3 Aralık Dünya Engelliler Günü

 

Hepimiz engelli adayıyız.
Eğer herhangi bir engeli olmadan doğan şanslı insanlardan biriyseniz, herhangi bir kaza bir anda engelli bir birey yapabilir bizi. Yaşadığımız her an bunun bilincinde olmalıyız.
Engelli insanların bizim ülkemizde de varlığı hepimizin malumu. Bazen yakın çevremizde bazen uzağımızda. Ancak sokakta engelli vatandaşları pek görmediğimiz de bir gerçek. Bunun nedeni sayılarının az olması kesinlikle değil. Sokağa çıkamamaları. Çünkü sokaklar engelsiz insanlar için bile maalesef kesinlikle güvenli ve uygun değil. 
Engelliler konusunda kendimce her ne kadar duyarlı biri olsam da engelli bir bireyin ülkemizde nasıl bir hayat yaşadığına dair ilk fikir edinişim bebek sahibi olduktan sonra oldu.
Eğer Türkiye’de bebekli bir kadın/ebevenyseniz, bebeğinizle pusetli ya da pusetsiz kendi özel aracınız olmadan bir yerden bir yere gitmeniz oldukça büyük bir mücadele gerektiriyor. Hatta pusetle yürüyüş yapmak bile hiç kolay değil.
Engelliler ile gerçek anlamda ilk defa bu zamanlarda empati kurabilmiştim. Tekerlekli sandalye ile yaşamınızı sürdürdüğünüzü farz edin. Evinizden çıkıp vergi dairesine gideceksiniz ve bunun için otobüs ve metro kullanmanız gerekiyor diyelim. Öncelikle yaşadığınız apartmanın asansörü olmalı, bineceğiniz otobüsün yüksekliği kaldırım ile aynı hizada olmalı. Otobüslerde engelli vatandaşlar için ayrılmış yerler olmalı ve herkes bu konuda hassasiyet göstermeli, kimse o yerleri işgal etmemeli. Metrolara inmek için engelli asansörleri olmalı ama hepsi çalışır durumda olmalı. Bir şekilde vergi dairesine ulaştınız diyelim. Burada da asansörler olmalı, hizmette öncelik tanınmalı ve kolaylık sağlanmalı.
Ben sadece bebek pusetli bir anne olarak puset ile Türkiye’de şimdiye kadar ”hiç” !! otobüse, dolmuşa, metroya binmedim, binemedim. Bebeğim daha iki aylıkken bir kez dolmuşa binmiştim de dolmuşa binmemle dolmuş şoförünün gaza basması bir olduğundan ve henüz yerime oturamamışken az kalsın düşüyordum. Böyle de bir duyarsızlık örneği işte!  Oysa Brüksel’deyken kızım daha 9 aylıktı. Puseti ile kimsenin yardımına ihtiyacım olmadan rahatça şehir hatları otobüsüne binebiliyor, bebek arabaları ve tekerlekli sandalyeli yolcular için ayrılmış özel bölümde oldukça konforlu şekilde seyahat edebiliyordum. Resmen özgürlük!!
Ahh!! Ben Avrupalardayken… muhabbeti yapmak istemiyorum ama durum maalesef ki böyle.
Yıllar yıllar öncesine göre durumumuz daha iyi elbette ki. Engelliler için istihdam olanakları bu gelişmelerden en dikkat çekeni ve en önemlisi elbette.
Sokaklardaki görme engelli vatandaşlar için yapılan özel yollar da keza öyle.
Bu çabalar her şeyden önce onlara kendilerinin de bu toplumun öneli ve değerli bir parçası olduklarını hissettirir.
Annem yaklaşık on yıldır işitme ve zihinsel engelliler öğretmenliği yapıyor. Neredeyse her görüşmemizde bize bıkmadan usanmadan sağlıklı olan halimiz şükretmemiz gerekliliği üzerine telkinlerde bulunur. Şükretmeliyiz, kesinlikle haklı. Ancak şükredip kendi köşelerimizde oturmayalım.
En basitinden kitap okuyabiliriz. Sesli kitaplardan birinde bizim de sesimiz olabilir.
İşaret dili öğrenebilir, öğretebiliriz.
Bunlar basit olanları. Daha büyük sorumluluklarda almak mümkün elbette.
Evet, engelli vatandaşlar için temel politikaları devletler yürütmeli, böyle düşüneniniz varsa, haklısınız da. Ama iyilik yapmaktan, başka birinin hayatına dokunup, mutlu etmekten daha büyük mutluluk daha güzel bir huzur kaynağı var mı Allah aşkına hayatta?
Yazımın başında söylediğimi tekrar ediyorum: Hepimiz engelli adayıyız.
Onları yok saymayalım. Bir gün yok sayılan biz de olabiliriz. O zaman üzülmez miyiz?

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir