değil. Geçen yıl içerisinde de bir süre eşimin yanında kızım ve ben de Roma’da bulunduk. Nihayetinde de ancak bu eğitim öğretim yılının ilk döneminin tamamını Roma’da geçirdik. Christmastan önce de dönemi bitirip tatile Türkiye’ye döndük. İtalya- Roma dosyamda da bu uzun süreli gezimizden bahsedeceğim. Uzun bir yazı dizisi olacak, hazır olun!
İlk kez kesintisiz bu kadar uzun süreli bir yurt dışı seyahati olacağından hazırlığın da birkaç günlük seyahatten farklı olması tabii ki beklenir bir şey. Bu nedenle hazırlığa aylar öncesinden başladım; tabii ki mental olarak! Daha önce de Roma’da bulunduğumuzdan en azından nasıl bir yer olduğuna ilişkin az çok fikrimiz vardı. Eşim daha da uzun süredir orada olduğundan hazırlık süreci bu anlamda tam bilinmezlik içinde geçmedi haliyle. Roma’ nın havası Türkiye’den kıyı Ege Bölgesi havasına benziyor. Yazlar sıcak ve nemli ama bir Antalya değil, kışlar genellikle yağmurlu ve serin. Buranın altını çizmek isterim; soğuk değil; serin. Yani öyle kalın kalın kaşe mantolar gereksiz bence. Biz Roma tarihinin son on yıllarda karşılaştığı en soğuk Ekim-Kasım ayı sıcaklıklarına denk geldik ama olsun. İstisnalar kaideyi bozmaz.
Mental hazırlık sürecinde, gitmeden önce satın almam gereken şeyleri, bavulumuza koymam gereken ya da yapmam gereken başka işleri  edindiğim akıl defterime aklıma geldikçe kaydediyordum. Yolculuğa yakın zamanlarda da listemde gerçekleştirdiklerime tik atıyordum. Aslında bu not tutup liste hazırlayıp, tik atma işini uzun yıllardır sadece seyahatlerde değil günlük işlerimde ve hatta iş hayatımda da yapıyorum. Bir kadın olarak gün içinde on yüz bin milyon şey organize etmemiz gerektiğinden, ne yapacağımı, ne yaptığımı unutuyorum. Hem pratik oluyor hem de geri dönüp gerektiğinde bakılabilir bir arşiv oluyor.

İlk hazırlık sürecine hava durumu konusuna kafa yorarak başladım. Ne götürelim, ne giyelim, ne gerekir vb? Malum mevsim geçişinde gidecektik. Roma’da sonbaharda, özellikle de Ekim-Kasım aylarında yağmur çok yağıyor. Yağmur yağmadığı zamanlarda Ekim ayı yanınıza yağmurluk görevi de gören bir trençkot alırsanız tişört ile geçirilebilir. Kasım ayı için aynı şeyi söyleyemem ama… Yine yağışlı ancak Ekim ayından kesinlikle daha soğuk. Biz de son yılların en soğuk sonbaharına denk geldiğimizden Ekim sonunda kat kat pijamalarla yattık. Çünkü kiraladığımız evde ve anladığımız kadarıyla genel olarak Roma’da kaloriferler 1 Kasım’da yanmaya başlıyor. Sıcak su torbalarımı almadığım için de pişman oldum o günlerde. En azından yataklarımızı ısıtabilirdik böylece. Kişi başı birer hafif ve çantada yer kaplamayan büyüklükte şemsiye şart. Biz, şehir gezilerimize üç kişi artı bir bebek arabası, artı 2 sırt çantası çıktığımızdan minimum ekstra eşya felsefesiyle bir şemsiye ile idare edebildik. Diğerimiz kapüşonla idare etti. Amma… şu noktada çok büyük bir hata yaptığımı söylemeliyim: bebek arabasının yağmurluğunu almamak!!!!
THY yurt dışı uçuşlarda normalde kişi başı 20 kg’a kadar, yani iki kişi 40 kg’ a kadar, bagaja izin veriyor, fazlası ücretli. Övünmek gibi olmasın ama ağırlık ölçme konusunda gözlerime çok güvenirim! Evet gözlerime! Bakarım, kaç kg söyleyiveririm. Peki bu özelliğin nerede işine yarıyor ki şu teknoloji çağında diye soranlara cevabım 39.7 kg ‘lık valizim diye de cevap veririm. Evde tartacak haliniz yok ya o kadar bavulu! Söz konusu 39.7 kg’lık valizimizde yer olmadığından ‘’hallederiz’’ fikri ile elediğim bebek arabası yağmurluğunu en başta uygun bir köşeye konumlandırmalıymışım bavulda. Mesela bir pazar günü ‘o kadar Roma’ya geldik Vatikan’da Papa yı görmeden gitmeyelim’ dedik ama daha Papa konuşmaya başlamadan öyle bir yağmur bastırdı ki gerisin geri metroya dönmek zorunda kaldık. Bebek arabası yağmurluğumuz olsaydı bunu yapmak zorunda kalmayacak, Papa’yı o gün görecektik; e Papa da bizi görecekti 😛 Tabii epey uzun süre kaldığımızdan başka bir Pazar günü gördük kendisini, affetmedik ama sizin böyle bir şansınız olmayabilir. Bu yüzden bebek arabası yağmurluğu elzem. Bebek arabası demişken, bu konuya da kısaca değineyim: kızımız 9 aylıkken hatırı sayılır bir meblağ ile satın aldığımız bebek arabasını tüm seyahatlerimizde tabiri caizse tepe tepe kullandık/kullanıyoruz. THY yer hizmetleri görevlilerinin bagajlara karşı olan pek de nazik sayılmayan muamelelerinden ötürü sağlam; çok sağlam bir bebek arabasına ihtiyacımız olduğuna kanaat getirdiğim için satın aldığım bu arabadan ve alırken hediyesi olan yağmurluktan çok ama çok memnunum. Roma’da kaç kez ‘’verdiğimiz paraya değiyor walla’’ dediğimi hatırlamıyorum bile. ( markasını ve modelini merak edenler benimle iletişime geçebilir. Buradan marka adı verip de bedavadan reklam yapacak değilim değil mi? 🙂 )
Şemsiye, bebek arabası yağmurluğu, ailenin her bireyi için yağmurluk görevi de gören trençkot/pardösü, kadınlar için bir şal olabilir ekstra ( hem şık hem işlevsel; rüzgarda boynunuza, başınıza dolarsınız) güneş gözlüğü, yağmur geçirmeyen hafif botlar ya da spor ayakkabılar ( ben ve eşim sağlam ve su geçirme özelliği olmayan spor ayakkabı ile bitirdik dönemi, kızımız için hem spor ayakkabı hem de bot götürmüştüm ikisine kullandım) hava şartları göz önüne alındığında Ekim- Kasım aylarında giderken alınması gerekenler.
Biz Aralık ayının sonuna kadar kaldığımız için kış mevsimi başlangıcını da orada geçirdik. Aralık ayı soğuk. Hatta bazı günler rüzgarla birlikte dondurucu soğuktu. Bu yüzden trençkottan bir tık daha kalın montlar işinizi görür. Kişisel fikrim kalın kaşelere bu ayda da gerek olmadığı yönünde. Tabii ki yine şemsiye, yine bebek arabası yağmurluğu, yine yağmur geçirmeyen bot/spor ayakkabı. Gezdiğiniz yerlerde kaşelerle, çizme, atkı, bere ile dolaşanlar da göreceksiniz ama şaşırmayın. Turistik bölge; yetmişikibuçuk milletten insan var orada herkes Türkiye’den gelmiyor değil mi? Misal, dört mevsim yaz Kolombiya’dan gelen biri ile siz aynı algılamazsınız hava sıcaklığını.
Hava durumu ile ilgili olarak değinmeyi istediğim son ve bence çok önemli nokta -özellikle de uzun günler kalacak olanlar için- NEMli hava!! Nemli hem de çok nemli…Nemli demiş miydim? Hele de benim gibi kuru havaya alışkın bir bünyeniz varsa daha hava alanından iner inmez boğulacakmışsınız hissi geliyor insana. Biz Ekim- Aralık arasında oradaydık. Yaz aylarını düşünmek bile istemiyorum. Antalya gibi İzmir gibi olur tahminimce. Nemli havayı solumaya bir süre sonra alışıyorsunuz (hatta benim gibi kuru cildiniz varsa bebeksi, ipeksi bir cildiniz oluyor bir süre sonra hem de bedavaya! Kremlere falan gerek yok. ) Benim için iki noktada nem sorunu tüm seyahat boyunca önemini korudu. Birincisi; kızımın alerjik astımı var ve nemli hava alerjiyi tetikleyebiliyor. Bu nedenle nebulatörünü zaten her yere giderken götürüyorum gerekli olan ilaçları ile birlikte. Tabii ki buraya da getirdim ancak çok daha fazla doz ilaçla. Tüm evi fırsat buldukça havalandırdım. Bütün odalara içine sirke koyduğumuz küçük bardaklar koyduk; çünkü sirke ortamın nemini emmeye yardımcı oluyormuş okuduklarımızdan öğrendiğimiz kadarıyla. Ben yerlere bazen karbonat serpiyordum. Karbonatın da sirkeye benzer bir işlevi var. Bir de Roma gezimiz öncesinde yaptığım araştırmalardan öğrendim: nem emici diye bir aparat var. Bu aparatın içine  bir nem emici, sağlığa tamamen zararsız, kalınca bir kimyasal kapsül koyuyorsunuz, bu kapsülde aparaın içinde oluyor zaten hediye olarak, kapsül ortamdaki nemi emip, nem emici aparatın içinde emdiği nemi su olarak biriktiriyor. Ne kadar basit ama işlevsel bir şey değil mi? Nemli rutubetli evlerde, dolap içlerinde, banyolarda falan da kullanılabilir. Gayet de makul fiyatlı, hatta faydasını düşündüğünüzde çok ucuz bile denebilir.
Nemli havanın dezavantajını koruduğu ikinci durum da çamaşır kurutma meselesi oldu benim için 3 koca ay boyunca. Ne yaptımsa o çamaşırları asla tam olarak kurutamadım. Günlerce dışarıda beklettim, güneşin altına astım, güneşte kurudu akşam olunca yine nemlendi.
evimizin verandası ve çamaşırlıkta asılı asla ama asla kurumayan çamaşırlar!!
Kaloriferler yanınca peteklerde kuruttum, kalorifer gece belli saatten sonra söndüğünden sabaha yine nemlendi. Yani her kıyafette, nevresimlerde hafif bir nemli hissi hep oldu. Hiç sevmem!! Nemli ortamı ısıtmak da çok zor ayrıca, burada da sıcak su torbalarımı getirmediğim için yine pişmanlık yaşadım. En azından yataklardaki nem bir ölçüde azalır, uyurken daha kolay ısınmak mümkün olurdu. Kat kat giyinsenizde nemli havanın soğuğu bir beter oluyor. Aklınızın bir köşesinde bulunsun.
Roma havası ile yazı dizimize başladık. Önce bu uzuuun yazıyı sindirin; bir sonraki gezi yazısında ‘32 aylık bir çocuk, 3 kişilik ailemiz için kalınacak yer konusunu en optimal şekilde nasıl organize ettik?’ ‘Roma gibi pahalılığı ile ünlü bir şehirde verandalı, barbekülü, salıncaklı bir villa da lüks içinde(!) oturmayı nasıl başardık?’ gibi soruların yanıtları ile  devam edeceğim Roma maceramızı anlatmaya .

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir