Doğa Harikası Kapadokya

Çocuğu olup da çizgi film kanallarına aşina olmayanınız yoktur. Çocuk doğup da şöyle bir yaşına falan geldiğinde ” Ay ben çocuğuma iki yaşına kadar hiç televizyon izlettirmeyeceğim, iki yaşından sonra da günde bir saat!! ” deyip de lafını yutanların listesini yapsak buradan köye yol olur sevgili duyarlı ebeveynler.  Neyse işte, biz de tabii ki çizgi film seyrediyoruz ve hatta TRT Çocuk baş tacımız. Saati sınırlı tutmaya özen gösteriyoruz. Eğlendiği ve öğrendiği bazı çizgi filmleri ben de beğenerek izliyorum.
TRT Çocuk’da epey bir süredir bu yılın 23 Nisan TRT Çocuk Şenlinin Nevşehir- Kapadokya’da yapılacağının reklamı dönüp duruyordu. İlgilenenler için internet siteleri  şenlik programı hakkında kapsamlı bilgi veriyor. Katılımcı ülke sayısı dikkatimi çekti ama: sadece 26! Biraz üzülmedim desem yalan olur. Bizim çocukluğumuzda onlarca ülke olurdu sanki, ben mi yanlış hatırlıyorum?

Madem tarihlerden 23 Nisan ve bu yıl Kapadokya’da düzenleniyormuş şenlikler dedim ve Kapadokya yazımı bugün kaleme almaya karar verdim.
Kapodokya gezimizin benim için apayrı bir anlam ve önemi var. Şudur ki: bizim kızdan ilk kez tam iki gün bir gece boyunca ayrı kaldığım ilk geziydi. Gerçi an itibari ile son gezi de… Yılaaaar sonra karı-koca baş başa gezentilik yapalım istedik. Yola çıkacağımız günün sabahında bizim hatun sabah 05:30 sularında uyandığı için güne pek de tatlı başlayamadık ama kendisini emektar bakıcısının kollarına bırakıp yola çıktık. Ankara- Kapadokya tam dört saat sürdü. Yol güzel mi? Pek keyifli olduğunu söyleyemeyeceğim. Malum; Orta Anadolu coğrafyası işte: bozkır, dağ, tepe falan…Ama Kapadokya sınırlarına girip de kalacağımız otele doğru giderken karşılaştığımız manzara seyir noktaları gerçekten muhteşemdi. Mistik, dingin, masalsı ve büyülü… Tam benlik!!!Dinginliği ve sessizliği (hafta sonu olmasının da etkisiyle) çeşitli yerli ve yabancı turist grupları ve bilhassa okul gezisi ile gelen yüzlerce hatta binlerce öğrenci bozuyorsa da manzaraya odaklanınca sesler ve karmaşa ardınızda kalıyor.
Kapadokya- doğa harikası
Dört saatlik yolculuğun ardından otelimize ulaştık. Oteli şu anda Türkiye otelleri kapsamında kapatılan booking.com’dan ben buldum. Fiyat ve kalite olarak çok uygun hem de yeni bir oteldi. Dıştan betonarme yeni bir bina olsa da içini güzel dekore etmişler otantik bir havası vardı. Özellikle terası çok güzel, tüm Kapadokya muhteşem sabah ve akşam manzarasıyla ayaklarınızın altında. Böyle yerlerde, otel ve diğer konaklama tesislerinin bulunduğu bölgenin doğasına ve ruhuna uyumlu olması gerektiğini düşünüyorum. Böylesi mistik bir coğrafyada post modern bir otel sırıtıyor bence. Arzuya göre her çeşit konaklama imkanı var tabii. Hosteller, pansiyonlar, beş yıldızlı açık havuzlu oteller, kayalıklara oyulmuş taş mağaralara yapılmış oteller…Kaya oyukları burada çok fazla görülen bir oluşum. Kaya oyuklarında evler, dükkanlar var. Çok şaşırtıcı gelmişti bana. Kayaların yumuşak yapılı olması mağaraları dükkan veya ev formuna sokmayı kolaylaştırıyor tabii.
Kapadokya- Kaya - mağara oyukları
Kaya – mağara oyukları
Sabah 05:30 da kalkmış olsak da, dört saat yol yapmış olsak da tabii ki eşyalarımızı otele atıp hemen kendimizi bu olağanüstü coğrafyanın kollarına bıraktık. Gitmeden önce yaptığım küçük araştırma neticesinde bu bölgenin yani, Nevşehir, Ürgüp, Göreme, Kapadokya, Avanos, Ihlara Vadisi gibi en bilinen noktaları ile civarları bilinenin aksine bir hafta sonu gezisine ya da günübirLik geziye sığdırılamayacak türden. Bu bölgenin hakkını vermek için en az 3-4 güne ihtiyacınız var bence. Bizim vaktimiz iki gün ve bir gece ile sınırlı olduğundan optimum bir gezi planı yapmaya çalıştık ama aklımız da oralarda kaldı hani.. Bir kez daha gitmeli sanki…
Otelden adımımızı dışarı attığımızda dikkatimi çeken ilk şey etrafta ne kadar çok turİst olduğu ve hatta Güney Kore’li olduğuydu. Bazı mağaza ve restoranların vitrinlerinde Kore’ce yazılar vardı yahu! Tabiri caizse dünyanın ta bir ucundan kalkıp buralara gelmişler. Tamam turistik bir bölge diye biliyorduk ama hani bir İstanbul, bir Antalya Bir Bodrum da değil di ki burası!! Ama Kore’liler her ne yapıyorsa yaptığı işleri yabana atmamak lazımdır. zaten gezimizin daha başında Göreme Açık Hava Müzesini gezerken bu bölgenin bu zahmete değdiğini ve özeni hak ettiğini anladık.
Bu bölge, bize anlattıklarına göre,Hristiyan mezhep savaşlarından kaçan Ortodoksların sığındığı ve uzun yıllar barındığı bir bölge olduğundan yüzlerce kiliseye ev sahipliği yapıyor. Bir kısmı Göreme Açık Hava Müzesi sınırlarında zaten. Pek çoğu kaya oyuklarına yapılmış bu kiliselerden karşınıza çıkanları gezip görün derim.
Bir Ortodoks Kilisesi
Bir Ortodoks Kilisesi
Bir sonraki hedefimiz Uçhisar Kalesiydi. Yine mağara oyuklarına yapılmış bu kaleye belli bir noktadan sonra yürüyerek tırmanıyorsunuz. Yağmur yağışa rağmen azmettik, kaleye çıkmayı başardık ama böyle de bir manzara yok! Gerçekten yok ama! Eşi benzeri olmayan bir coğrafi oluşum bu bölge dünya üzerinde, biliyorsunuz.
Günü bu bölgenin meşhur testi kebabı ile bitirdik. Bu da ”Kapadokya’da ne yenir ? ” sorusuna yanıt olsun.
Yeni güne otelin terasındaki mükemmel açık büfe kahvaltı ile başladık. O günkü misafir sayısı beş-on kişiyi geçmeyen bir butik otel olması sebebiyle ortam oldukça samimi,kahvaltı hem çok lezzetli hem de çok çeşitliydi.
O günün akşamına kadar, Paşabağ Rahipler Vadisi, Peri Bacaları, Çavuşin Köyü,Ortahisar, Zelve, Selime, Ihlara Vadisi ve Mazı Yer altı Şehri ve (Güzelyurt) Gaziemir Underground City’i gezdik.
Kapadokya- Paşabağ Vadisi
Paşabağ Vadisi
Peri bacalarının ünü ve önemi zaten herkesçe malum. Volkanik kayaların aşınması ile oluşan bu yapılar halen aşınmaya ve şekil almaya da devam ediyor aslında. Yani yaşayan bir bölge burası. Kim bilir binlerce yıl sonra nasıl bir yer olacak diye düşünüyor insan.
Peri Bacaları- Üç Güzeller
Peri Bacaları- Üç Güzeller
Ihlara Vadisi tek kelime ile: Nefes kesici!! Vadinin yeşili, akan deresi…
Mazı ve Güzelyurt yer altı şehirleri burada en ilgimi çeken yerlerdi aslında. Gerçekten çok şaşkınlık verici. Konumu itibariyle göç ve ticaret yollarının üzerinde bulunan bu bölgede binlerce yıl öncesinde yerin onlarca metre altında dört katlı şehirler, kervansaraylar kurulmuş olması insanoğlunun doğayı nasıl kendi lehine kullanabildiğinin en güzel kanıtı. Yer altı şehirlerinde ve kervansaraylarda odalar, mutfaklar, hamamlar, at ağılları vb. yapıları görmek mümkün.
Avanos ise bilindiği üzere toprak kapları ve hatta toprak testileri ile meşhur. Ta Hititlerden beri bu çanak- çömlek işi yapılıyormuş burada. Üstelik ilçeyi çok da güzel organize etmişler. Kızılırmak üzerindeki asma köprü, ırmak kenarındaki park ve yürüyüş alanları, cafe, restoran ve çay bahçeleri…
İki gündüz bir geceye biz ancak bu kadarını sığdırabildik. Ama dediğim gibi; aklımız buralarda kaldı biraz. Mesela benim gibi yürüyüş tutkunlarının gözlerini parlatacak cinsten yürüyüş rotaları var ve çeşitli zamanlarda trekking turları düzenleniyor; ki birine katılmayı gerçekten çok isterim.
Sonra, balon turları var elbette. Şimdi balon turları Kapadokya bölgesinin ve hatta Türkiye’nin bile turistik tanıtımında kullanılan önemli bir öge biliyorum Ama sabahın kör karanlığında ve sabah soğuğunun en iç titretici saatinde, bir balona binmek ve yer yüzünden metrelerce yükseğe çıkmak. Dikkatinizi çekerim: balonla!!  Uçakla bile arasında gergin bir ilişki olan benim gibi biri için üste para verseniz yapmayacağım bir şey. Eminim çok güzel bir deneyimdir. Gün doğumu, manzara falan şahanedir ona da eminim ama ben almayayım cicim. Bana göre değil. Bence gün doğumu en güzel benim evimin mutfağının penceresinden izleniyor kardeşim! Var mı ötesi?
Velhasılı kelam; el oğlu kaç bin kilometre yapıp dünyanın öbür ucundan kalkıp geliyor da ben bu yaşımda Ankara’dan anca gittik diye epey utandım. Orta Anadolu burası, adı üstünde ülkenin ortasında!! Türkiye’nin neresinden gelirseniz gelin çok da uzak olmaz yani.
Çoluk çocukla gidilir mi?” sorusuna gelince. Gidilir elbette. Gezi planınızı çocuğunuzun yaşına göre yaparsınız. Bebekse kucakta ya da kanguruda taşıyabiliyorsanız her yer size uygun. Bebek arabası yaşındaysa tepeli, merdivenli yerleri sırayla gezersiniz. Daha büyükse zaten yürüdüğünden hiç bir sorun olmaz. Çocuğunuzun huyuna suyuna göre belirlersiniz günlük rotanızı. Okul çağı çocukları için zaten yakın çevre illerden  bolca okul gezisi düzenleniyor anladığım kadarıyla. O’nu okul gezisi ile gönderin, siz eşinizle baş başa gidin.
Nasıl fikir?

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir